FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

YENİ BİR YILA GİRERKEN

YENİ BİR YILA GİRERKEN

 

YENİ BİR YILA GİRERKEN

Birnur Akan

Yeni bir yıla girerken adettendir. Yurtta ve dünyada gerçekleşen önemli olaylar ay ay listelenir, yorumlanır; yeni yıldan olumlu beklentiler dile getirilir. Karikatüristler eski yılı devrini tamamlamış bastonlu dede, yeni yılı ise yeni yürümeye başlamış altı bağlı neşeli gürbüz bir bebek olarak çizerler. Yeni yıldan beklentilere hep bardağın dolu tarafından bakılır, İDİ. 

 

Bugün ülkemizde, umudumuzu diri tutmaya çalışırken (-ki bu ciddi bir efor gerektiriyor) yeni yıla umutla bakmakta zorlanıyoruz. En azından ben zorlanıyorum. Ve, ne yazık ki, bunun nedeni karamsar olmamız değil. Sadece geçen bir yılda değil, özellikle son yedi yılda iyice kontroldan çıkan, ülkemizde her yıl daha kötüye giden ekonomik ve sosyal yaşam. İnsanca ve çağa yakışır ekonomik ve sosyal yaşam için önce bu çöküşün durdurulması gerekiyor. Adaletin tarafsız ve herkes için eşit uygulanması gerekiyor. Meclisin halkın sorunlarına çözüm bulması gerekiyor. Cumhuriyete, demokratik hak ve özgürlüklere sahip çıkmak gerekiyor. Özetle çok şeyi aynı anda yapmak gerekiyor. 

 

Oysa yaşananları, haksızlıkları biliyoruz. Büyük çoğunluğa dayatılan ekonomik baskıyı, açlık ve sefaleti görüyoruz. Ve, yaşananlar sanki bunlar değilmiş gibi; hep ilerlediğimizi, büyük devlet olduğumuzu iddia eden bir yönetim… „cek cak“larla hep ileriyi vaat eden, vaatleri tutmasa da büyük pişkinlik ile özveriyi hep halka yıkan ve otokrasiyi güçlendiren bu yönetim. İşte bu bardağın boş tarafı!

 

YENİ YILI SOKAKTA KUTLAYALIM

Bardağın dolu tarafında ise sokak var. Kumpaslara, kayyumlara, haksız tutuklamalara karşı başlayan mitinglerde, geçim sıkıntısının canına tak ettiği halkın her geçen gün artan sayıda sokağa yansıması var. Aralık’ın ilk haftasında ‘artık meclis sokaktır’ diyerek, gerçekleşen 90 mitingten sonra bu eylemlerin artarak sürdürüleceği beyanı var. Sadece yılbaşını değil tüm yeni yılı sokakta kutlayalım.

 

KARAMSARLIĞA GEÇİT YOK

Ancak, Aralık öyle bir ay ki, bizlere şöyle bir yılı daha bitirmenin sevinçli hüznünü ya da hüzünlü sevincini yaşatmıyorlar. Beklentiler felaket senaryosu gibi peş peşe geliyor. Kaygı ve gelecek endişesi yakamızdan düşmüyor. 2026’dan beklentiler de bunun etkisinde şekilleniyor.

 

  • Asgari ücretin ön tahminlerini, komisyonun toplanmasını ertelemesini büyük çoğunluk gerilim filmi gibi izliyor. TÜİK’in enflasyon oranı ile yeni yılda gelecek vergi ve harçların yeniden değerlendirme oranı yeterli fikir veriyor. Tüm maaş zamlarını etkileyen asgari ücretin enflasyonun çok çok gerisinde olacağını biliyor ama yine de bir gıdım fazlasını umuyoruz. 
  • Yıl sonu muhasebesi nedeniyle ve kıdem tazminatını yük gören özel sektörde de işten çıkarmalar artıyor. Her geçen gün artan işsizler ordusu büyüyor. Daha düşük ücrete razı olan işsizlerden gerektiği zaman eleman açığı rahatlıkla sağlanıyor nasıl olsa.
  • Market raflarında azalan ürünler yıl döner dönmez gelecek zamların habercisi olarak değerlendiriliyor.
  • Yönetimin ise böyle bir derdi yok. İstediği zaman istediği vergiyi, harcı, cezayı değiştiriyor. Yurt dışına çıkma harcı 2024 Ağustosunda 50 TL’den 500 TL’ye çıkarılmış ve her yıl yeniden değerleme oranında artacağı hükme bağlanmıştı. Bu yıl 710 TL olan bu harç, yeni yıl beklenmeden 9 Eylül’de Cumhurbaşkanlığı kararıyla 1000 TL yükseltildi ve yıl içinde birden fazla artış olacağı  sinyali verildi. 2026’da otomatikman 1255 TL olacak. Bakalım yılı kaçla kapatacak?

