
Nietzsche der ki: Birey, her zaman sürü tarafından yutulmamak için mücadele etmelidir.Eğer bunu denerseniz, genellikle yalnız kalırsınız ve hatta bazen korkabilirsiniz.Ama hiçbir bedel kendinize sahip olma ayrıcalığından daha değerli değildir. Ya çoğulun istediği gibi, normlara uygun yaşarsınız, çevrenizde büyük bir "insan" kalabalığı olur ya da kişiliğiniz, onurunuz, doğrularınız, gerçekleriniz sizin kalabalığınızdır… Bunun bedelini maalesef ödetirler, sizin gibi olmak isteyip de olamayanlar! Nereye gitsem benden bir parça bırakmaya, çok parça almaya çalışıyorum… Alırken eksiltmeden, incitmeden almaya, aldıklarımın yerine ve yanına bir teşekkür, bir şükran, bir minnet bırakmaya çalışıyorum… Çünkü "az gidip, çok gelme" çabasındayım… Çünkü öğrenme ve gelişme, çünkü küçülme ve büyüme, çünkü hiç olma azmindeyim… Çünkü küçücük, hatta olmayan beyinleriyle rahat vermeyenlerin çok, pek çok olduğu, bir dönem hepsinin beni bulduğuna inandığım zamanlardan, koca gönüllü, koca yürekli insanları arayıp, bulma niyetindeyim. Dinleyen, dinleten, bilen, öğreten, bakan, gören, anlayan, seven, sevginin gücüne inanan, insana, insanlığa inanan… Dünyadaki en büyük mucize, iki insanın birbirini anlamasıyla başlıyor… Anlatma, anlama ve anlamak yorgunuyum!

1770 yılından bugüne gelmiş bir ağaç, heybetli, yüksek (35 metre) ve ihtişamlı; gölgesiyle adeta korumak ister gibi, geniş bir alanı kanatları altına almış. Gövdesinde bugüne kadar hiç rastlamadığım irilikte bir mantar besliyor; yoksa mantar mı ondan besleniyor acaba?

Göğe bakma durağı" değil burası, kendini dinleme, duyma ve bulma durağı! Ağaca sarıldım, sımsıkı, sarılmanın sözsüz anlaşmak olduğunu bilerek, kalp dilinde, kalpçe. Sarılmak, istediğinizi yanı başınızda bulamayınca, içinden alaz geçen birkaç hece demek… Diyorlar ki: Gittiğinde üzülecek kadar sıkı sıkı sarılmayın hiç kimseye. Oysa, iyi ki gittiğinde üzülecek kadar çok sevdiğim ve sarıldığım biri/birileri var/dı demek, zenginlik; belki de hayata atılan bir çentik! Sizler de ağaçlara sarılır mısınız, onları dinler misiniz? Japonlar suya gereksinim duymadan arınmaya Orman banyosu/ Shinrin-yoku diyorlar, bu onlarda bir gelenek, bir alışkanlık, bir ritüel. Orman banyosu yapınca kendine rastlamak, hatta kendini bulmak mümkünmüş! Sessizliğin sesini duyup, doğanın yaptığı resmin bir parçası olmak da. Burası "göğe bakma durağı" değil, burası bakmanın değil, görmenin, bilmenin ve anlamanın durağı. Sevmek anlamaktır; peki anlamak sevmek midir?
"Kilitli odanın kapısına birkaç delik açtık ama anahtarı bir türlü bulamadık." Bilmiyorum!



