Komiserin Çay Servisi
Cemal Akça
Meydanın ortasında, mikrofonun başında dimdik duran Ayşe sanki sadece bir konuşmaya değil, bu
sessizliği bozmaya hazırlanıyordu. Mikrofonu bırakmıyor ama bakışları “daha bitmedi” diyordu. Tam o
an, kalabalığın arasından sivil kıyafetli, iri yarı bir adam süzüldü. Üzerinde üniforma yoktu ama
“otorite” dediğin şey bazen omuz genişliğinden tanınır.
Etrafındaki polislerin ona “komiserim” diye hitap etmesiyle kimliği de netleşti.
Ama asıl sürpriz, konuşma bittiğinde geldi.
“Basın açıklaması biter bitmez oturma eylemine başlayan kadınlara sivil kıfayetli komiser, “Teşekkür
ederiz,” dedi, sesi beklenmedik bir şekilde yumuşaktı. “Ama oturma eylemini biraz ileride yaparsanız
sevinirim… benim de hesap vermem gereken makamlar var, lütfen.”
Bir an durdum. Hatta zihnim kısa süreliğine “sistem hatası verdi.” Çünkü alışık olduğum sahnelerde bu
ton yoktu. Bu cümle, sanki yanlışlıkla başka bir ülkenin polisinden ödünç alınmış gibiydi.
Kuzey Ege Kadın Platformu’nun eylemini sosyal medyada izliyordum. Ama asıl dikkatimi çeken
sloganlar değil, bu nazik ricaydı.
“Demek ki olabiliyormuş!” dedim kendi kendime. Hatta iç sesim hafif alkışladı.
O gece uykuya dalarken zihnim bir sahil kasabasına kaçamak yaptı. Deniz kokusu burnuma doluyor,
meydanlarda kadınlar haklarını savunuyor, polisler de “rica ederim” tonunda konuşuyordu. Ütopya
mıydı, yoksa sadece fazla iyi yazılmış bir senaryo mu, karar veremedim.
Sonrası… Biraz bulanık.
Bir anda kendimi Dikili Bülent Ecevit Meydanı’nda buldum. Boynumda fotoğraf makinem vardı; klasik
bir “ben buradayım ve bunu belgelemeliyim” hali. Kalabalığın içinde yürürken yüzler tanıdık geldi.
Yıllar önce yollarımız kesişmişti. Gülüştük, selamlaştık. Hem fotoğraf çekiyor hem de sohbet
ediyordum. Yani aynı anda hem gözlemci hem de hikâyenin figüranıydım çok yönlü bir performans,
kabul ediyorum.
Derken o adam yeniden belirdi.
Aynı komiser.
“Hoş geldiniz,” dedi, sanki mahalleye yeni taşınmışım gibi sıcak bir tonla. “Sizi ilk kez görüyorum.”
dedi.
“Yeni sayılırım,” dedim. “Ama daha ev bulamadım.”
Bunu der demez gözleri parladı. Öyle böyle değil,resmen içinden bir emlak danışmanı çıktı.
“Ev mi? O iş bende. Hatta her iş bende.”
“Ev, elektrik, su, doğalgaz, internet… Gerekirse psikolojik danışmanlık…”
İşte tam burada içimde bir alarm çaldı. Çünkü hayatta bazı insanlar vardır; “her iş bende”
dediklerinde, genelde o işlerin hiçbirinin tam olarak yapılmadığını bilirim.
“Peki neden?” dedim. “Bana niye yardım ediyorsunuz?”
Gülümsedi. O gülümseme… Biraz gizemli, biraz da “asıl mesele şimdi geliyor” türündendi.
“Çünkü sen de bana yardım edeceksin.”
Ve hikâye, o anda yön değiştirdi.
Eylem bittikten sonra yine geldi. Bu kez daha yakındı, daha samimiydi. Hatta biraz da telaşlı.
“Bak,” dedi, sesi düşüktü. “Bu kadınlar çok iyi insanlar. Gerçekten.”
Durdu. Dram etkisi için küçük bir boşluk bıraktı.
“Ama beni zor durumda bırakıyorlar.”
“Nasıl yani?” dedim.
Derin bir iç çekti. Bu iç çekişte bir adamın bütün kariyeri, ev hayatı ve çay tepsisi aynı anda yankılandı.
“Benim hanım önce her hafta bir komşuda çay partimiz var der çıkardı evden. Derken haftada ikiye
çıktı derken, sıranın bize geldiğini söyledi ve eşitlikten bahsetti. Amaan o solcu kadınlardan olacak
değil ya dedim, ama içimde bir huzursuzluk, merak etmeye başladım. Mesai saatimde kontrol için o
gün eve geldim. Gelmez olaydım,hanımın ilk emri ‚aşkım çayları yeniler misin oldu.‘ Evde artık sürekli
eşitlik konuşuluyor.”
Başımı salladım. Tehlike çanları onun için çalıyordu, benim için değil.
“Geçen hafta bizim evde toplandılar,” diye devam etti. “Ben de… Çay servisi yaptım.”
İşte o an, gülmemek için verdiğim mücadele, insanlık tarihine geçebilirdi.
“Bunun neresi kötü?” dedim, gayet masum bir ifadeyle.
“Ya duyulursa?” dedi, panikle. “Ben komiserim!”
Sonra iyice yaklaştı, sesi neredeyse fısıltıya dönüştü:
“Kayın babam duyarsa beni mahveder”
„Sen kocaman bir komisersin; ona ne?“ dedim.
“Öyle değil işte kayın babamın sayesinde komiser oldum. O eski emniyet müdürü, emekli olmuş ama
hala her yerde sözü geçiyor. “Erken emeklilik dilekçesi verdim. Altı ay, sadece altı ay istiyorum. Sen bu
kadınlarla konuş. Beni ve eşimi biraz rahat bıraksınlar. Sonra…” dedi, hafifçe duraksadı, “Sonra ben de
katılırım aralarına.”
Tam o anda
Bir alarm sesi.
Gözlerimi açtım. Telefon çalıyordu.
Ekrana baktım.
Tarih: 1 Nisan saat 7:00
Bir süre tavana baktım. Gerçeklik ile bilinçaltı arasında ince bir çizgi vardı ve ben tam üstünde
duruyordum.
Sonra gülmeye başladım.
Demek ki bilinçaltım bile şunu söylüyordu:
„Değişim… Bazen rüya gibi başlar.
Ama eninde sonunda, çay tepsisiyle bile olsa, herkesin kapısını çalar.“
Cemal T.Akça
Lahey



