“KEKİK KOKULU ZAMANLAR”IN MÜLTECİ YALNIZLIĞI
Züleyha Akın
Uzak dediğin önce içinde birikir insanın, sonrası yalnızca yoldur.
Murathan Mungan
Arkadaşlarımın kitaplarını okuduktan sonra kitaba ilişkin düşüncelerimi sosyal medyada paylaşıyordum. Fakat sevgili Berin Uyar’ın “Kekik Kokulu Zamanlar” isimli eseri üzerinde yazmaya zorlandığımı itiraf etmeliyim.
Bir bölümü yazarsam diğeri eksik kalıyordu. Neredeyse kitabın tamamını yazmam gerekecekti.
İlk bölümde İstanbul’un en güzel semtlerinde gezindiğimi hissettim. Yazarın buluştuğu kadın arkadaşıyla geçtiği yollar, insana son derece tanıdık geliyor. Okur, “ne çok geçmişimdir” diye düşünmeden edemiyor. Ama o yol aynı zamanda Emniyet Müdürlüğü 1. Şube’ye de çıkıyor. Öğrencilik döneminden itibaren defalarca götürüldüğü mekânlar gözünün önünde canlılığını koruyor.
Çocukluğu mutlu geçiyor. Anne, baba, kardeş, teyze ve hele hele büyükannenin insanı büyüleyen yürek güzelliği insanı alıp götürüyor. Hafta sonları tüm ailenin kocaman bir masa etrafında toplanarak yemek yemeleri sonucunda büyükanneye bir sarma tanesinin kalmayışı…
İlk, orta ve lise yılları başarılı geçiyor. Bir yandan yaşamında her daim var olan üretkenliğini de kayda değer buluyorum. Ne zaman eline kâğıt kalem alsa resim veya desenler çiziyor. En çok da gücün simgesi olan Baykuş.
Başkent’in en gözde okulunu kazandığı halde Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okuma aşkının ağır basması sonucunda ailesine haber vermeden kayıt yaptırması… Gerçekten büyük cesaret!
Üniversitede boş durmuyor. Hem derslerini başarıyla götürürken eğitim sorunlarıyla boğuşuyor. Otoriteye karşı bildiriler, bültenler kaleme alıyorlar ve geniş katılımlı forumlar oluşturuyorlar. Sık sık götürüldüğü yerler ise polis karakolları oluyor.
Mutlu geçen çocukluk, gençlik dönemi yaşanırken ülke karanlığa doğru evriliyor ve o korkunç günler “biz buradayız” diyor.
Gözaltı sürecinde yaşadıkları, bir insanın kabul edebileceği işkencelerden değil gibi düşünüyor insan… Ve insanın insana yapabileceği en korkunç gerçekliğiyle yüzleşiyor. Okur bu bölümde bazen ağlıyor bazen susuyor bazen de içinden “helal olsun Berin, iyi bir ders verdin!” diyor.
Ne yaşarsa yaşasın, kendisine yaşatılanlar asla umudunu kırmıyor. Eserin satır aralarında bu duyguyu hep hissettim.
Cezaevi sürecinde kız kardeşiyle bir araya gelmesini büyük bir şans diye nitelendirmesi içimi rahatlattı. Abla – kardeş birlikte göğüs gereceklerdi diye düşünmekten çok kardeşine ablalık yapmak duygusunun ağır bastığını sezinliyorsunuz.
Bir de Ankara bölümü var. Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’nu anlatması son derece kayda değer bir kesit oluşturuyor. Gidişinden bir kaç gün önce Sevgi Soysal taburcu olmasaydı orada karşılaşacaklardı şüphesiz.
Bu süreçte çözümsüzlük olarak kabul ettiğimiz ya da öyle ifade ettiğimiz konulara odaklanarak çözüme ulaştırması beni benden alıp, götürdü. Bir kuşun kanadındaki sevgi büyüdü, büyüdü, büyüdü…
Bence yazar çok sevdiği ülke topraklarından kopmak ve yabancı bir ülkede yaşamak zorunda olduğu yıllarda daha büyük acılar yaşıyor. Ben, bu durumun tarifinin olanaksız olduğunu düşünüyorum.
Yaşadığı her mekânda bahçe olmazsa bile saksılarda çiçek ve sebze yetiştirmek en büyük hobilerinden biri oluyor. En vazgeçilmezi de kekik.
Kekik kokusu duydum
Kekik kokusu koynunda huysuz gecenin
Uyandım birdenbire
Haydi dedim yüreğim gidelim bu şehirden
Bu şehir koparmak istiyor beni özlemlerimden
Yorgunum
Çünkü yorgunluğumun yaşamak gibi bir anlamı var
Yine de yaşamaktan duyduğum mutluluğun tadına
Düşmanlarım ulaşamazlar
(Nihat Behram)
Ne zaman yaşamına girse gördüğü her güzellik kekikle özdeşleşiyor. Sevdiği erkeğin saçları, nefesi kekik kokuyor.
Ben bu eserde yazarın yaşadıklarına hiç yabancı değilim. Gördüklerim, duyduklarımla örtüşüyor.
Yalnızlığını ifade ediyor fakat kimsesizliğini değil. Çünkü biliyor ki; kimsesiz olmak farklı bir şey.
Uzun bir yaşam sürecinde birbirlerine dayanarak yaşamını sürdürdüğü gönül yoldaşından geriye bir bakır küpün içinde külleri kalıyor. Eserin en çok yürek yakan, paramparça eden bölümü buydu.
Sayfaları çevirdikçe yazarın kaleminin gücüne katılan kutsal güç eseri gözümde daha da büyüyor.
Kısaca söylemem gerekirse elinizden bırakamayacağınız bir eser bu. Başta Berin Uyar olmak üzere emeği geçen tüm ekibe teşekkür ederim.
Züleyha Akın – 7 Ocak 2026



