FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

İKİ KITA, BİRKAÇ OYUN, BİRAZ UMUT

İKİ KITA, BİRKAÇ OYUN, BİRAZ UMUT


İstanbul  5. Aralık. 2025

İKİ KITA, BİRKAÇ OYUN, BİRAZ UMUT 

Sevgili  Zehra

Öncelikle bu mektuba başlarken biraz üzüldüğümü ifade etmek isterim çünkü İstanbul’daki günlerin azaldı ve kış boyunca yine uzaktan mektuplaşmak zorunda kalacağız. Ancak diğer yandan burada olduğun süreyi bu kadar yoğun ve üretken geçirmen beni hem sevindirdi hem de şaşırttı.  İKSV Tiyatro Festivali’nde gördüğümüz oyunların neredeyse hepsine eleştiri yazıp dergimize yolladın ve yayınlanmasını sağladın. Böylece web sayfamız sayende hiç boş kalmadı. Okuma tiyatrosu projesini ( Hatırlayamadıklarımız) bir kez daha farklı bir mekânda gerçekleştirdin ve şu günlerde bana yazdığın gibi İzmir’de Lena Leyla ve Diğerleri  oyununun dördüncü yorumunu görmek üzere yollardasın. Evet, bu kez son okuma tiyatrosunun seyircisi biraz fazla gençti ve sanırım bir ön hazırlık olmadan bu etkinliğe gelmeleri çok doğru değildi. Ben hocaları olsam sanırım ergenleri bu konularda doğaçlamalarla, yaratıcı drama etkinlikleriyle biraz hazırlardım. Özellikle ‘’erkek’’ olma yolundaki bu gençleri ki çoğu erkek öğrenciydi, bu konuda yani toplumsal cinsiyet rolleri ve kalıpları konusunda farkındalık yaratacak bir düzeye taşıdıktan sonra etkinliğe getirirdim. Ancak Sevgi Soysal Kütüphanesi konusunda sana tam olarak katılamıyorum. Öncelikle orası 24 saat açık bir kütüphane ve öğrenciler için bu çok önemli. Ayrıca o kadar çok etkinliğe sahne oluyor ki… Örneğin Boğaziçi Üniversitesi’nin okuldan uzaklaştırılan hocaları orada ‘’açık üniversite’’ kapsamında halka açık dersler veriyor. Bu kadar değerli hocaların düzenli olarak her alanda topluma katkıları bence çok anlamlı. Bunun dışında ben çok farklı etkinliklere ve söyleşilere de katıldım. Ama tabii 24 saat açık bir kütüphane olarak sessizlik de gerekiyor. Söylediğin gibi çok canlı ve hareketli bir mekân olması bu anlamda kolay değil. Ama inan çok önemli etkinlikler de burada gerçekleşiyor. Örneğin bizim konumuzla ilgili olarak 2022-23 dönemiydi sanırım ‘’Kadınca Yazmak’’ başlıklı bir söyleşi dizisi vardı. Sevgi Soysal anısına bir yıl boyunca her ay bir kadın yazarla gerçekleştirilen bu söyleşi programının tanıtımında  kadınların edebiyat kanonu içerisindeki yerinden, cinsiyetlendirilmiş dile, yazı ile kurdukları ilişkiden tematik seçimlerine dek önemli soruların peşine düşüleceği ve cevaplar aranacağı dile getirilmişti. 

Latife Tekin’den Şebnem İşigüzel’e, Gaye Boralıoğlu’ya bir sürü isim her ay katılımcılarla buluştu. Etkinliğin tanıtımında  ‘’kadın yazarların kişisel deneyimlerinin toplumsal boyutları üzerine birlikte düşünecek ve bize kattıklarıyla güç kazanacağız’’ diye yazılmış. Eminim burada yaşasan sen de bu etkinliğe hem konuşmacı hem de katılımcı olarak katılırdın. Tabii o sıralar bakıcımız olmadığı için ben maalesef hiçbir etkinliğe katılamıyordum. Kaçırdığıma en çok üzüldüğüm etkinlikti bu. Düzenli katılım için kayıt şarttı. Yeni fark ettiğim şey ise tüm söyleşilerin kaydedilmiş olması. Kütüphanenin sayfasından İstersen hepsine ulaşabiliyorsun. Sonuçta, Sevgi Soysal Kütüphanesi’nin de diğer İBB kütüphaneleri gibi düzenli etkinlik programı olan bir yer olduğunu sana söyleyebilirim. Umarım İBB’ nin kültür sanat alanındaki mekân ve içerik katkıları devam eder ve halka ulaşır. Örneğin, dün Müze Gazhane cıvıl cıvıldı çünkü ilk kez gerçekleştirilen Sokak Sanatçıları Festivali vardı. 500’den fazla sokak sanatçısı İstanbul’un canlı sokak kültürünü yansıtan konserler, performanslar, atölyelerle cıvıl cıvıl bir ortam yaratmıştı. Festival üç gün boyunca devam edecekmiş. Ben Gazhane’ye bir oyun için gidip böyle bir canlılıkla karşılaşınca umudum yine arttı ve İBB’nin hala etkin olduğunu görmek biraz olsun moralimi düzeltti. 

