KÜÇÜK KARA KÖPEK

Yukarıdaki fotoğrafı gördüğüm günden beri unutamıyorum. Günümüz Türkiye’sinde toplama kampına götürülen iki anne ve çocukları. Bir soykırım fotoğrafından hiç bir farkı yok. Zulüm karşısında tüm canlılar eşitleniyor. İki aile yakalanmış, ötenazi (!) yasası kapsamında barınağa götürülüyorlar. Ama onlar uyutulamayacaklar. Yavrular o kadar bekleyemez…Çok kısa sürede açlıktan, enfeksiyonlardan ölecekler. 15 gün ancak dayanırlar. Anneleri belki… Ben […]
SÖZÜN ÖZÜ: Gelecek elimizin altından kayıp gidiyor mu?

Üç yıl önce 22 Eylül 2021’de yitirdiğimiz Prof. Dr. Doğan Kuban’ın önce Cumhuriyet Gazetesi’nin Bilim Teknik Dergisi ve Herkese Bilim Teknik (HBT) Dergisi’nde yayımlanan yazıları, ölümünden sonra da her hafta HBTde yayımlanmaya devam ediyor. Sevgili Doğan Kuban 96 yaşında aramızdan ayrıldı. Tüm yaşamı boyunca düşünme ve araştırmayı, düşüncelerini paylaşmayı ve yazmayı ilke edindi. Mesleği mimarlığa […]
A scene of ” Crime and Punishment ” through my eyes : ‘ A poem based on chapter five ‘

I once knew a man a lush on a boneless street he stood his blade honed and his poor old mare that couldn’t belong to him anymore in the blink of an eye I’ve never met him but I knew himthe fiend in his veins had prevailed over mercy he couldn’t show my purity was […]
ATEŞİN ÇOCUKLARI

Oğullarının varlığını çağın rahminde nasıl koruyacağını bilemeyenler Karanlığın yürek körlüğü yaptığını gördüler ilk duvar resminin sebebiydi karanlık Ateş olmasa nasıl çizilirdi bizon Olmasa yalazı kırmızının nasıl çağırırdı bir el Hala üstüne koymaya hazır elimi Ateşin çocuklarıyız biz Macbeth’ten Kanuni’nin koynuna uzanan o büyük fatih kara ferman iktidarın haşmetiyle gözü evladını görmeyen keser Işığına muhtaç […]
GÜNEŞ PERGELLERİ

Bir yaşamak denilen anın ellerinde dolaşmaktı nefes alışımız… Denizin içinde yürümek hayallerden yakın daha gerçekti bizim için… Demirliyorduk gölgenin çekildiği güneş pergellerinde… Güzel günleri düşlüyorduk buluta mandallı sulara karşı… Eteğimizde çiçeklerin mor gezintisi, yerin kabuğunda güz esintisi Ve böylece sakladık dünyayı sinemizde. Sırtımızda taşıdık… Görece bir zamanın tanıklığıydı insan emeği, Tefrikasını söküp atacaktı toprak, […]
MİSRİ

dadandıydın uşkuna orda burda Van’da yahut otobüs durağında kök hatıra içe doğru nem tutan ucu bucağı olmayan yola döküldüydü zaten neydi ki insanı hafızaya sırlayan çekiç asfaltta küsuratı eski bir boşluktan kavuşamamak uzaklığına ne çok gezdin, ne az konuştun patikleri de aldı zaman adın Misri heybende kaval sesi ıstıraptan derin değil o […]
ZAMAN-IN BENİM BİR GÜN

O kadar yakındım ki . . . Gözlerin çok yakınım-dı kirpiklerim dibinde kirpiklerin ile sarılmışken boynunda kollarım zamanın benim şimdi , Nefesin çok yakınım-dı içimin dibinde kulağım sarılmışken sesinle rüzgârının fısıltısı benden yana zamanın benim işte . Kalbin çok yakınım-dı şurada’tıyordu diyen göğsün üzerinde parmakları imkansızlığın dokunup her an’a benimsin işte . Sesin çok yakınım-dı […]
BABAMIN GÜZEL KİTAPLARI VARDI

“Kelimelerin gücüne hep inandım. Yazının, kurmacanın büyük zamanı içinde birbirine akrabalık etmiş, el vermiş, yazarların izini bulmak; okumaksa bildiğiniz adrenalin benim için. Edebiyatın kurduğu koşulsuz akrabalık ruhumu ısıtıyor, onları birbirine teyellemek, edebiyatın sadık terziliğini yapmaksa kanatlandırıyor. Bize bırakılan bu büyük hazinede kaybolup kaybolup bambaşka yollara yahut yine yeniden aynı yola çıkmak ne muazzam şey!” Bu […]
Çınarla Bulutun Öyküsü

Çok eski zamanlarda, geniş bir vadinin en görünür yerinde konuşan ulu bir çınar ağacı ve üşüyen bir bulut varmış. Çınar, gölgeleri altında dinlenen yolcularla söyleşirmiş. Çınar eğer çınar olmasa imiş, bir gezgin olurmuş. Bir yere saplanıp kalmaktan sürekli şikâyetçi imiş. Gölgeleri altında dinlenen yolculara, istedikleri an istedikleri yere gidebileceklerini, kendisinin ise bulunduğu yere saplanıp kaldığını […]
KATTA DAİRE

Hep aynı sabahlara uyandığı ömrünün o gecesi diğerlerinden farklı olacaktı. Keşke bilseydi. En azından önceden hazırlık yapma şansı olurdu. Olacakları rüyalarında bazen görüyordu, duruma hazırlanıyordu, bu kez rüya da görmemişti. Bildiği tek yardım da rüyalarının ara ara çıkmasıydı. Gecenin dördü birden gözlerini açtı, yalnız yaşayanların iyi bildiği kuş uykusunun tadını yeni yeni öğreniyordu. Kabus görmemiş, […]