FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

BİROL KUTADGU

BİROL KUTADGU

“Resimle anlatmaya çalıştıklarımı sözcüklerle anlatabilseydim, resim yapmazdım.”

BİRNUR AKAN

Yıllar yılı resim yaptı. İstanbul’da, Bodrum’da, Kopenhag’da, yine Bodrum’da Geriş köyünde… bir de 80 gün var, Atlantic Pasifik Okyanusları üzerinde… Resimlerinde deniz hep vardır, mavi, yeşilin puslu iç içe tonları Bodrum’u çağrıştırır. Kadın önemli bir yer tutar resminde. Figüratif değil imgeseldir kadınları. Hayatında hep önemli yeri olan kadınlar, tanımlı ya da tanımsız mekanların puslu ve şiirsel anlatımında, genellikle tüm çıplaklıklarıyla yer alırlar. Ben Birol’un tarzını hep sevmişimdir.

1970-1982’de İstanbul, Ankara, Bodrum’daki sergileri ile tanınmaya başlandı Birol Kutadgu. 1983-1992 yıllarında Kopenhag’da yaşarken bir çok solo sergisinin yanı sıra İstanbul’da ve Ankara’da Galeri Nev’de, yine Ankara’da Vakko Sanat Galerisi’nde Kopenhag dönemi eserleri de sergilendi. 1990’da Paris FIAC’da sergi açması önemliydi. Türkiye’ye döndükten sonra açtığı sergiler; İstanbul ve Ankara Galeri Nev’de, Garanti Bankası Sanat Galerisi’nde, PG Galerisi’ndeydi. 2001 yılındaki bu sergi son sergisiydi. İstanbul’da açılan bu sergilerine hep gittim. Danimarka, Fransa, İtalya, Almanya, Hollanda, İsviçre’de özel ve resmi koleksiyonlarda eserleri bulunuyordu. Türkiye’de ise bir çok koleksiyoner resimlerine ilgi göstermişti. Bu nedenle, 2 yıl önce ziyaret ettiğim MSGSÜ Resim Heykel Müzesi’nde ve İstanbul Modern’de tek bir resmine rastlamamak beni çok şaşırttı. Çok üzüldüm, umarım gözümden kaçmıştır. Son yıllarda İstanbul’da yaşamadığım için hep sınırlı vaktim oluyor, hızlı gezmiş olabilirim. 

Birol ile ilk tanışmam 1970 yazında Fındıklı’da, şimdiki adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan, o zamanki adı Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (DGSA) kantininin altında yer alan Öğrenci Derneği odasında oldu. Bütün bir duvara Che Guevara’nın o meşhur portresini boyayan ayağı aksayan kişi Birol’du. Motosiklet kazasını yeni atlatmıştı. Ben hazırlık kursları için kayıt yaptırıyordum. Bu kursları, bir iki yıl önce Akademili olmuş arkadaşlar gönüllü olarak veriyordu. Ve, akademiyi kazandım. Çok istememe karşın tiner ve boyaya alerjimden, seçimim resim bölümü değil grafik sanatlara oldu. Ne iyi ki, ilk yıl bütün bölümlerin ortak aldığı Temel Sanat Eğitimi vardı. 200 civarı öğrenci, farklı formasyonda sanatçılardan -ki çoğu burs alıp yurtdışına gidip gelmiş değerli isimlerdi – sanatın temel kavramlarını öğreniyor ve uyguluyorduk. Yıl sonunda açılan Temel Sanat Eğitimi Sergimiz bizler kadar bu sanatçı hocalarımızın da gurur kaynağıydı. Artık sanatçı olmuş resim bölümü öğrencilerin bazıları hep okuldaydı. Ders saatleri dışında atölyelerinde resim yapmaya devam edenler hep oluyordu. Birol onlardan biriydi. Hatta okuldan kopamayan arkadaşlarımız vardı. Onlardan biri de Komet’ti. Rıhtımda, kantinde, hatta kantinin çatısında ve Fındıklı Parkı’ndaki balıkçı barınağında sürekli şiir ve sinema dahil sanatın tüm dallarını, hem de ülkenin durumunu konuşuyor, tartışıyorduk. İşte Birol ile dostluğumuz böyle özgür ve güzel bir ortamda başladı. Ne yazık ki,12 Mart askeri darbesiyle bu güzel günler kesintiye uğradı. 

