KUM KALELER
ardıç fidana g/ebeyken
tutuştu kalbinden
yavru puhu
viranede öksüz kaldı
kocaman açılan gözleriyle
böldü ürkek uykusunu
hüma yüksekleri
terk -i diyar eyledi
kekliklerin tükenen soyu
unuttu edayla sekmeyi
göç yollarına
pusular kurulu artık
kırlangıçlar segâhla uyanıp
hüzzamla kanat açıyor
gırtlakları yırtan çığlıklarla
gökler hüzün a ğ l ı y o r
gönüller ırak lâl
kendi içine sürgün
göller kurumuş
konaklayamıyor
çöl kâbusu görüyor
pelikan sülün
okyanus dipleri
kaygılı devinimde
plastikler
balinaların midesinde
hippokampus
şeffaf bir damlaydı
yunusun gözlerinde
zarif başını
bir midyeye çarptı
bedeni bir soru
ișareti gibi
haykırışının şiddetinde
bir noktaydı
“deniz bitti ” diye ağladı
heyûla, muradını buyurdu
savrularak yürüdü
gururla baktı
beton bir kerevete
ölümcül derdine deva
kanlı körpe umutlar yiyordu
bıyık altından kibirle gülüyordu
açlara semirmiş sırtını döndü
halkın umutları söndü
kocatepe ‘den
kanatlanan bir doru masal atı
ege kıyılarına vardı
bacakları yılkı kadar yorgun
köpük köpüktü ağzı
iç geçirdi at
kişnemesi cılız kaldı
özlemle şefkatli
süvarisini aradı
bulabilseydi
yüzyıla şahlanacaktı
ter kan içindeydi
uzun dalgalı yelesi
titredi yaralı sağrısı
depreşti yüreğinin savaş ağrısı
bulutlardaki mavi gözlere
son kez baktı
gemine gönlünün cerahati aktı
” kara bitti” diyemeden
bir uçurumu emdi bakışları
ne deniz atının karada
ne dizginlenemeyen atın okyanusta
soluklanma ihtimali vardı
azgın dalgalarla
şekillenen kum kalelerde
iki at hareketsiz mecâlsiz kaldı
kırıktı kale kapısı
eğer aklını kullanmazsa insan ırkı
kendini surlardan
kayalıklara bırakacaktı
Ö. BALCI – Ocak 2020
Not: Hippokampus a) Deniz atı b) Beyinde bir bölüm….
Kapak fotoğrafı: Cemile Çakır



