GİTMESEYDİN
kristalin taşa çarptığı gibi
her biri bir mezarda yatıyor
uzun ince ve sessiz
senden sonra yıllarca gelmediğim bu şehirde
parçaları derlemeye çalışıyorum
postalların sağır eden gürültüsünden
kurtaramamıştın kimseyi
biraz da kahırla anlatırdın
bu dünyada çok eğleştiğini
taşa çarpan kristallerimden
daha büyük kayalar çarpmıştı
senin kristallerine de
onları
kendine sakladın hep
yüreğinde figansız taşıdın
suskundun
acıların konuşurdu gamzelerinde
yıkardı yanaklarını gözelerinden kaynayan ırmak
bildirmezdin kimselere
her eylülde
dudağında yarısı kaybolmuş bir gülümseme
öylece dolaşırdın telaşsız dalgın
seyrederdin hayatın çağıldayışını
çoktan anlamıştın
örülen bentler
senin telaşınla devrilmezdi
sonra
kendi kristallerini de eteğime bırakıp
gittin sessizce
bu virane şehir
bağrına bastıklarıyla
ben de yalnızlığımla öksüz kaldık
yine de gitmeseydin anne
bu kaçıncı ev
içime akıtarak boşalttığım
kaçıncı bavul
bir daha giyilmeyecek acılarımı doldurup
kapıya koyduğum
şimdi gidiyorum anne
ikimizin de sayılamayacak kadar çok
dayanılamayacak kadar acı yüklü kristalleri yanımda
hiç değilse birlikte
gökyüzüne yeni umutlar çizerdik gözyaşlarımızla
duyuyor musun beni
yine de gitmeseydin anne
sen gittin
kaldık öylece
onarılmaz öksüzlüğümle ben
bir de tanrının imbiğinden geçmiş bu virane şehir
KİFAYET CEYLAN



