Tijencim
Nihayet Soluk alabiliyorum
Yaşlı, çocuk bakım işleri hep kadınların üstünde, bu nedense dünyanın her yerinde böyle. Eşim için Moldava’dan Maria geldi. Güler yüzlü, becerikli, ama aşırı baskın bir kişiliği var. Evimiz uygun olmasına rağmen yabancı biriyle yaşamak kolay değil bunu sen de yaşıyorsun. Öte yandan işleri öyle bir üstümden aldı ki ilk kez rahat rahat tiyatroya gitmeye, yazı yazmaya, arkadaşlarla buluşmaya, kısaca kendime zaman ayırmaya bol zamanım kaldı. Son yıllarda öylesine sıkılmışım ki bazen yaşadığım lükse kendim de inanamıyorum. Özellikle zaman hesabı yapmadan doya doya okumaya, yazmaya, düşünmeye hasret kalmıştım. Bu açıdan yanımdaki sevecen köylü kadınını benim yanımda çalışan birinden çok bana soluk alma fırsatı veren biri olarak görüyorum. Bir tür kadınlar arası dayanışma da diyebiliriz buna. O, yıllardır tarlalarda çalışmış, beden işleriyle yoğrulmuş, hasta bakımını öğrenmiş, güzel yemek pişiren evi çekip çeviren bir ev kadını, bu yönüyle de benim zorlandığım her şeyi çok kolay ve rahat yapıyor. Bu yönüyle de farklı gezegenlerin insanları gibiyiz. Aslında bizdeki ev işleri Maria’nın köyündeki işlerden daha azdır, çünkü orada kızı ve torunlarıyla kalabalık bir ailede yaşadığı gibi tıpkı bizde olduğu gibi yemek ve ev işlerini de üstlenmiş. Ayrıca çiftlikleri de var domuzların bakımı, tavukların kesilmesi bütün işler onun üstünde. Burada yaşadığı tek sorun sevdiklerinden uzak oluşu. Ama dijital çağda bu da artık büyük bir sorun değil. Öte yandan İstanbul’un renkli ortamı da Maria’nın kendi köyündeki tekdüzelikten sonra çok hoşuna gidiyor. Tek derdi bizim evin çok sessiz oluşu. Sanırım bizim bütün gün masa başında çalışmamıza pek aklı almıyor. Misafir çağırıp da evimiz hareketlendiğinde öyle seviniyor ki. Hele misafir erkekse sevincine diyecek yok, o zaman en güzel yemekleri yapıyor, çünkü Maria’ya göre erkeklerin güçlü kuvvetli kalmaları için iyi beslenmeleri gerekir.
Özgürlük günlerimde izlediklerimden bir film bir de tiyatrodan örnek getireyim. Ferzan Özpetek’in Elmaslar filmi otoriter ve hiyerarşik bir terzi atölyesinde terzi kadınların kendilerini var edişini anlatıyor. Kadınları acımasızca ezip geçen öylesine sert bir ortam var ki insan donup kalıyor. Üstelikle de üst konumdaki kadınların alt konumdakileri ezmesine tanık oluyoruz; bağırış çağırış ve saldırganlık bir an bile durmuyor. Ama ufak soluk alma alanları da var, kadınların kısa bir süre bile olsa müzik yapıp dans etmeleri, birbirleriyle dertleşmeleri insancıl bir dünyanın izlerini taşıyor. Bu acımasız ortamda tek tek kadınların öyküleri, çocuğu hasta, kocası işsiz bir kadının öyküsü, küçük çocuğunu gizlice atölyede saklayan başka bir kadının öyküsü ya da şiddet gören bir başka kadının korkusu ve çaresizliği birbiriyle öylesine bağlanıyor ki kadınların arasında bir dayanışma ağı oluşuyor. Filmin insanın içini ısıtan umut verici yanı da bu. Ferzan Özpetek’in bütün filmlerinde olduğu gibi bu filmde de insan sıcaklığını yoğunlukla hissediyoruz.
Bir kadının kavgaları
Festivalde birlikte izlediğimiz E. Louis’in Bir Kadının Kavgaları oyunu üzerinde ise yeterince düşünmeye zaman bile olmadı. Otobiyografik metinler şu sırada çok gündemde, Louis’de şiddet gören annesini anlatıyor. Genç ve yetenekli bir kadının nasıl ataerkilliğin içinde boğulup kaldığını, yaşadığı baskıları, kimlik arayışını kronolojik bir sıralamaya göre çok gerçekçi bir biçimde anlatıyor. Milyarlarca kadının yaşadığı bildiğimiz, dahası kanıksadığımız bir öykü bu. Önümüzdeki günlerde kitabı da okuyacağım. Bu nedenle şu an yazdıklarım sadece ilk izlenimlerim. Açıkça konu benim konum olduğu halde sıkıldım ben oyunda. Farklı bir yaklaşım, daha yaratıcı, daha değişik bir sahneleme bekliyordum belki de. Bakalım bu oyun üstüne de daha çok konuşacağız.
Yine okuma tiyatromuz
Tijencim yaşadığımız büyük mutluluk anları olur ya. Uzun yaz tatili arasından sonra Hatırlayamadıklarımız ekibimiz Kırmızı Kedi Yayınevi Beşiktaş’ta yine bir araya geldi ve olağanüstü bir performans sundu. Aradan geçen zaman içinde metni iyice içselleştirdikleri gibi grup da iyice kaynaşmış. Çok etkileyiciydi. İzleyicinin dikkati da çok yoğundu, tartışmalar oyun sonrasında da sürdü. Dahası biri kendi öyküsünü de anlatmak cesaretini gösterdi. Çocuk tacizi gibi ağır bir konuda bir araya gelmek, hayatta kalanlarla dayanışma göstermek, dahası bunun sadece okunacak bir kitap değil, ortak bir etkinlik olması ne kadar etkileyici değil mi?
Böyle güzel ve anlamlı günlerde buluşmak üzere sevgiyle kal
Zehra