1971 yazında Akademiden 4 arkadaş Bodrum’a geldik. Yaptıkları seramik kolyeleri satarak tatil masraflarını çıkartmayı uman üçlüye, daha reşit olmamış ben, ailemi güç bela ikna ederek sonradan eklenmiştim. Bodrumlu bir akademili olan Kıral Nalbantoğlu Han’ı işletiyordu. Tiyatro sevdalısı ve sonradan Fransa’da müthiş işlere imza atacak olan Mehmet Ulusoy, eşi ile genellikle İtalyan, Fransız turistlere 3-4 günlük tekne turları organize ediyorlardı… Şimdikilerin konforundan çok uzak, ama o zamanki Gökova Körfezi’nin olağanüstü doğal güzelliğinde, ‘mavi yolculuk’ öncülerinin izinde* Çift olan arkadaşlarımız yeni evliydiler ve bir pansiyonda kalıyorlardı. Biz ise yer arıyorduk ki, ablamın arkadaşı olan Mehmet Ulusoy bize boş bir halıcı dükkanında yer ayarladı, sonra mavi tur teknesinin güvertesini önerdi. Çok şanslıydık. Bu gezi dönüşü limanda Birol’un bizi karşılaması tam bir sürpriz oldu, çok sevindim. İkinci mavi turumu şöyle bir ekiple yaptım. Akademiden Turan Kaşo ve eşi Zülal, Mehmet Ulusoy, Birol Kutadgu, ben, birkaç Alman, birkaç İtalyan. Birol, Mehmet, Turan üçü de iyi dalgıç. Tekne demirlemiş, ben bu ekibi kürekle dalacakları yere götürüyorum. Bir kaç saat içinde orfozdan lagosa, mürenden ahtapota bütün kayık tepeleme doluyor, Gökova’nın bu bereketini komşu teknelerle paylaşıyoruz. Dönüşte Han’ın yer hasırlarında öğrenci kontenjanından geceye katılıyoruz. Masalarda birkaç dil birden konuşuluyor. Neşeyle yeniyor, içiliyor. Birol ile Bodrum’da ilk anımız böyle.

 

Bu arada ekleyeyim, Birol Kutadgu lisanslı dalgıç. Profesyonel olarak arkeolojik batık dalışlarında da yer alıyor. Hem tüple dalıyor, hem bulunan parçaları resimliyor. 

 

Birol Akademideyken evliydi, bir kızı vardı. Ancak öncelikleri hep resim tutkusu, motosiklet sevdası, deniz tutkusu, dalma sevdasıydı. Yine de zaman zaman resme az ara vererek çalıştığı dönemler oldu. Bodrum’da resim öğretmenliği yaptı. 1975 -76 yılında her ikimiz de Cağaloğlu’nda çalışıyoruz. Ben İstanbul Reklam’da animatör, o bir reklam ajansında art direktör. Öğle tatilinde benim iş yerime uğradı. Ebru Grafik’e iş bırakacağını, gelince birlikte yemek yemeyi önerdi. Sonra gitti ve gelmedi. Akşamüstü uğradığında bir parmağı eksikti. Bir Cağaloğlu hanının üst katında bulunan Ebru Grafik’ten inerken elektrik kesiliyor -o dönem sık sık olan elektrik kesintileri işleri oldukça sekteye uğratırdı.- dengesini kaybediyor. Tutunduğu kâğıt kesicisi bir giyotinin kolu, serçe parmağı da giyotin bıçağının altında. Olmayan o parmağın yarası iyileştikten sonra üzerine çok şık deri bir kılıf yaptırıp bileğine bağladı ve hep taşıdı. 

