RİKKAT
Kalp sesini kalple duymaktayız rikkatten mi fıtrattan mı bilinmez…
Ve bazı sarmaşıklar ardımızdan iç çeker
Hasetten mi hasretten mi bilinmez
Sanki her derinlikte mavidir gökyüzü heyhat yanılgıların adı
cinayettir bazen
Oysa kıssadan anlamalıydın yavrucuğum başına gelenleri
Rüzgârın uğultusu yavru ağzı düşlerine girerken önce her insan
birbirine fena halde benzer
Ayrılınca sezilir derinliğin nefesi ki sevmek zamansızdır
ve zamanında
görülür hesabı
Sonra
Hesapsız sevmenin hendesesi bölünmeden başka bir işe yaramaz
kalp çeperinde
Ah canım içi bilmeliydin bahar tazesi yanılgılarında
dudaklarımın
ve dualarımın suçu yok
Hayata baş kaldıran eteğimin altında o uyumsuz ve doyumsuz
tepeleri çok arayacaksın
İnsan yaşlandıkça tazeliyor ruhunu ve başka şeylerini
Ah o pür-i ten ne çok özleyecek adımı
Aşk ile sevişir ten hatırla yarası ve yarısı baldır ama
Hani diyorum yavrucuğum mutfak tezgâhına dokunmuş nice
gecelerin tadını
Bir daha nasıl sunacaksın ruhunun o kirli tezgâhına
Şimdi yazdığım her şiiri kendine sanıyorsun ne fena
Tek bir kelamım bile yok sadece tek bir erkeğin tenine sürülmüş
acı biber
Benim kin tutmayan tenim, seninle her zaman sevişir
Ne gam da gamsız ruhun insani tat vermiyor senin
Tek bir kelam etmeye değmez hatıralar ne kadar değerli olursa
olsun
Yani ciğer parem kısaca anla her kitabın aslı ve kerem-i aşk ile
yazılmıyor
Her kapının tokmağında sureti yok Elif’in
‘Özgürlük zorunluluğun bilincidir’
Yani sevmeden öpemezsin taşı bile
Körpe ruhların ezildiği bu kan dokusu coğrafyada
Tek bir insanın hayatına değer vermedin kalbinle ağlamadın
hiçbir ölüme
Sana âşık olmak kuru bir çölde vahasız kalmak
Bir busenin tadına tav olan yürekte Harun’un elmas yüreğini
aramak
Oysa
Yunus’un rikkatli dergâhına eğri söz ekilmez ne aşk ne ten adına
Aşkı hiç tanımamış ruhuna bir daha dokunursam tenimin fıtratı
dağılır anla…
Yelda Karataş



