Bu bir soykırım değil mi?
Berin Uyar
Bir video izledim İnstagram’daydı galiba. Gaza.
Aç insanlar, parça parça olmuş kentin yıkıntıların arasından fırlayarak yiyecek getiren kamyonlara doğru koşuyorlar. Genç yaşlı, kadın erkek, çoluk çocuk… O sırada tepelere pusu kurmuş İsrailli keskin nişancılar bu insanların üzerine ateş açıyor. Vurulup düşenlerin üzerinden atlayarak koşmaya devam ediyor aç insanlar yiyecek kamyonuna doğru.
Yine bir video. Başı kolu, tüm bedeni sargılar içinde hastanede yatan bir çocuk anlatıyor. “Evimiz bombardımanda yıkıldı. Hepimiz yaralandık. Kardeşlerimin, anne ve babamın çığlıklarını duyuyordum ama bir gayretle kendimi henüz yıkılmamış bir duvarın yanından dışarıya attım. Yaralıydım, yerde sürünerek evden uzaklaşmaya çalışıyordum ki, başımın üzerinde bir dron gördüm. Bir kaç tur attıktan sonra bana ateş etmeye başladı. Sonra gözlerimi burada açtım.” Bu nasıl bir çılgınlık bir akıl tutulması, açıklanması zor bir vicdansızlık. Zaten yıkılmış bir evin içinde kalanları da canavar gözlü dronlarla yok etmek. Bu nasıl bir kindir, siz nerede öğrendiniz bu vahşeti?
Bir gazeteci Telaviv sokaklarında, elinde mikrofon yoldan geçenlerle konuşuyor. Sadece üç konuşmayı izleyebildim. Yüreğim kaldırmadı devamını dinlemeye. Genç insanlar, “Araplar yok edilmeli. İyi ki tutuklulara idam cezası çıktı. Memnunum.” diyor; “Onlar bize yollanmış lanetlilerdir” diyor; “Onlara hiç acımıyorum, kundaktaki bebelerini bile öldürmemiz lazım ki, huzur bulalım.” diyor. Hem de gözünü kırpmadan, arsızca gülerek.
Sonra yine bir video izledim. Telaviv sokaklarında İsralli barışçılar. Bu vahşete göz yummayan, sesini çıkaran, isyan eden, polis tarafından yerlerde sürüklenen, dayak yiyen, tutuklanan yine de susmayan ve barış taleplerini dile getiren, parmakla sayılacak kadar az, yürekli insanlar.
Ve Trump konuşuyor: “Eğer İran boyun eğmezse bu gün bütün bir medeniyet yok olacak.” diyor. Nükleer silah kullanacak galiba.
Arap dünyası suskun. Avrupa suskun. Devlet başkanları ya hiç yorum yapmıyor, ya da Almanya başbakanı Merz gibi, “İsmail’i destekliyoruz” diyor. Bir kaç sene önce elinde kesik insan kafalarıyla poz veren Suriye’nin yeni Cumhurbaşkanı Şara’yı Almanya’da krallar gibi ağırlıyor. Birleşmiş Milletler’den, Avrupa Parlamentosu’ndan Amerika’nın bölgemizde sürdürdüğü sıcak savaşa bir kaç cılız itiraz. En büyük tepki sol partilerden ve sivil toplum örgütlerinden geliyor.
Çoğumuz İspanya’nın genç sosyalist başbakanı Pedro Sanchez’in kararlı tutumunu alkışlıyor; Avrupa kentlerinde, Amerika sokaklarında milyonlarca insan barış isteğini haykırıyor.
Ukrayna Rusya savaşı sürüyor. Bir üçüncü dünya savaşına çekiliyoruz. Aslında belki de içindeyiz. Acı çekiyoruz. Yaşananlara karşı etkili bir eylem yapamamaktan, barışı gerçekleştirememekten, sürdürülen vahşeti telefonlardan, televizyonlardan ülkeden ülkeye uçuşan parlak ışıklar olarak izlemekten başka bir şey yapamamaktan, sesimiz duyuramamaktan mutsuzuz. Evet umutsuz değil ama mutsuzuz.
Nasıl bir dönem yaşıyoruz bilemiyorum. Ben de mutsuzum. Tam mutlu olabileceğim anda, mesela lezzetli bir yemek yerken, sıcacık yatağımda yatarken, evimin kapısını anahtarımla açıp girerken, sevdiğim insanlarla biraradayken… gözümün önüne gelen vahşet beni yiyip bitiriyor. Biliyorum siz de aynı durumdasınız. Çaresiziz. Bir zamanlar bir söz vardı, pek de severdim: “Çaresizseniz, çare sizsiniz” derdi. Olmuyor işte, çare olamıyoruz.
Ama yine de umudu kesme yurdundan, umudu kesme insanlıktan demek istiyorum. Direneceğiz. Sonunda direne direne kazanacağız.