Gelelim gezme tozma konularına, ben senin tersine şu sıralar ve Yaz boyunca biliyorsun hiçbir yere gidemedim. O yüzden Kış’a biraz buruk giriyorum. Neyse ki beni de avutan tiyatrolar var. Şu ana kadar fazla oyun görmedim ama Festivalle birlikte 20 kadar oyun gördüm galiba. Araya giren soğuk algınlığı, Almanya’dan kuzen ziyareti derken oyun sayım bir jüri üyesi ve dergi editörü olarak oldukça az. 


Dün akşam Müze Gazhane’de Şehir Tiyatrosu oyunlarından
Gidion’un Düğümü’nü gördüm. Arkadaşım Ersin Umulu’nun yönettiği bu oyundan çok etkilendim. Bir anne ve sınıf öğretmeni arasındaki çatışma ve bıçak sırtı konu tüm seyirciyi derinden sarstı.  Johnna Adams bir kadın yazar. Oyunu göğsümüzde müthiş bir ağırlık ve gözlerimiz biraz ıslak tamamladık. Çoktandır bu kadar zorlandığım, hangisi doğru diye düşündüğüm bu denli açık uçlu bir oyunla karşılaşmamıştım. Taciz gibi zor bir konu. Çocukların şiddetle, cinsellikle ilişkisi, eğitim sistemi çocukluk kavramı bağlamında masumiyet ya da yaratıcılık… Gerçekten çarpıcı bir oyun. Sen biliyor musun bu oyunu? Hafta boyunca Müze Gazhane’ de oynayacak belki görme şansın olur. Dergide bu oyunla ve aynı yönetmenin yine tabu bir konuda tacizle ilgili yönettiği Arşimet Prensibi oyunuyla ilgili bir şeyler mi yapsam diyorum? Keşke bu iki oyunla ilgili seninle ortak, tartışarak kolektif eleştiri yapabilseydik. Bu denli bıçak sırtı, tabu konularda nedense kimse ses çıkarmıyor. Oysa sen oldukça cesursun ve konunun üzerine gidebiliyorsun. 

Daha önce Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nda Çirkin Oyununun galasını izledim o da günümüzdeki estetik çılgınlığıyla ilgili çok eleştirel bir oyun, bu kez bir kadın yönetmenin, Yelda Baskın’ın rejisi çarpıcıydı. Oyun erkekler üzerinden estetik güzelliğin onların dünyasındaki karşılığını tartışarak sistemle, kariyerle ilgili başka bir farkındalık yaratılıyordu. Aynı yönetmenin Yaftalı Tabut adlı oyunu ise 5 sezondur oynuyor. Fatma Nudiye Yalçı’nın hayatını anlatan bu oyunda bir yandan sahnede Enternasyonel söylenebilirken, diğer yandan devrimci bir kadının eril sol hareket içindeki konumu sorgulanıyor. Bu arada Beklan Algan’ın da çok geç tanıdığı komünist teyzesiymiş Fatma Nudiye. Son olarak Otopsi diye bir performans/ oyun gördüm ki o da oldukça çarpıcı bir beden, müzik ve görsel tasarımıyla ilginçti. Ölümden sonra ruhlarımızın otopsisinin yapıldığı bir durum olsa neler görürdük hiç düşündün mü? Kriz geçirmiş bir kalp yerine kırık bir kalp mesela. Yaşadıklarımızın organlardaki ruhsal etkileri… Nihal de bu performansı çok ilginç buldu. Çoktandır tiyatroya gelmiyordu ama bu oyundan çok etkilendi. 

Ben bu mektubumda sana ancak gördüğüm ilginç oyunlardan bahsedebiliyorum. Gördüğüm, gezdiğim hiçbir yer yok ama tiyatro sayesinde iki kıta arasındaki vapur yolculukları İstanbul’un  hala Yaz’a yaklaşıyormuş hissi yaratan son güneşli günleri ve her kötülüğe, müdahaleye karşın bozulamayan güzelliği bana yaşama sevinci veriyor. Bir yerlere gidemesem de bu şehri seviyorum ve İstanbul’un kültür sanat ortamı bana biraz nefes aldırıyor. 

Tekrar buluşacağımız ve tiyatrolara birlikte gideceğimiz günlerin gelmesi umuduyla , sana sağlıklı, üretken ve sevdiğin işleri yapabildiğin ve yine çok gezebileceğin bir yıl diliyorum. 

Sevgiyle kal. 

Tijen 

Picture of Tijen Savaşkan

Tijen Savaşkan

Tüm Yazıları