Etkili Yurttaşlık Eğitimleri Üzerine
Yıl 1997. Bir yayınevinde editörlük yaptığım dönemde önüme baskıya hazır aşamada bir kitap geldi. Adı “Kırık Aynada Kendini Arayan Türkiye”. Kitabın baskıya hazır olduğu söylendi, fakat müdahale edilmesi gereken bölümler vardı. Randevulaşarak kitabın yazarıyla buluştum. İlk kez bir profesör gerekçeler sağlamsa hiçbir kaprise ihtiyaç duymadan değişiklik önerilerimi kabul ediyordu. Şaşırdım. Kahvelerimizi içtikten sonra koyu bir sohbet başladı.
Daha sık görüşmeye başladık. Sonunda birlikte çalışmaya karar verdik.
1997’den 2005 yılına kadar ülkenin sorunlu bölgelerinde yerel yöneticilere, sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerine ve kanaat önderlerine yönelik etkili yurttaşlık eğitimlerine katıldım.
Yer: Toplum Sorunlarını Araştırma Vakfı.
Amaç: Demokrasi bilincini yaygınlaştırmak.
Araçlar: Farklı toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleşen etkili yurttaşlık eğitimleri ve “demokrasi diye diye” ile “Demokrasi Kuşağı Radyo Yazıları-II isimleriyle yayına da dönüştürülen haftalık radyo programları.
Eğitimin Konuları: “Liderlik”, “Değişim Yönetimi”, İletişim Becerileri”, Kültürlerarası İletişim”, “Beden Dili”, “Uzlaşmazlık Yönetimi”, Arabuluculuk”, “Müzakere Teknikleri”, “Yaratıcı Problem Çözme Teknikleri”, “Çokkültürlülük ve Demokrasi”, “İnanma İhtiyacı ve Din”.
Vakıfla yollar ayrılıp “Toplum Sorunlarını Araştırma Merkezi” adıyla anılan dernek kurulduğunda bu eğitimleri daha sonra kurumsal kapasiteyi artırmayı amaçlayan diğer eğitimler izledi. Bunlar, “Etkin Toplantı ve Zaman Yönetimi”, “Kriz ve Risk Yönetimi”, “Takım Ruhu Geliştirmek” ve “Motivasyon” konularına odaklanan eğitimlerdi.
Şiddet kültürünün egemen olduğu, yer yer neredeyse tek çözüm yolu olarak değerlendirildiği toplumda demokrasi bilincinin yaygınlaştırılması amacıyla yürüttüğümüz aktif yurttaşlık eğitimlerine ve uzlaşmazlıkların/çatışmaların şiddet dışı yollarla çözümüne yönelik çalışmalara katılanların çoğu kendi aralarında anlaşmış gibi bu eğitim süreçlerinden öncelikle yöneticilerin geçmesi gerektiğini ifade etmişti. Arabuluculuk, müzakere teknikleri ve yaratıcı problem çözmeye ilişkin konuların tek tek bireylerin değil de sanki uluslararası ilişkilerin konusu olduğuna ilişkin kanaatleri vardı.
Oysa aslolan tabandan başlayan eylemlilik. En alttakiler eğer hakları konusunda duyarlı davranabilseler egemenler de kendilerine çeki düzen verme ihtiyacı hissederlerdi. Bizim de bütün çabamız mümkün olabildiğince toplumun etnik, dinsel, siyasal, sosyal ve kültürel açıdan ötekileştirilen bütün kesimlerinin kendilerini daha güven içinde hissedebilecekleri bir toplumsal atmosferin yaratılması için bir farkındalık yaratmak idi.
Bu nedenle günlük yaşamda değişim yaratma becerisine sahip olan yerel yönetimlerin güçlendirilmesine yönelik çalışmalara özel önem verdik. Kent konseyleri konusunda duyarlılık yaratmak, mevcut konseylerin de daha etkili çalışabilmelerine yönelik bilgi ve danışmanlık desteği verdik. Özellikle ortaöğrenimdeki gençler diğer bir önemli hedef grubunu oluşturuyordu. Bingöl, Tunceli, Van, Diyarbakır, Şırnak, Elazığ ve Batman’da lise son sınıf öğrencilerine yönelik “geleceğin demokrasi liderleri” adlı proje kapsamında yukarıda anılan aktif yurttaşlık ile ilgili eğitim içeriklerini üç günlük bir eğitim kapsamında paylaştık. Ardından öğrenciler kendi kentlerinde demokrasi bilincinin düzeyini test etmeyi amaçlayan bir anketi ilk defa gerçekleştirmiş oldular. Anket kız çocuklarının okullaşması, farklı dinden olanlara yönelik algı, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin nasıl ele alındığı, hoşgörü düzeyinin ölçülmesi gibi bir dizi soruya yanıt aramak amacıyla yapıldı.
