FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

Yerden Göğe Kadınlar: Bakımın Yükünden Uçuşun Özgürlüğüne…  

Yerden Göğe Kadınlar: Bakımın Yükünden Uçuşun Özgürlüğüne…  

İstanbul, 05.11. 2025

Sevgili Zehra,

Artık İstanbul’dasın ve ara sıra da olsa yüz yüze görüşebiliyoruz, hatta tiyatrolara bile beraber gidebiliyoruz. Pandemi ve senin hastalık döneminde ne kadar uzak hayallerdi bunlar… Ama işte tüm olumsuzluklara karşı hayat bize bir yandan da imkânsız gibi görünen şeyleri sunmaya devam ediyor. 

Aslında şu an ikimiz de özgürlüğümüzü iki yabancı kadına borçluyuz. Norbert’e ve anneme bakan ‘’bakıcı’’ statüsünde yardımcılar olmasa eve mahkum olacaktık belki de. Yaşlı ve hasta bakımı için henüz bizde sosyal devlet anlayışında bir kurum, organizasyon vb. yok. Bu durumda daha önce de yazdığım gibi yaşlı bakımı ailenin dul, bekâr ve hatta evli kadınlarına ya da kadın akrabalara kalıyor. Eğer maddi durum uygunsa yine ücret karşılığı başka kadınlar bu işi üstleniyor. Bu yolla para kazanmak isteyen ama kaçak olarak burada kalan kadınların durumu da ayrı bir konu. Geçenlerde hükümet kaçaklara yönelik afla ilgili yeni bir kanun çıkarmış ve onları resmi hale getirmenin koşulları belirlenmiş. Ama sadece yaşlı ve çocuk bakımı için. Bir yandan kaçakları yakalayıp deport eden bir sistem, diğer yandan kültürel ve gelenek olarak yaşlılarını bakım evlerine gönderenleri eleştiren hatta ayıplayan ve vicdanları sorgulayan bir ideoloji ve çıkan bu afla ilgili düşünürken yine karşıma çıkan yaşlı ve çocuk bakımına  bütçe ayırmayan hükümetler oldu. Devletin bakımsız ve yetersiz koşullardaki bakım evlerine karşın özel sektörün çok yüksek ücretlerle ama yine de ideal koşullarda olmayan huzur evleri, ailedeki kadınların ya da biraz parası olanların kaçak ya da yasal yabancı kadınlara muhtaç olması … Devlet kendi yapamadıkları için ara yollar bularak bu sorunu da bir şekilde çözmeye çalışıyor. Kaçakları yakalamaktan vazgeçip talep olduğu için eğer çocuk ve yaşlı bakımı olursa aftan yararlanmayı onaylıyor. Böylece bütçeden hiç para çıkmadan bunu bireylerin üstüne yüklüyor. Böylece ataerkil sistem moral olarak da bakım evlerini kötüleyerek daha iyi koşullarda ve yaşlıların da mutlu olabileceği mekânlar yaratmaktan kurtuluyor. Olan Sovyet rejimi sonrası yoksullaşan eski sosyalist devletlerin (ki çoğu Türki Cumhuriyetler)  kadınlarına ya da yeterince parası olmayan ailelerin kadın akrabalarına oluyor. Geçmişte güçlü bir sosyal devlete sahip sosyalist bir ülkenin yıkıntıları altında açlığa mahkum küçük cumhuriyetlerin kadınları çoluğundan çocuğundan ayrı, başka bir ülkede biraz daha fazla para kazanabilmek için zor koşullarda ve çoğu kaçak olarak yaşlı ve çocuk bakımı ya da ev işlerinden hayatını kazanmaya çalışıyor. 

