DÖNGÜ
Gök kızıllığında
kayıptı yıldızlar
çöl ıssızlığında
yalnızdık her birimiz
Bulut bulut dumandı
insan kalabalığı kahvehaneler
okey masalarında pinekliyordu
ihtiyarlar ve de aylaklar
Yaşanmamış hikâyeler anlatıyorduk
birbirimize, sırf kalabalıklaştırmak için
yalan dünyalarımızı
yüreğimize dokunan yoktu
piyanist tuşlarına dokunuyordu
eski bir piyanonun
bir keman ağlıyordu
şaşaalı bir konser salonunun
mermer duvarlarında
Bir gramofonda Zeki Müren şarkı söylüyordu:
“Şimdi uzaklardasın, gönül hicranla dolu…”
Gözlerimiz uzun bir yoldan gelecek
yolcuyu bekler gibi uzaklara dalıyordu
başka bir şarkıyla ağlıyorduk
yalnızlığımıza ithafen
Trenler geçiyordu, hızlı trenler
mesai sonrası mutsuz insanlar
taşıyan metal yorgunu trenler
Havada iki martı çarpışıyordu
ve denize düşüyordu iki beyaz tüy
Televizyonda akşam haberlerini
sunuyordu spikerler
bir açık oturumda
borsadan, altından, döviz kurlarından
bahsediyordu ekonomistler
Bir hırsız araba çalıyordu
düz kontak yaparak
işlek bir cadde kaldırımında
Bir ambulans veryansın ederek
yol alıyordu daracık zamanlarda
Tanyeri ağarıyordu
güneşin ilk ışık huzmelerinde
ve şehrin göbeğindeki ulu camiden
sela okunuyordu
sonsuzluğa yolculamak için bir ölüyü
bir düğün konvoyu
kornalara basarak kutluyordu
yeni birlikteliği
Gürültü sarmalında
dolanıyordu
yeni doğanlar
ölüler
ve yeni gelinler
Ressam griye boyuyordu gökyüzünü
ve kilitler vuruyordu kapılarına
koca bir şehir
Yaldızlı yıldızlar
fitilleri tutuşturulmuş kandiller
gibi alev alev aydınlatıyordu
zifiri karanlık gökyüzünü
ve aniden bir yağmur bastırıyordu
hani, rahmet kabilinden
arınalım biz insanoğulları diye
cümle günahlarımızdan
Ayşe Dikici



