Köln 6.2.2026
Evde mahsur kalma, özgürlük, dostluk ve yeni projeler üzerine
Sevgili Tijen
Evde mahsur kalmak
Evde mahsur kalmak mı? İnan ki benim durumum da seninkinden hiç farklı değil. Üstelik de bu mahsurluğun içinde ‘kendime ait bir odam’ bile yok, daha doğrusu var da evin hayhuyu içinde o odaya çekilmem kolay olmuyor. Neyse yaşamın iniş ve çıkışlarına ayak uydurmak zorundayız, başka çare yok. Tabii şanslı olduğumu da düşünüyorum, çünkü senin evin gibi benim ki de çok güzel, aradaki tek fark denizin olmaması.
Soluk alma alanları
Haftalar geçti sadece iki filme gidebildim. Fatih Akın’ın Amrum filmi ve Camus’nün Yabancı romanından uyarlanan Yabancı dışında bir şey izlemedim. Bir de Frida Kahlo oyunu var, ilginç bir gösteriydi, eleştirimi TEB Oyun’da yayınladık.
Amrum buz gibi bir film, insan ilişkileri öylesine soğuk ki insanın içi üşüyor. Filmin kahramanının küçük bir çocuk olması da fark etmiyor. Kuzeyli insanlar böyle mi acaba? Norbert biliyorsun kuzeyli, çocukken anne ve babasının ona sarıldığını hatırlamıyor bile. Oysa kendisi sevgi dolu bir insan ama öyle koşullanmış işte. Yabancı ise empati yoksunluğu, duyarsızlık gibi çok güncel konuları işliyor.
Özgürlük
Tijencim ben sinemaya ve tiyatroya çok seçerek gidiyorum. Özgür seçme konusuna hep önem verdim. Bu nedenle de jüri çalışmalarından uzak durdum, bir iki yıl ben de girdim jüriye ama sonra vazgeçtim. Biliyorsun başkalarıyla birlikte olmayı, düşünmeyi, tartışmayı, ekip çalışmasını her şeyden çok seviyorum ama bir şeyin bana dayatılmasından da sıkılıyorum. Jüri üyesi olunca da ister istemez bir yığın saçma oyunu görmen gerekiyor. Aslında bana iyi gelmediğini düşündüğüm hiçbir şeye kolay kolay tahammül edemiyorum. Söz gelimi üniversiteye, oranın olmazsa olmaz kurallarına ve baskılarına onca yıl nasıl dayanmışım kendim de şaşıyorum. Ama hep bir savaş içindeydim, dayatmalara ve baskılara karşı kendi seçimimi , kendi kararlarımı sürdürme savaşı… Bu savaş tabii Almanya’da üniversitede çalışmaya başladıktan sonra çok azaldı, çünkü orada bir akademisyene çok özgürlük veriliyor. Bu da benim yaratıcılığımı çok tetikledi. İlk kez orada baskılardan kurtulduğumu ve hafiflediğimi hissettim. Ama gerçek özgürlük üniversiteden ayrıldıktan sonra başladı.
Yeni bir dostluk
Mektubunda Barış Celiloğlu’na yer vermişsin. İyi ki TEB Oyun dergimizin bu sayısında ona iyice ağırlık veriyoruz. Bizim evde onunla ilk buluşmamızı hatırlıyor musun? Ben ilk anda onu çok sevdim, çok sevimli, doğal ve karizmatik bir kadın. Sanki onu yıllardır tanıyormuşum gibi bir duygu oluştu bende. Keşke daha önce de tanısaymışım onu. Evet İngiltere’de çok iş yapmış. Umarım Türkiye’de de şansı açık gider. Ben de onunla birlikte bir projede çalışmayı isterdim, bir film projemiz var, Barış da bizim ekipte ama önümüzde aşmamız gereken çok engel var daha.
