Sanatla Eğitim ve 21 Mart Bahar Ekinoksundan
Uluslararası Irkçılıkla Mücadele Gününe
Bazı tarihler vardır ki dünyanın döngüsünde unutulmaz yer tutar, tarihte önemli olayların sembol günü olarak anılır. Tıpkı Kuzey yarım kürede gün ve gecenin eşit olduğu 20-21 Mart Bahar Ekinoksu gibi. Ekinoks, gün ve gecenin saatlerinin eşit olduğu ne gün ne de gecenin biri diğerinden bir saniye bile fazla olmadığı, birbirlerine üstün gelmedikleri o sihirli an. İlkçağ insan toplumlarından günümüze dek birçok kültürde büyük bir coşkuyla kutlanan, kutsanan o tarih. Baharın başlangıcı kabul edilen, doğanın uyanışı, yenilenmesidir. Tohumların yeşerdiği, kuzuların kırlara yayıldığı, ağaçların çiçeğe durduğu hayatın yeniden bereketten, üretimden, insandan yana olduğu tarihdir.
UNESCO’nun 1966’da ırk ayrımcılığı konusunda farkındalık oluşturmak için 21 Mart tarihini ”Uluslararası Irkçılıkla Mücadele Günü” olarak belirlemesi oldukça anlamlı aynı zamanda da değerlidir. Ne var ki 1966’dan 2026 yılına 60 yılı geride bıraktık. Soykırımlar, ırkçı saldırılar, göçmenlere karşı ayrımcılık, mültecilere karşı üstenci davranışlar, kökene karşı ayrımcılık azalmadı. Dünyada ten rengi, dili, inancı, cinsiyeti üzerinden ayrımcılığa uğrayan, farklılıklarından dolayı birçok insan halen tehdit altındadır.
Bu girişi neden yaptım. Çünkü Üniversite eğitiminde öğretmen adaylarına verdiğim Sanat Eğitimi Kuramları, Eğitim ve Öğretimi dersi kapsamında uyguladığımız proje çalışmamızın birini Femtrak okurlarıyla paylaşmak istedim.
Ayrımcılığa karşı her mecrada mücadele etmeli, her birimizin kendi alanında, mesleğinde, çalışmalarında herkesin farklı olabileceği ama eşit olduğu savunulmalı. Bu mecralardan en avantajlı olan okul öncesi eğitiminden yetişkin eğitimine, formal eğitimden yaygın eğitime dek her kademe verilen eğitimdir. Eğitimin içinde de Sanat Eğitimi, öğrenci merkezli eğitim olması, sanat eğitiminde uygulama olanağının bulunması, bireyin kendi karar ve seçeneklerini deneyimleme şansını bulması, didaktik, ezberci öğretimden bağımsız olması dolayısıyla, eğitimin diğer alanlarından birkaç adım öne çıkıyor.
Sanat eğitimi, eğitimin genelinde olmazsa olmaz bir yer tutar. Sanat eğitimi ile insan görmeyi, gördüğünü algılamayı, yorumlamayı ve öğrendiklerini yaşam boyutuna taşımayı öğrenir. Özellikle sanatın tarihini, dilini, sanat eğitimi yöntem ve tekniklerini öğrenip deneyimledikten sonra, öğrenme tekniklerinden “Sanat Yoluyla Öğrenme” bireylere kendilerini ifade etme imkânı verir. Sanat yoluyla öğrenme, yaratma ve düşünce boyutlarını bir arada içermektedir. Bireyler öğrenme sürecine doğrudan katılırlar. Öğrenilen ve öğrenecekleri bilgiyi işleyebilecek yeterliliğe erişirler. Eğitim süreci içinde öğrenilen bilgiyi ezberlemek, bellekte saklamak yerine, yeniden üretme ve kullanma, değiştirme, geliştirme ve kişiselleştirme yoluyla yeniden üretme ortamı bulurlar.