Proje faaliyetleri kapsamında öğrenciler açısından pek çok ilk bir arada yaşandı. Eğitim ve anket sürecini yukarda belirtilen yedi ilden bir kız, bir de erkek öğrencinin Ankara’da bir haſta konuk edilmesi izledi. Katılımcıların çoğu ilk defa tek başına başkente uçakla gelmiş oldu.
Toplum Sorunlarını Araştırma Merkezi’nde Baskın Oran, Cengiz Güleç, Serpil Sancar, Ertuğrul Günay gibi çok sayıda akademisyen ve siyasetçinin yer aldığı bir ekibin alanları ile ilgili yaptığı özel sunumlardan yararlanma fırsatı oldu.
Yunanistan büyükelçisi konuklarımızı merkezde ziyaret ederek iki ülkenin ilişkileri konusunda bir sunum yaptı. İsveç sefiresi büyükelçilik konutunda konuklarımızı ağırladı.
İş yaşamında etkin rol alan girişimciler, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin mağduru olan kadınlar ve dezavantajlı toplum kesimleri de diğer bir hedef grup içindeydi.
Üç temel konuya odaklanmıştık. Bunlar; demokrasi bilincinin yaygınlaştırılması, evrensel anlamda bir demokrasinin ülkemizde inşa edilmesinin önündeki en önemli engellerden biri olan Kürt sorununun şiddet dışı yollarla çözümüne, topraklarımızda yaşanan büyük insanlık trajedilerinden birine ve büyük felakete yol açan Ermeni meselesinin çözümüne sivil toplum düzeyinde katkı sunmak idi.
Bu amaçla siyasi partilere, gençlik gruplarına ve engelli çalışmaları, çocuk hakları, kadın çalışmaları gibi farklı alanlarda faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarına yönelik eğitimler verdik.
Özellikle engelli gruplara yönelik çalışmaların sadece farkındalık yaratmak ve bilgilendirme ile sınırlı olmayıp istihdamlarını sağlamaya yönelik olması projelerin en ayırt edici yanlarından biriydi. Bu yolla hem bağımsız hareket kabiliyetlerinde artış, hem de iş yaşamında ihtiyaç duyulan bir dizi beceri (çağrı merkezlerinde operatörlük, bilgisayar kullanımı, iş asistanlığı/ iş koçluğu vb.) edinmelerine olanak sağlandı.
Aktif yurttaşlık eğitimine ilişkin projeler Dersim, Diyarbakır, Adıyaman, Şanlıurfa, Siirt, Gaziantep, Mardin, Şırnak, Van, Bingöl, Elazığ, Batman gibi illerin yanı sıra Nusaybin ve Kilis gibi çok sayıda ilçede yer yer askeri ve mülki erkânın da katılımıyla gerçekleştirildi. Sorunlu bölgelerde yerel yöneticilerin ve mülki erkânın uzlaşmazlıkların çözümünde yaratıcı çözümler üretmelerine olanak sağlayacak bir ortamın kurulabilmesine katkı sağlayan eğitimlerde pek çok kurum yöneticisinin ve üyelerinin ilk kez bir araya gelmelerine olanak sağlayan ortamlar yaratılmaya çalışıldı. Bu toplantılar, tarafların birbirleri hakkında önyargılarını gözden geçirmelerine, karşılıklı anlayış ve işbirliğine yönelik anlamlı katkılar sundu.
Yerel yönetimlerde katılımcı demokrasinin etkili araçlarından biri olan kent konseylerine yönelik çalışmalar Artvin, Kars, Iğdır, Mersin, İznik ve Bursa gibi illerde geniş katılımla gerçekleştirildi.
