FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

RASKOLNİKOV’U ÖLDÜRMEK

RASKOLNİKOV’U ÖLDÜRMEK


RASKOLNİKOV’U ÖLDÜRMEK

Küçük pencerelerden içeri giren gün ışığı, her tarafı kitaplarla çevrili mekana  hoş bir ferahlık veriyordu. 

Saçları tahminen omuzlarında-  şu an arkaya toplanmış – sol kulağında gümüş bir küpe olan kütüphane görevlisi yılların verdiği alışkanlıkla ayaklarının ucunda yürür gibiydi.

Üzerindeki beyaz koton gömlek ile hafif kırlaşmış kirli sakalı müthiş uyumluydu. Oturduğu masa da, herkesle aynı sevecenlikle ilgileniyor, bazen bir kitap almak için yanımdan geçerken parfümünün kokusu bütün ormanı getirip ayağımın altına seriyordu.

Dostoyevski hayranı olarak yazacağım denemeden ne zaman başımı kaldırsam, gözlerim istemsizce ona dalıyordu. İşini kesinlikle severek yapıyordu. Kitaplara dokunan elleri onları okuyuculara verirken ‘’ merak etmeyin, yine bana döneceksiniz,’’ der gibi okşuyordu yada bana öyle gelmişti. Bu durumda Raskolnikov olsa ne yapardı, diye geçirdim içimden. Kitaplara yeterince özen göstermeyen okuyucuları da doğrar mıydı baltasıyla doğradığı gibi tefeci kocakarıyı?  

Galiba kitaplar konusunda biraz takıntılıyım. Onları kimselerle paylaşmak istemem. Satır altlarını çizerek okumayı severim. Sayfaları çevirirken tükürük kullanmam. Okuduğum yeri güzel bir ayraç yardımıyla belirlerim. Sayfaların kıvrılması kolumun kırılması gibi canımı acıtır. Belki de içimde bir Raskolnikov var! 

 Tam Dostoyevski’nin büyülü dünyasına dalmışken derin derin nefes alıp veren küçük bir oğlan çocuğu içeri giriyor. Herkes daldığı dünyadan biran başını kaldırıyor. Yanakları ayazdan kızarmış, burnu akıp sümüğü dudaklarının yanlarında akarsuya benzer yollar yapmış, dizleri yırtık pantolonundan iki ateş topu gibi dışarı çıkmış bu oğlan çocuğuna hepimiz hayretle bakakalıyoruz.   Beyaz kazağı kirden siyaha dönüşmüş çocuğun gözleriyse masa da sakin sakin oturan adamdan başkasını görmüyor.Kesilen ayak seslerinin yerini fısır fısır konuşmalar alıyor. Aramızdaki mesafe kelimeleri hapsediyor, duyamıyorum.

Çocuk muhtemelen yiyecek için para istiyor diyorum. Elindeki naylon poşetten çıkardığı kitabı adama uzatıyor. Yerine yeni bir kitap alıp en yakın masaya oturuyor. Hepimiz şaşkın bir utangaçlıkla önümüze bakıyoruz. Bu yoksulluğu Raskolnikov görse baltasıyla doğrar mıydı acaba, diyorum içimden.

Zamanla kütüphaneciyle arkadaş oluyoruz. ’Her gün elinde mendil poşetiyle gelen çocuk da kim ’’, diye soruyorum bir gün yemeklerimizi yerken. Yüzünde acı bir gülümseme beliriyor.  ’’ O, mülteci bir ailenin dört çocuğundan en büyüğü’’ diyor. ‘’ Adı Amir. Bir gün koşarak kütüphaneye geldiğinde tanıştım kendisiyle. Mendil satarak ailesine katkıda bulunmaya çalışıyor. O gün tinerciler kazandığı parasını elinden almak için peşine takılmışlar. Kütüphaneye sığınmış korkuyla. Okuma yazması yoktu. Ben öğrettim her kaçıp gelişinde… Ayyaş babasına ve kendinden küçük üç kardeşine bakıyor.’’  ‘’ Annesi?’’ diyorum.  ‘’Sorma’’ diyor. ‘’ Kadın kocasının kölesi. Geceleri başka erkeklere pazarlıyor onu. Daha yirmi yedisinde.. Çok zayıf ama alımlı bir kadın. Amir’le kütüphaneye geldi bir gün. Teşekkür etmek istemiş bana. Badem gözlerinde korkunun izleri var, güvensizliğin, yorgunluğun ve sevgisizliğin acısı sinmiş yüzüne. Benimle tanışınca masum bir kız çocuğu gibi yanakları kızardı; anladım ki içinde ki küçük kız çocuğu her şeye rağmen hala sağ kalmayı başarmış bir yerlerde.’’  O an içimdeki Raskolnikov’u baltayla başını vurarak öldürüyorum …   

 

Ayşe Dikici

Picture of Ayşe Dikici

Ayşe Dikici

Tüm Yazıları