FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

AYSEL GİTME…

AYSEL GİTME…

AYSEL GİTME…

Aynullah Akça

Kadın önce camdan baktı, odanın içinde sinirli sinirli dolaştı valizini aldı sonra kapıyı çarptı çıktı. Kapının gürültüsüne salonda battaniyeye sarılmış halde iki büklüm divanda uyumakta olan kocası sıçrayarak uyandı. Önce ne olduğunu, gürültünün nereden geldiğini anlayamadı. Her tarafı uyuşmuştu. Başı çatlayacak gibiydi. Sırtını divanın arkalığına verip bir iki gerindi. Düşüncelerini toplamaya çalıştı. Rahat yatağı dururken neden burada, bu taş gibi sert divanın üzerinde sabahlamıştı. Ah şu Allah’ın belası baş ağrısı. ‘Bu kadar içmemeliydim’ diye geçirdi içinden. Aniden dün akşamki kavgaları canlandı gözünde. Aceleyle battaniyeyi üzerinden atıp yatak odasına koştu. Kapı açıktı. Bomboş oda, kapıları sonunda kadar açık boş gardırop, sağa sola fırlatılmış elbise askıları, yorganı bir tarafa fırlatılmış boş karyola karşıladı onu. Her şeyi anladı, onu uyandıran gürültünün nereden geldiğini de. Yalın ayak, pijaması sırtında kendini koridora attı. Onu muhakkak durdurmalıydı. Bu kez geri dönmeyeceğini biliyordu. Hızla aşağıya doğru kaymakta olan asansörün camından karısının kaybolmakta olan başını gördü. Kuzguni siyah saçları her zamanki gibi dağınıktı. Tüm gücüyle düğmeye abandı. Kapıyı yumrukladı. Bir yandan da bağırıyordu. “Aysel gitme dur… Sana her şeyi anlatacağım. Şifreyi de vereceğim gitme!” Asansörü durduramayacağını nihayet anlayınca merdivenlere yöneldi. Alt kata inene kadar asansör arayı açmıştı. Beş katı asansörle yarışırcasına inip de sokağa fırladığında iri yağmur damlalarının hücumuna uğradı. Gecenin bir vaktinde başlayan yağış tüm şiddetiyle devam ediyordu. Geri çekilip giriş kapısının tahta korumalığının altına sığındı. Sağa sola baktı kadın yoktu. “Nereye gider bu, kuş olup uçmadı ya… Aramızda beş dakika bile yoktu.” Bunları düşünürken kaldırıma birbirine yapışık park eden arabaların üzerinden caddenin karşı yakasında duran bir taksinin sarı sırtını gördü. Sığındığı yerden fırladı, araba duvarını aşıp asfalt yolun kenarına geldi. Selin küçük çapta bir dereye çevirdiği yolu karşıya geçmek için uygun bir yer ararken karısının elinde şemsiyesi valizini bagaja yerleştirmekte olan şoföre talimat verdiğini gördü. Yağmura, çamura, soğuk sel sularına, pijamayla olduğuna aldırmadan karşı kıyıya yöneldi. Bu arada karısı ve şoför bagajı yerleştirmiş arabaya biniyorlardı. Adam el-kol işareti yaparak bütün gücüyle bağırdı “Aysel dur gitme… Sana her şeyi anlatacağım, ne olur gitmeeee…”

Kadın dönüp bakmadı bile. Şoför gaza bastı. Araba sel sularını kafasından aşağı boca ederek yanından sıvışıp uzaklaştı, elinden avını kapıp havalanan kocaman bir yırtıcı kuş gibi. Adam arkasından bakakaldı. 

Selin söküp getirdiği bir kütük gibi asfaltın ortasında uzunca bir süre hareketsiz kaldı. Sağından solundan hızla geçen arabaların sıçrattığı sular adamı adeta çamurdan bir heykele dönüştürmüştü. Hiç kimse ilgilenmiyordu onunla. Sanki yolun ortasına yerleştirilmiş herhangi bir trafik işaretiydi de sürücüler ona çarpmamaya çalışarak yanından dikkatlice sıyrılıp geçiyorlardı. 

Yağmur tüm şiddetiyle devam ediyordu. İnce pijaması iyice ıslanmış, yağmur adamın içine işlemişti.  Çıplak ayaklarında başlayan sızı giderek bütün vücuduna yayılmış, bir süre sonra da artık ayaklarını hissetmez olmuştu. Dişleri birbirine vuruyor, zangır zangır titriyordu. Bilincini kaybetmek üzereydi. Daha fazla dayanamadı. Yüzükoyun asfalta yığıldı. O ana kadar olayı seyrettiği anlaşılan çevre esnafından bir iki kişi koşup adamı sudan çıkardılar. Acil servisi aradılar. Ambulans gelene kadar adamı bir battaniyeye sarıp, sıcak bir şeyler içirmeye çalıştılar.