Birol tuvalin başında…

Sonra boşanmış, Tina ile evlenmiş ve Danimarka’ya yerleşmiş. Uzun yıllar görüşmedik. İstanbul sergileri başlayınca tekrar görüşmeye başladık. Tina ile ayrılmışlar. Geriş köyünün en güzel mevkiinde, çok özel atölye evi vardı. İstanbul’a gelince Çiçek Bar’a takılıyor, Büyük Londra Oteli’nde kalıyordu. Dostu Arif Keskiner ile birlikte  Çiçek Bar’ın 8 metrelik duvarına 4 ressam resim yapma projesi geliştiriyorlar. Sonuçta Alaaddin Aksoy ile birlikte ikisi bu işi üstleniyor, 4 parçalı resim yapıyorlar. Kardeşi Erol’dan bu resmin bir parçasının Fenerbahçe’nin eski bir yöneticinin elinde olduğunu öğreniyorum, Diğer parçaların akıbetini bilmiyoruz, görsellerine de ulaşamadım.

2005 yılında, rahatsızlığı olan hayat arkadaşımın rehabilitasyonu için Bodrum’da bir ay tatil yapmayı planlıyorum. Birol, Bodrum çok gürültülü Yalıkavak’a gelin, diyor. Birol’un yaşadığı Geriş, Yalıkavak’ın üstünde bir köy. Birol ve kardeşi Erol aracı oluyor, denize sıfır bir apartı bir aylığına tutup, beş ay kalıyoruz. İstanbul’a dönmeden de bir yer kiralayıp 2006’dan bu yana Yalıkavaklı oluyorum. Geriş’te Birol var, Titi var, Akademi’den arkadaşım Ferhan Şensoy var. Kardeşi Erol var. Hatta iş arkadaşım Ivgen -Evgenia diye bir kafe, bar, restoran açmış-. Bodrum’da sonra Yalıkavak’a gelecek olan Funda var. Bodrum Baraz Otel’de İnci Asena ve Duygu Asena kalıyor. Duygu ile hayat arkadaşım Erden hasta olsalar da, birlikte paylaştığımız o günleri güzel hatırlıyorum. Güzel  dostluklar kurduğum o dönemde Birol ile dostluğumuz daha da perçinleniyor.

İsmet Ay’a niyet, Funda’ya kısmet 25x35 cm tablosu

2005 yaz sonu Funda ile birlikteyken Birol arıyor, bulunduğumuz yere geliyor. Yüzünde muzip bir gülümseme, koltuk altında küçük bir tuval. İsmet Ay için bir resim yapmış, meğer İsmet Ay İstanbul’a gitmiş bile. Şimdi ne yapacağım bu resmi elimde kaldı, der demez Funda, bana ver, diyor. Birol hep yanında taşıdığı kalemiyle Funda’ya imzalayıp tereddütsüz veriyor. 

Birol, yeğenimin mezuniyet filminde Amca Yaşar rolünde

 

2005 sonbaharında, Paris Femise Sinema okulunda okuyan yeğenim mezuniyet projesi çekecek, başrolü Birol’a teklif ediyor, Birol  tereddütsüz kabul ediyor yine. Bu arada ekleyeyim, Birol büyük ablamın da iyi arkadaşı. Bu filmin çekiminde diğer ablamla, yeğenim ve kızımla da arkadaş oluyorlar. Hepsi Paris’te filmin çekiminde birlikteler. Film kısa film dalında 2006 Cannes Film Festivali’ne seçiliyor. Biz ailecek Cannes’dayız. Filmin adı “Bir Damla Su”. Artık ailemizin bir ferdi olan Birol gelemiyor. Çünkü;

