Ankara’nın ıssız kuru platoları
Kederi ay ışığında yoğurduğumuz zamanlar
Haymana’da kerpiç bir dam
Orada ,
Adını kırık tabelalardan okuduğumuz
Baykuş ve olanca sürüngen
Köy mezarlarının kimsesizliğinden
Olmakla olmamak meselesinden
Yere göğe sığıp sığamamak kederinden
Ne mağlubiyetler gördük, orada
Şekilsiz şemalsiz bir surettik
Toprak kokan elleri vardı onların, o elleri
Unutmayı hiç beceremedik
Bir piçin hiçliği kadar hiçti her biri
Sonra olanca bozkırlarını saydık
Sonra olanca yoksulluklarını evrenin
Su sustu, rüzgar havalandı,
Yıldızlar başakların yatağına uzandı.
Yer uzandı bakır bir akşam oldu
Bir sürünün otlardaki adımı kadardı ses
Buncadır bu sessizliği bir daha duymadım.
Kardır bu yolların dağı ve karanlık
Bir şafak vakti inmeden gözbebeklerine
Kurtların açlığını dindiren et ve kemikten başka
İnsanların konuşacak bir şeyi yoktur.
Tandır ve kekik , bir tavşanın ürkek bakışı
Bir kalbi damarından koparmanın öncesi
Alabildiğine uçsuz bir bozkırın derinliğinde
Kış çiçeğiydik
Ve artık nerede açsak bir ihtilal