Bunlar ekonomik karabasanlar. Bir de işin sosyal yanı var ki, hepimizi can evinden vuruyor. MESEM’de çıraklık sömürüsü altındaki çocuk yaştaki gençler yaşamdan bezdiriliyor. Asgari ücretin %30’una, kalfalıkta %50’sine çalıştırılan bir kölelik düzeni hüküm sürüyor. Eğitimciler uygulamaya karşı çıkarken, Bakan projeyi öve öve bitiremiyor ama gençleri bitiriyor. 15 yaşında bir çocuk “yaşama isteğim hiç kalmadı” notu bırakıp intihar ediyor. Sadece bu değil, bu yıl 85 çocuk MESEM’de çalıştırılırken iş cinayetine kurban gitti.  Bakan’a sesini yükselten TİP’li gençler anında tutuklandı. İBB iddianamesinde hiç yer almayanlar önce salınıp, daha çıkış kapısına varmadan savcılığın itirazıyla tekrar tutuklandı. Daha cezaları kesinleşmemiş siyasi ve düşünce suçlularının bir çoğuna hücre yöntemi uygulanıyor ve tutuklu olarak yargılanıyorlar. 2023 ve 2024’de 350.000 kişi ile Avrupa’da en çok tutuklu sayısına sahiptik ve bunun da katlanarak arttığını görüyoruz. Kapasite bunun altında olduğu için koğuşlar tıklım tıklım, yeni cezaevleri projeleri gündemde. Ancak yetişmeyeceğini düşünüyorlar ki, Meclisten geçen yeni af tasarısıyla yaklaşık 55.00 kişi tahliye edilecek. Ama hangi suçlar, hangi suçlular? 

 

Dergimizde sık sık ele alınan; kadınlara ve çocuklara şiddet, istismar ve kadın cinayetleri kanayan yaramız. Dünya Bankası’nın 2019’daki raporuna göre Türkiye kadın haklarında 187 ülke arasında 85. sırada yer almıştı. Çalışmada 10 yıllık mali ve yasal eşitsizlik verilerine bakılmış; seyahat özgürlüğü, annelik, aile içi şiddet, varlık yönetimi gibi faktörler de değerlendirilmişti. O günden bugüne daha da irtifa kaybettiğimiz çok açık. 2025 yılının ilk 6 ayında ülkemizde 136 kadın öldürüldü, 145 kadının ölümü de şüpheli bulundu. Önceki yıllarla birlikte bu ağır bilanço aşağıda yer alıyor.

NE YAPMALI?

Bütün bu yaşananlar bizim gerçekliğimiz. Önce bu gerçekleri kabul etmeliyiz. Bu bizi yıpratıyor ama başka çaremiz yok. Çevremde bir çok kişi bu nedenle, sağlığına iyi gelmiyor diye haberleri bile izlemiyor. Bu ülkenin çoğu genci bu kadar mutsuz ve umutsuzken; daha deneyimli, tecrübeli, görmüş geçirmiş olan bizlerin mücadelenin dışında olma lüksümüz yok, diye düşünüyorum. 

 

Bu yaşanan gerçekleri dillendirmekten, hem de hep aynı şekilde dillendirmekten başka çareler bulmak zorundayız. Her alanda örgütlenmek, birleşerek mücadele etmek tabii ki esas. Alanımız hangisi ise; kadın mücadelesi, sendika, siyaset, hukuk, sanat… o alanda yeni söylemler geliştirmek, yeni mücadele yöntemleri bulmak, yaratıcı olmak ve boşlukları değerlendirmek zorundayız. Otokrasi sürekli gündem değiştiriyor, algı operasyonu yapıyor, gözdağı veriyor ve alanı daraltıyorsa, boşlukları değerlendirmek çok önemli olacak. Otokrasinin yumuşak karnı ise ekonomik darboğaza, geçim sıkıntısına karşı halkın haklı isyanı. Bu alanda halkın gözünü boyamak için kimi palyatif tedbirler alabilirler. Her alandaki mücadelede bu sese sahip çıkmak ve çözümün bu düzenin dışında olduğunu halka göstermek gerekiyor. Bayrağı önde taşıyan partilere, sendika ve STK’lara destek olmak gerekiyor. 2026 belki seçim yılı olmayacak. Ancak, seçimlerin yapılmasını sağlayacak mücade yılı olması her birimizin sorumluluğunda, bunu unutmayalım.

Picture of Birnur Akan

Birnur Akan

Tüm Yazıları