2006 yılında Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu’nun Mehmet Aksoy’a yaptırdığı ve daha sonra dönemin başbakanı Recep Tayyip Edoğan tarafından ucube olarak tanımlanan “insanlık heykeli”nin geri planında Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleştirilmesi konusunda yürüttüğümüz üç yıla yayılan proje vardı. Proje kapsamında Ermenistan ile komşu olan Kars, Ardahan ve Iğdır’daki yerel yöneticiler, işadamları ve kanaat önderlerinin iki ülke arasındaki sınır açıldığında kalıcı ve sürdürülebilir bir ilişki kurabilmelerine olanak sağlayacak bir ortamın hazırlanması yoluna gidildi. Ardahan’da yerel yönetim projeye çekinceli yaklaşınca onun yerine Artvin sürece dâhil edildi. Bu illerde etkin yurttaşlık eğitimlerinin yanı sıra gençlerin istihdamına katkı sağlamak amacıyla Artvin’de yönetici sekreterlik, Kars’ta kaşar yapımı konularında mesleki eğitimler verildi. Iğdır’da yerel yöneticilerin ilgisizliği yüzünden gençleri istihdamına yönelik bütçe Adana’da işletmelerin ihtiyaç duyduğu elektrikçilerin yetiştirilmesini amaçlayan mesleki kursa ayrıldı. Pek çok öğrenci kurs devam ederken farklı işyerlerinde istihdam edilmeye başlandı.
Ülkemizin Avrupa Birliği ile bütünleşmeye dönük girişimleri eğitim süreçleri açısında iki kavramın daha yaygın bir şekilde ele alınmasına yardımcı oldu: yetişkin eğitimi ve sürekli eğitim.
Pek çok üniversitenin yanı sıra özel kuruluşlar sürekli eğitim merkezleri kurmaya başladı. Bu merkezler kurumsal ve sosyal sorumluluğun bir parçası olmaktan çok diğer çalışmalarını finanse etmeyi amaçlayan ticari nitelik taşımaktadır. Bu kurumlarda verilen eğitimlerin pek çoğu bir ihtiyaç analizine dayanmaktan çok daha önce halk eğitim merkezlerinin verdiği eğitimlere benzemektedir. Nitekim Milli Eğitim Bakanlığı da küçük bir isim değişikliği ile “Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü”nü “Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü” biçiminde değiştirerek yeni sürece uyum göstermeye çalışmıştır. Ancak bu değişiklik daha çok prosedürel bir nitelik taşımakta, AB ile bütünleşme süreçlerinin gerektirdiği yeni becerilerin kazanılmasına yardımcı olamamaktadır.
Ancak işleyiş açısından temel alınan müfredat odaklı eğitim sürecin iyi yönetilememesine yol açmaktadır. Gerek yaş, gerekse de ilgi düzeyleri bakımından farklı nitelikler taşıyan bu gruplara yönelik eğitimin teknik ve mesleki bilgilerin transferi gibi mekanik düzeyde ele alınması, eğitimden beklenen verimin azalmasına yol açmaktadır.
Kurumsal kapasite artırmaya yönelik çalışmalar sadece eğitim ile sınırlı tutulduğunda anlamlı tutum değişiklikleri yaratabilmek olanaklı görülmemektedir. Diğer özendirici düzenlemelerle (ücret artışı, tatil vb.) tamamlanmadığında sadece farkındalık yaratmakla sınırlı kalmakta, hele bir de süreklilik gözetilmezse, umulan verim elde edilememektedir.
Sonuç
Temsili demokrasinin krizi ancak çoğulcu ve katılımcı bir anlayışın egemen kılınmasıyla aşılabilecektir. Demokrasi bilincinin yaygınlaştırılması için sivil toplumun katkı sunmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Çoğulculuğun ve katılımcılığın gözetildiği refah toplumlarında kamu kurumları, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği gözetilmektedir. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve hesap verilebilirlik konularına odaklanılan etkili yurttaşlık eğitimlerinin uygulama süreçlerinde kamu kurumlarından çok yerel yönetimlerin ve özel sektörün desteğini alabilmiştik.
Etkin bir süreç yönetimi için yönetme erkini büyük bir kıskançlıkla elinde tutan kamu otoritesinin temsilcilerinin değişime direnç göstermek yerine sivil toplumla işbirliği yapmasında çoklu yararlar bulunmaktadır.
Toplumda anlamlı tutum değişiklikleri yaratabilmek için eğitime, özellikle de sürekliliği gözetilen eğitime ihtiyaç duyulmaktadır.
Çünkü “mermeri delen suyun şiddeti değil, damlaların sürekliliğidir”



