Kapitalizmin temel amaçlarından biri kendi istediği, yabancılaşmış kentliler yaratmaktır. Bu nedenle Cihangir gibi, komşusunu yargılamayan, seven, dahası sokaktaki cümle mahlukatı besleyen ve haksızlığa karşı hızla örgütlenebilen insanlar yerine, koca katlı çok daireli binalarda parmakları sadece yaşadığı katın daire numarası ile ilgili kalabalık içinde yapayalnız, hiç konuşmadan asansörlerde biriken, inip çıkan , insanlar yaratmak.
Bu nedenle en büyük ters göçü Cihangir aldı. Yakında Kadıköy de alacak sanmaktayım. Sanıyorum sadece. Büyük kent o büyük İstanbul, bir aydın için sadece sıkışma yeridir. Kültürel beslenme kanalları kurumuş, garabet bir İstanbul silueti… insanın kalbi parçalanıyor.
Ve çocuklarımız bilinç değiştiriyor. Artık seçimden seçime değişmeyecek yapılar organize ediliyor… Özgürlük kavramı ters dönmüş bir çorap gibi deli gömleğinin garabet çağ örtüsü oluyor… Mahallesiz bir istanbul’a doğru gidiyoruz, yalancı dolmanın sarhoş masalara yeni, kötü ve gürültülü bir gelenekle sunulduğu.
İnsanın tadı yok artık İstanbul’da. Çünkü sohbet edebileceğiniz, ince sesli bir mekan yok. Üzerine konuşacağınız, bir tiyatro bir konser neredeyse hiç yok…
İnsan ağlıyor İstanbul’da kahkahalarıyla… Çünkü gülünecek bir hali bile kalmadı hayatın.
Gidiyoruz, büyük İstanbul’dan göç ediyoruz. Bu değişimin korkunçluğunu şiir adına başlatılan iki yüzlü, yoz ortamın giderek yükselmesinden anlamalıydık. Ne tuhaf geç anlaşılmış İkinci Yeni, şimdilerde hiç anlaşılmıyor ve hatta okunmuyor. Göğe Bakma Durağı mı? Onun bir durak olmadığının bilince değil kimseler. Üvercinka da bir kuş değil… Bir özlemdir şiir hangi kentte yazılırsa yazılsın… Özlemin ve hüznün başkenti İstanbul artık Sis’li bile değil… İkinci Ortaçağ’ın takkesi uzanıyor mavisiz bir karaya…
Elveda… ne güçlü bir kelimedir, geri dönüşsüz ve kırılgan.