Mektubunda sözünü ettiğin kadınlarla çalışma projesi var ya, Barış keşke burada da fon bulup buna benzer bir çalışma yapsa, ne harika olurdu değil mi? Sen Forum tiyatrosu deneyiminden de biliyorsun alt katmandan gelen kadınlar bu tür çalışmalara dünden hazırlar. Ama tabii kocalarıyla sorun çıkabilir. Öte yandan dul kadınlarla da çalışabilir. Arslanköy Tiyatrosu’nu biliyorsun değil mi? Köylü kadınlar kendi köy tiyatrolarını kurmuşlar, yurt dışına sürekli turneler yapıyorlar. Stuttgart Festivali’nde onlarla karşılaştığımda kocalarının kendilerine nasıl izin verdiklerini sormuştum. Kıkır kıkır gülerek kocalarının yaşamadığını anlattılar. Ne büyük özgürlük! Esaretten kurtulmanın getirdiği yaşam sevinci yüzlerinden okunuyordu. Doğrusu çok etkilenmiştim.
Karantinada Mahsur ve Anlatılamayan Öyküler
Karantinada Mahsur projesini çok merak ediyorum, Barış söz verdi bir şekilde gösterecek bizlere. Ben de şiddet yaşayan kadınların yaşamlarını anlattıkları Anlatılamayan Öyküleri sizlere göstermeyi isterim. Ama ne zaman, nerede nasıl daha bilemiyorum. Bu projeyi belgeselci Deniz Şengenç’le ve Tülay Günay, Berna Laçin, Aysel Yıldırım gibi harika oyuncularla birlikte Korona döneminde yapmıştık. Gelgitleri olsa da çok keyifli bir çalışmaydı. Ama Ankara’da Cer Modern ve Ankara Belediyesi’nde de sergilendikten sonra yaşamı toptan durdu. Oysa bu tür çalışmaların görünür olması lazım. Deniz bir web sayfası kurup öyküleri sergilemeyi tasarlıyordu. Ben de bu konuda çalışan insanları davet edip söyleşiler yapacaktım, ilk anda Barış’ı da düşünmüştüm tabii. Anlatılamayan Öyküler’in bu şekilde gösterileceğine çok seviniyor ve heyecanlanıyordum. Ama Deniz son anda hiç anlayamadığım bir nedenden dolayı vazgeçti. Şaşırıp kaldım. Biliyorsun insanlarla iletişimim her zaman iyidir, ama bazen tökezliyorum, en kötüsü de anlamakta zorlanıyorum ama beni olumsuz bir duygunun ele geçirmesine de açıkça izin vermiyorum. Enerjimi korumak zorundayım, zamanım da sınırsız değil. Yaşımı düşündüğümde dehşete düşüyorum Tijencim, ama bunu kendime sürekli hatırlatmalıyım ki ona göre enerjimi koruyabileyim.
Her şekilde başka bir çözüm bulmak zorundayız çünkü bu kadar emek verilmiş bir projenin çekmecede kalması ölü doğması gibi bir şey. Belki sizler bana fikir verebilirsiniz. Aslında bizler hem Karantinada Mahsur hem de Anlatılamayan Öykülere kolaylıkla ulaşabilmeliyiz. Yoksa bu projelerin anlamı ne, öyle değil mi?
Kutlama mı ağlama mı?
Tijencim Şubat benim doğum günü ayım. Bir yaş daha almak belli bir yaştan sonra hiç de sevinilecek bir şey değil. Aslında belli bir yaştan sonra doğum günü kutlama değil de ağlama günü olmalı. Yok yok bu işin şakası ben yaşadığım sürece doğum günümü kutlayacağım ve iyi ki bu dünyaya gelmişim diyeceğim.
Ne yaptım biliyor musun? Kendime internetten bir sürü ıvır, zıvır ısmarladım, renk renk okuma gözlükleri, renkli balıkların yüzdüğü minik fındık fıstık kaseleri, Meksika işi çılgınca renkli masa setleri, birbirinden güzel taşlı bileklikler. Paketler gelince doğum günümde açacağım. O gün arkadaşlarım da gelecek onlara yeni aldığımız TV’nin büyük ekranında benim İstanbul’umu göstereceğim. İstanbul’un kenar semtleri, kedileri, çöp çocukları, laleleri, meyhaneleri, Feshane, Gazhane, Beşiktaş kitapçısı gibi çarpıcı mekanlar, eski binalar, deniz renkler, ışıklar martılar, boğaz… Çok güzel fotolar var elimizde.
Şubat’da umarım başka güzel şeyler de yaşarım, ondan sonra da dolu dizgin ilk bahara doğru yol alacağız. Buna da senin gibi ben de şimdiden seviniyorum.
Şimdilik sevgiyle kal
Zehra



