FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

Tabular

Tabular

Zehra İpşiroğlu

Tabular

Tabuların yıkıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Günümüzde sosyal, kültürel ve politik, kısaca yaşamımızın her alanında tabular tartışılıyor. İnsan haklarını, özellikle de kadın haklarını hiçe sayan geleneklere ve törelere karşı çıkılıyor, bizleri dar bir milliyetçilik kıskacı içine alan resmi tarih sorgulanıyor, azınlıkların şimdiye değin yok sayılan hakları savunuluyor. Gücünü dinci, milliyetçi ve ataerkil ideolojilerden alan tabuların sorgulanmasıyla birlikte toplumdaki gerilim ve kutuplaşma yoğunlaşıyor, böylece öteden beri var olan polemik kültürü giderek artıyor. Tabuların yıkılması bastığımız toprağın kayması anlamına geliyor. Basılacak sağlam bir yer arayışı içinde insanlar bir dala tutunabilmek için kolaylıkla bir ideolojiden başka ideolojiye kayabiliyorlar. Sözgelimi milliyetçi biri kolaylıkla dinci olabiliyor. Ya da tersi. Bunu çoğu kez çıkarcılıkla açıklarken temelinde korkuların yattığını gözden kaçırıyoruz. Tabulara sıkı sıkıya sarılmamızın de nedeni de yine korkular. Çoğu kez bildiğimiz yoldan şaşmamayı tercih ediyoruz. Bir sorunla karşılaştığımızda, onu görmezden geliyoruz ya da sanki böyle bir şey hiç yokmuş gibi davranıyoruz ya da gündeme getirmekten bilinçle kaçıyoruz. Korkudan kaynaklanan kaçışın hem tabuları besleyen hem de toplumdaki kutuplaşmayı daha da yoğunlaştıran bir duruş olduğu söylenebilir. Korkuların kaynağını da milliyetçilik (tarihsel tabular), feodalizm, din ve ataerkil sistem (sosyal tabular) vb. ideolojiler oluşturuyor. Her tabunun ardında mutlaka kolektif belleğimizin taşıyıcısı olan belli bir ideoloji, yani bir düşünce sistemi vardır. Kuşkusuz bu yazı çerçevesinde sadece bizdeki tabulardan söz ediyorum. İleri batı toplumlarında ortak bir yaşam ve düşünme biçiminin ürünü olan tabuların yerini bireyin güvencesini, yani yaşama ve kendi yaşamını biçimlendirme hakkını koruyan yasalar alıyor. Yine de bu toplumlarda tabuların hiç olmadığını söyleyemeyiz. Sözgelimi Almanya’da yoksulluk ya da çocukların cinsel istismarı gibi konular önemli bir tabuyu oluşturuyor. İnsanlar bu konuları görmezden gelmeyi, üzerinde konuşmamayı, tartışmamayı tercih ediyorlar. Kısaca her toplum kendi ideoloji doğrultusunda kendi tabularını da üretiyor.

Tabuların toplumumuzda farklı alanlarda farklı biçimlerde ortaya çıktığını görüyoruz.Bunları kısaca
şöyle toparlayabiliriz:
Suskunluk:
Böyle bir şey yokmuş gibi yapmak. Bunu tarihsel, politik , sosyal ve günlük yaşamımızın her alanında
görüyoruz.

Mitos:
Tabunun sürmesini sağlamak için kavramları saptırmak ya da yok etmek ya da o kavram
çerçevesinde bir mitos yaratmak.
Olağan saymak:
-Bu her zaman vardı, bugünle ilgisi yok gibi bir tez öne sürmek.
Güç olan kendi tabularımızın bilincine varmamız ve bunları sorgulamaya başlamamız, kendi
sınırlarımızı zorlamamız… Bir tür farkındalık da diyebiliriz buna. Farkındalık tabuları kırmanın ilk ve
en önemli adımı, ama yine de yeterli değil. Çünkü kendimizi sorgular ve sınırlarımızı aşmaya
çalışırken kutuplaşma tuzağına düşmemiz, sorunları bütünselliği içinde görmemiz ve irdelememiz
gerekiyor ki, belki de en güç olan polemik kültürünün egemen olduğu bir ortamda bunu
başarabilmek.

