FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

65’e Girerken

65’e Girerken

Sevgili Zehra, kapak

65’e girerken…

Mektubunu aldım. Umarım şu anda Viyana’da güzel zaman geçiriyorsundur ve bu kısa tatil seni Almanya’da bekleyen sorunlara karşı güçlendiriyor ve derin bir nefes oluyordur. Ben henüz senin gibi kısa kaçamaklar yapamıyorum. Annemi bırakmak kolay değil. Üstelik bu konuda annemin üzerimde hiçbir vicdani baskısı yokken. O bana asla engel olmadı tam tersi bu konularda hep destekledi. Ama şu an çok yaşlı ve bakıcıyla yalnız bırakma fikrine henüz alışamadım. Bakalım zaman içinde kendimi bu konuda ikna edebilecek miyim? Çünkü ben de artık çok genç değilim ve bir şeyleri erteleyerek yaşamak bedenimizde ve ruhumuzda bir baskı yaratıyor.

Biliyor musun bugün benim doğum günüm, ama sıradan bir doğum günü değil 65 yaş sanki yepyeni bir dönemin başlangıcı gibi, tabii biraz olumsuz tonda, çünkü özellikle devletin ve kurumlarının ve tabii kaçınılmaz olarak eril bakışın gözünde yaşlılığın ilk yılı. Pandemide 65 yaşında olanlar eve hapsedildi mesela ya da kadınların bu yaşta artık köşesine çekilmesi, en fazla torun bakması beklenen bir kültür içinde yaşıyoruz. Ama ben 65 yaş üstü arkadaşlarıma baktığımda tam tersini görüyorum. Femtrak ailesinin bu yaşı geçen kadınlarının ne kadar aktif, yaratıcı, üretken ve hayatın içinde, yolculuklarına keyifle, dayanışmayla devam ettiklerini gözlemliyorum. En yakınımda sen varsın ve üretim hızına, motivasyonuna bakınca benden çok daha genç olduğunu hissediyorum. Sonuçta tek umudum sizler gibi yaşayarak devletin ya da kurumların dayattığı görünmez sınırlardan, dönemlerden etkilenmeden yola devam etmek.

Zaten bir şekilde kendimi iyi hissediyorum. Doğum günümde feminist bir mektup yazmak, birkaç gün sonra 8 Mart’ı kutlamak ve hemen ardından benim için en özel ay olan bu ay içinde kızımın doğum günü ve Dünya Tiyatro Günü’nü kutlayacak olmak 65 yaşın ‘’hüznünü’’ azaltıyor. Üstelik bahar geliyor ve 65 yaşımı bahara girerek karşılıyorum.

Sevgili Zehra, görsel 2

Tabii bu yaşa bir savaş ortamında, korkunç haberlerle girmek, üstelik İran’da kadınların mücadelesinin yükseldiği bir dönemde emperyalist bir saldırıyla 150 kız öğrencinin bir okul bombardımanında öldürülmesi gerçeği büyük bir hüzün ve hayal kırıklığı yaratıyor. Onlar için kazılan mezar görselleri TV ekranlarında paylaşılırken eril dünyanın ve yeni diktatörlerin savaş çığlıkları özellikle İran’da rejim karşıtlarının kendi dinamikleriyle oluşturdukları hareketi bir anda sekteye uğratarak değişime yönelik umutları da sönümlendiriyor. İran halkı bu durumda nasıl bir tercih yapacak? Kadın hareketi görünmez mi olacak? Ya da bu dönemde halk emperyalizme karşı ideolojik kutuplaşmaları bir süre bırakıp yan yana mı mücadele edecek? Ama ne olursa olsun bedeli ağır ödenerek ilerleyen ve toplumda ve muhalif kesimde karşılık bulan kadın mücadelesinin bu şekilde savaşın tozu, dumanı ve sisi içinde görünmez olması üzücü.

Gelelim mektubunda söz ettiğin kız ve erkek öğrenci görsellerine… Neyse ki Türkçe olarak baktığımda Almanya’daki kadar belirgin bir ayrım ve Lolita görünümünde kız öğrenci görseline rastlamadım ama ne yazık ki sokakta bunları görebiliyoruz.

Sevgili Zehra, görsel 3

Bu arada tiyatrolara koşturmaktan yorulduğum bir gece ben de Hamnet filmine gittim ve kadın bakış açısını ve özellikle son 20 dakikadaki sahnelerde Elizabeth Dönemi Tiyatro seyircisinden ve Shakespeare’in karısı Agnes’in tepkisinden çok etkilendim. Sanatımızın büyüsünü bir kez daha o dönemin seyircisinin gözünden yaşamak iyi hissettirdi. Tabii film üzerine tartışılacak bir sürü şey olabilir. Ama rejideki kadın bakışını, eko feminist izleği hissetmemek mümkün değil. Tabii yılda bir sinemaya gidip yine tiyatroyla karşılaşmak da ilginç oldu.

Kadın sanatçıların geçmişte kendi ismini gizleyerek üretmeleri hatta meşhur olmaları maalesef sanat tarihinin en acı konularından biri. Mektubunda Paula Menderson Becker’dan bahsetmişsin. Bu durum sadece edebiyat ya da görsel sanatlar alanında değil, tiyatroda ve hayatın diğer alanlarında da sadece isim değil kılık değiştirerek ömür boyu ‘’erkek’’ olarak yaşamayı seçen ve böylece özgürlüğe kavuşan bir sürü kadın için de geçerli. Bu alanda epey kitap da var. Ben Linda Nochlin’in Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok başlıklı sanat tarihi alanında yazdığı kitabı okumuştum ve o yıllarda bu konu feminist bakışımı biraz daha keskinleştirmişti

Bugün benim için biraz telaşlı geçiyor, annem de heyecanlı akşama ufak bir kutlama yapacağız tabii. Böyle zamanlarda en çok annem heyecanlanıyor çünkü her gün aynı ve rutin geçen günlerden sonra farklı bir enerji geliyor hayatına ve bu beynine ve bedenine de yansıyor birkaç saat için olsa bile…

Mektubumu burada bitirirken, Viyana’dan yenilenmiş olarak ve sanatla dopdolu dönmeni diliyorum. Ben de yarın 65 yaşında bir birey olarak bedava ulaşım kartımı alıp İstanbul’da dilediğimce gezebilmeyi, tiyatrolara koşturmayı bu yaşın ufak bir hediyesi olarak görüp seviniyorum. Tabii bu arada 27 Mart Dünya Tiyatro Günümüzü de kutluyorum.

Sevgiyle kal

Picture of Tijen Savaşkan

Tijen Savaşkan

Tüm Yazıları