Adam üç gün yoğun bakımda kaldı. Dördüncü gün hayatını kaybetti. Hastane yetkilileri tüm çabalarına rağmen cenazeye sahip çıkacak bir yakınını bulamadılar. Önce eşini aradılar. Yurdışında uzun bir iş gezisinde olduğunu öğrendiler, ama kendisine ulaşamadılar. Son çare olarak isim benzerliğinden akraba olabileceklerini düşünerek, çoktan hakkın rahmetine kavuşmuş ünlü bir Türk sanat müziği ustasının ailesini aradılar. Aile sözcüsü, böyle ne idüğü belirsiz insanlarla hiçbir akrabalık bağlarının olamayacağını söyleyerek, bu olasılığı da ortadan kaldırdı. Bunun üzerine belediye yetkilileri topu polise atarak işin içinden sıyrıldı. 

Polis yetkilileri kısa bir araştırmadan sonra merhumun eşi, Aysel Müren ile internet üzerinde bağlantı kurmayı başardı. Aysel Hanım, hıçkırıklar arasında eşinin vefatına çok üzüldüğünü, ancak şu anda İtalya’da bir iş gezisinde olduğunu ve en erken bir ay sonra ülkeye dönebileceğini söyledi. Kendisi gelmeden eşini defnetmemelerini, onu kendi elleriyle toprağa vermek istediğini, ona karşı bir minnet borcu olarak bu son vazifesini yerine getirmesinde kendisine yardımcı olmalarını rica etti.

Tam bir ay sonra belediye defin bürosu müdürünün kapısı çalındı. Kapıyı açan müdür karşısında tepeden tırnağa Avrupa usulü siyah yas kıyafeti içinde, otuz yaşlarında alımlı bir kadını görünce şaşırdı. Sorgulayıcı bakışlarla kadını tepeden tırnağa süzdü. Kadın kendisini, Ben Mert Ali Müren’in eşi Aysel Müren’im diye takdim edip siyah dantel eldivenli elini müdür beye uzattı. Müdür uzatılan eli hafif eğilerek saygıyla sıktı. Oturması için yer gösterdi. Ismarladığı kahveleri, havadan sudan kısa bir sohbet eşliğinde içtikten sonra, defin için gerekli formaliteleri yerine getirdiler. Müdür beyin de yardımıyla Aysel Hanım bir dizi evrak doldurdu. Prosedür tamamlandıktan sonra morgun bulunduğu binaya geçtiler. Bir görevli onları bekleme salonuna aldı. Kadına giymesi için uzun beyaz bir önlük, takması için maske ve bir çift koruyucu eldiven verdi. Daha sonra yardımcısıyla birlikte içeri girdi. Duvara gömülü çelik çekmecelerden üzerinde Mert Ali Müren yazılı olanı çektiler, bir arabanın üzerine yerleştirip ortaya sürdüler. Görevli, kapıyı açıp kadını içeri davet etti. Kendisi önde kadın arkada içeri girdiler. Kadın içeride -5 derece soğuktan çok, etrafının onlarca cesetle çevrili olması düşüncesinden ürperdi. Bir an önce çıkmak için acele ediyordu. Görevli cesedin içinde korunduğu özel torbanın fermuarını çekip kafa kısmını görünür kıldı ve kadından dikkatlice bakmasını istedi. Kadın, kocasının haftalardır -20 derecede beklemekten buz kesmiş mosmor yüzünü görünce irkildi. Hıçkırıklar arasında, seni bu hallerde de mi görecektim, diyerek kocasının kimliğini doğruladı. Uzatılan kâğıdı imzaladı. Daha sonra görevliden kendisini birkaç dakika kocasıyla baş başa bırakmasını rica etti. Görevli uzaklaştıktan sonra kocasının kulağına eğilip, “Ah benim, başkalarını kör kendini şehla gözlü sanan budala kocam, her şeyi çok önceden biliyordum. Israrla benden sakladığın şifreyi bile… Seni ekmek için uygun bir fırsat bekliyordum. Uçkuruna uzun süre hâkim olamayacağını, çok geçmeden bu fırsatı elime vereceğini biliyordum. Nitekim beklediğim gibi oldu. Şimdi sen toprak altında çürürken ben üstünde zengin bir dul kadın olarak hayatın tadını çıkaracağım. Elveda benim budalam.” dedi.

Aysel Müren, zengin bir defin töreniyle kocasını toprağa verdi. Mezarlık bakım görevlilerinden bir yıl boyunca her cuma günü kocasının mezarı başında kuran okutmalarını ve çiçekleri yenilemelerini istedi, bu hizmetlerin tutarını peşin olarak fazlasıyla ödedi.

Defin töreninden sonra ortadan kayboldu. Bir daha da onu gören olmadı.

 

Aynullah Akça

Fagersta Mart 2026

Picture of Aynullah Akça

Aynullah Akça

Tüm Yazıları