Geçmişte büyük aileler içinde gelinler, kızlar için pek sorun gibi görünmeyen yaşlı bakımı, kadınların toplumsal üretime katkıda bulunmaya başladığı dönemde çocuk bakımı kadar ciddi bir sorun olmaya başladı. Ülkemizin nüfusu da gittikçe yaşlanınca bu sorun iyice büyüdü. Ben de şu an bu sorunu yani kaçak bir yabancıyı annem için af kapsamına sokmaya çalışıyor, bir sürü bürokratik işle ve belgeyle uğraşıyorum. Tabii bu arada da ardındaki tüm mekanizmayı görmeye çalışıyorum. Bu nedenle mektubumun ilk konusu yaşadıklarımdan,ve daha önce hiç ilgilenmediğim bir konuyla bağlantılı oldu. 

Bazı kadınlar sadece hayallerinde değil, gerçekten uçabiliyor   

Dün gece yine tiyatroya giderken düşünüp durdum. Sana başka ne yazayım ki biraz da mutlu, güzel bir konu olsun ve kadınlar için umut taşısın. Gideceğim oyun yeni açılan bir mekânda olduğu için bulamam korkusuyla yanıma kitabımı da alarak erkenden gittim. Bir masa bulup oturdum ve okumaya başladım. 30’lu yaşlarda çok hoş ve sevimli bir genç kadın ve annesi izin alarak yanıma oturdu ve kendiğinden bir sohbet başladı. Fora oyununa, kızın ilkokuldan beri arkadaşı olan bir erkek oyuncunun davetiyle gelmişler. Tiyatro dünyasına biraz uzak oldukları için bana sorular sordular; oyunlardan, tiyatro mekanlarından konuştuk. Sıra bana geldiğinde ve kıza hangi sektörde çalıştığını sorduğumda pilot olduğunu söyledi. Önce bir şok yaşadım. Sonra kendimi sorguladım tabii. Hem de baş pilotmuş, ikinci pilot değil. Hikâyesine gelince, Önce mütercim tercümanlık okumuş daha sonra çocukluktan beri hayali olan pilotluk mesleği için yurt dışına gidip orada tekrar pilot olmak için eğitim görmüş. Annesine ‘’nasıl dayanıyorsunuz?’’ dediğimde yine kendimi yakaladım. Annelik neydi? Çocuğunu her yaşta tehlikelerden korumaya çalışırken hayallerini gerçekleştirmesini engellemek mi? Erkekler için son derece doğal kabul ettiğimiz bu mesleği kızı için uygun görmemek mi? Anne gayet güçlü bir şekilde alıştığını ve artık normal karşıladığını söylerken ardındaki gururu da hissettiriyordu. 

Uçmak hepimiz için bir hayal, her türlü uçmak, yani hayal kurmak da mümkün ancak bazı kadınlar gerçekten uçabiliyor. Tabii konuşma ilerledikçe, sektörde parmakla sayılacak kadar az kadın pilot olduğunu, erkek pilotların özellikle de asker kökenli olanların kadınlara uyguladığı mobingi, küçük görmelerini, farklı biçimlerdeki baskılarını da konuştuk. Tüm bu zor koşullara karşın erkekler dünyasında bu kız uçuyor ve hayalindeki mesleği yapıyor. 

Diğer yandan pilot kızın sahnedeki ilkokul arkadaşı da küçüklüğünden beri tiyatrocu olmak isteyen ve sınıfta bu konuda özel yeteneği olan bir çocukmuş. O da bir erkek çocuk olarak hayallerini gerçekleştirmiş, büyük olasılıkla  bazı baskılarla mücadele etmiştir, belki de erkeklerden beklenen meslekler için zorlanmıştır. Ama bu iki genç kendilerine dayatılan toplumsal cinsiyet kalıplarını ve rollerini kırarak hayallerine ulaşmışlar. Biri gerçekten göklerde uçarken diğeri sahne alkışlarıyla uçuyor. Ne güzel! 

Mektubumu yine de tüm olumsuzluklara karşı bana son anda umut veren bu iki gencin hikayesiyle özellikle de uçabilen bir genç kadını tanımış olmanın sevinciyle bitiriyorum. 

Sevgiyle kal     

Picture of Tijen Savaşkan

Tijen Savaşkan

Tüm Yazıları