IA ORANA iyi günler demek

Çünkü, Birol Kutadgu, Akın Öngör 15 Mart – 02 Haziran 2006’da Karayipler St.Barth’dan başlayıp, Tahiti’de son bulacak  Atlantik’den Pasifik’e  80 günde devr-i alem seyrindeler. Bu seyahatin kocaman bir kitabı “IA ORANA  Akın’ın seyir defteri Birol’un resim defteri” olarak basıldı. Gülin Öngör Kız Anadolu Meslek Lisesi’ne geliri bağışlandı. Bende Birol’dan imzalı bir tane var. Üç yıl önceki Bodrum Kitap Fuarı’na katılan bir sahafta bu kitaba denk geldim. Sahaflarda  böyle özel kitapların fiyatı genellikle artar. Bu sefer nedense fiyatı düşmüştü. 33 x 33 cm boyutunda, ciltli, sıvama karton kapaklı, 2 kilo ağırlığındaki kitap, muhtemelen bir bağışçının varislerine bir boy büyük gelmişti.

IA ORANA’dan Pasifik izlenimleri

“Ferhangi Şeyler” oyunu turnede, Milas’a geliyor. Birol ve Erden’le birlikte gidiyoruz. Arabayı ben kullanıyorum. Ferhan Şensoy’un davetlisi olarak yerimiz en önde. Sağımda solumda iki bastonlu adamla çok yavaş yerimize geçerken Ferhan sahneye çıkmış bile. Halimize bakıp gülüp, bize laf atıyor. Ne dediğini hatırlamıyorum zira sarfettiğim efordan sırtım ter içinde. Bir de bunun dönüşü var. Daha önce de seyrettiğim bu ikonik oyununda yine bizi güldürüyor Ferhan. Yıldızlar yoldaşı olsun, her üçünün de…

Erden 2010’da İstanbul’a gidiyor. Rahatsızlığı evde bakımı, benim gücümü aştı. Ben zaman zaman İzmir’de hasta olan anne ve babama bakan erkek kardeşime destek veriyorum. Birol’un da kimi rahatsızlıkları var ama önemli değil, yok dizi, yok bacağı… Zaten hastalıktan bahsetmeyi hiç sevmez. Oldukça sık görüşüyoruz. Evine her gittiğimde, elinde mutlaka bir kitap, kucağında kedisi Sepya. Kız kaldık baş başa gel evlenelim, diyerek bana takılıyor. Ben, önce şöyle bir kaç büyük boy resmini hediye et, sonra teklif et, diye ona takılıyorum. 

Sonra bir gün kardeşi Erol ağlayarak arıyor “abimi kaybettik” diyor. Tarih 22 Kasım 2013. Birol, 68 yaşında kalbine yenik düştü. Onu Geriş’e defnedeli 12 yıl oldu. Yaşadığım müddetçe unutmayacağım çok özel, çok güzel dostluktu bizimki. Hep maviliklerde ol Birol Kutadgu.

Birol’un bende tek bir eseri bile yok. Boya ve boş tuvallerine talip oluyorum. Erol unutmuş, hepsini Ankara Gazi Eğitim’e bağışlamış. Ben de şövalesine el koyuyorum. Keşke hakkıyla kullansam. Sanırım yazmaktan çok resimle uğraşmam gerekiyor, Birol’un dediği gibi ikisi bir arada zor oluyor..

Hep mavşiliklerde Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Erol Güney, Fuat Ömer Keskinoğlu, Sabahattin Ali ve (*) Paluka diye anılan balıkçı Mustafa Esim’in ayarladığı tekneyle Halikarnas Balıkçısı’nda etkilenen Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Erol Güney, Fuat Ömer Keskinoğlu, Sabahattin Ali, Necati Cumalı İzmir’den Gökova’yı keşfe çıkarlar. Onlar ve gezilere daha sonra katılan ve kitabını yazan Azra Erhat mavi yolculuğun ilk öncüleridir. 

Picture of Birnur Akan

Birnur Akan

Tüm Yazıları