Her öğretim yılının son ayında ben de öğrencilerimle birlikte sanatla öğrenme çerçevesinde bir konu ya da kavram üzerinden proje yaparız. Proje eğitimi, verilen bir konunun ya da kavramın bireyler tarafından irdelenerek, değişik anlatım biçimlerini değişik malzemelerle ortaya konulmasıdır. Düşünme, tartışma, beyin fırtınası, araştırma, karar verme ve uygulama aşamalarını içinde barındırır.
Burada bir problem vardır ve katılımcılar tarafından çözüm bekliyordur.
Zamanı kullanmakta proje çalışmalarının hedeflerinden biridir. Bu süre içinde katılımcılar kendilerine uygun olan görev paylaşımını yaparlar. Belli sürelerde toplanarak projeyi şekillendirirler. Bu çalışma sırasında inisiyatif kullanırlar. Birbirlerinin düşüncelerine saygı duymayı öğrenirler. Kendi düşüncelerini savunurlar. Sonunda ortak bir ifade biçiminde anlaşarak, karar kıldıkları malzeme ve yöntemlerle projeyi sunuma hazır hale getirirler. Proje çalışması içerisinde kazanılan bilgiler kalıcıdır. Bu çalışmanın sonucundan çok, süreç içindeki kazanımlar önemlidir.
Bunlardan biri ilk 2006 yılında yaptığımız ve sonraki yıllarda da tekrarladığımız projeydi.
Projemiz 6 kişilik gruplarla yapıldı.
Grupların her bir katılımcısının gece gökyüzünü incelemesini, milyonlarca yıldızın arasından kendilerine bir yıldız seçmelerini, seçtikleri yıldızlarına bir ad vermeleri istedim.
Bu yıldızlarda yaşayan canlıların var oldukları hayal edildi, biz dünyalılardan farklı olacakları üzerinde konuşuldu. Sonrasında gruplar kendi aralarında tartıştı ve yıldızlarında yaşayan canlıların biçimine karar vermelerini, bu canlıları üç boyutlu oluşturmak için hangi malzemeleri kullanacaklarını belirlemelerini ve uygulamalarını istedim. Bu süreç içinde yalnızca uygulama tekniklerinde destek oldum, danışmanlık yaptım, kararlarına karışmadım.
Sonuçta değişik malzemelerle oluşturulan, ortaya çıkan heykelleri fakülte kampüsünde çimenlerin üstünde sergiledik. Değişik dünyalardan bizi ziyarete gelen canlılardı bunlar. Katılımcı öğrencilerim eğlendiler, keyif aldılar, birbirlerinin heykellerini değerlendirdiler. Dünyamız dışı misafirlerimiz iki hafta kampüste sergide kaldı.
Katılımcı öğrencilerden tasarlayıp yarattıkları, dünya dışı canlıların heykelleri hakkında düşüncelerini istedim. Onları özelliklerine göre tanımlamalarını ve betimlemelerini istedim. Hemen hepsinden bizler gibi değiller, garip yaratıklar, gülünçler, korkutucular, eksik uzuvları, fazla gözleri var canavar gibiler, birlikte yaşamak güvenlik açısından tehlikeli olabilir. Karanlıkta yolumuza çıksalar çığlık atarak kaçarız gibi değerlendirmeler yapıldı.
Heykeller kampüste kaldığı sürece izleyicisi çok oldu, değişik fakültelerin öğrencileri merak edip izlemeye geldiklerinde onlardan da aynı geri bildirimler geldi. Misafirlerimiz biz dünyalılardan farklılardı.
Bir hafta sonra derste son bir çalışma yaptık. Bu kez her gruptan kendi yıldızlarına ziyarete gitmelerini ve oradaki canlıların biz dünyalıları görünce hakkımızda ne düşüneceklerini hayal etmelerini, kısaca yazmalarını istedim.
Evet, bu kez de garip ve korkunç yaratıklar, canavar gibi, tehlikeli varlıklar biz dünyalılar olduk. Çünkü onlardan farklıydık. Katılımcıların hemen hepsi proje sonucunu sarsıcı bulduklarını, önyargılı, hemen karar veren yapıda olduklarını utanarak kendilerine itiraf ettiklerini ve yazdılar.
Oya Abacı
Nisan 2026