Tabular üzerine
Akademik çevredeki gençler ve orta yaşlılar arasında tabular üstüne küçük çapta bir araştırma
yaptım. Sorularım şunlardı:
“Sizin için hangi konular tabu?”
“Hangi konular üzerinde konuşmaktan özellikle kaçınırsınız?”
“Tabuların sizler için olumlu/ olumsuz anlamı ne? Hangilerini sürdürmek istersiniz neden?”
“Tabuları sizi koruyucu mu, yoksa engelleyici bir etken olarak görüyorsunuz?”
“Tabular ve çift yaşam (karşı cinsten bir arkadaşınızın olması ama ailenizin bunu bilmemesi)
konusunda neler düşünüyorsunuz?”
Soruşturmaya katılanlar tabuları değerlendirmede önem sırasına göre cinsellik, siyaset, tarih ve
ölüm üzerinde duruyorlar, öte yandan tabuların bulunduğumuz sosyal katmana ve kültüre göre
değişebilirliğine değiniyorlardı. Sözgelimi katılımcılardan biri kimi yörede hiç de tabu sayılmayan,
tersine doğal görünen akraba evliliğini örnek vermişti.
Soruşturmada dikkatimi çeken kimi sorunların gene tabuların etkisiyle hiç gündeme gelmemesiydi.
Bunların başında az önce de değindiğim aile içi şiddet geliyordu. Ailede olup bitenin dışa
yansıtılması, hiç de hoş karşılanmıyor. Çünkü aile yaşamı, özel yaşam olarak çevre ve mahalle
baskısıyla korunma altına alınıyor. Öyle olunca da ailede şiddet bir tabuya dönüşüyor. Aile birliğinin
kutsallığı adına geçerliğini koruyan bu tabunun altında en çok ezilenler de kadınlar ve çocuklar
oluyor.
Soruşturmaya bir kesim katılmadı, çünkü katılmayanlardan birinin açıkça dile getirdiği gibi tabular
üzerine düşünmek iticiydi. Sanırım bu kesimde utanç duygusu baskındı. Utancı yaratan ise İnci
Aral’ın ‘Unutma’ kitabında dile getirdiği gibi bize ait olmayan değer yargılarını, başkalarının gözleri
ve bakışlarını içselleştirmemiş olmamız. Tabular üzerinde özgürce düşünebilmek ve konuşabilmek,

sorgulama ve eleştirme yetilerimizin gelişmiş olmasına bağlı.

Soruşturmaya katılanların yanıtları ilginçti ama bu tür konular üzerinde konuşma geleneği yeterince
gelişmemiş olduğu için gene de büyük oranda kısıtlı, soyut ya da yüzeyseldi. Katılımcılardan biri bu
bağlamda “Aslında benim hiçbir tabum yoktur, her konuda konuşabilirim” diyordu. “Ama kendim
işin içine girince sansür uygularım. Yani tam doğruyu söylemem”. Başka biri karşı cinsle ilişkinin
ürettiği tabularla ilgili olarak “Bunun tabu ile ilgisi yok ki, daha çok gençlerle yetişkinler arasındaki
iletişimsizlikle ilgili bir şey” diyor, gençlerin neden karşı cinsten arkadaşlarını yetişkinlerden
gizlediklerinin üstünde ise hiç durmuyordu.

Tabuyu bilinçaltına yerleşmiş olan içselleştirilmiş yasaklar olarak tanımlayabiliriz. Bu açıdan da tabu
engelleyici bir etken olarak düşünme, söylem ve davranış biçimlerimizi belirliyor. İşin ilginç yanı biz
tabuları öylesine içselleştirmişiz ki, hangi tabular tarafından kuşatılmış olduğumuzun çoğu kez
bilincinde bile değiliz. Sözgelimi toplumumuzda cüzam hastalığı yıllarca bir tabu olarak görüldü ve
cüzamlılardan bucak bucak kaçıldı. Cüzamlılar ellili yıllarda akıl hastanesinin barakalarında kir pas
içinde tecrit edilmişlerdi. Tıp alanında staj yaptığı dönemde bu içler açısı manzarayla karşılaşan ve
bundan çok etkilenen Dr. Türkan Saylan bu insanlara yardım etmek için bu alanda uzmanlaşmaya
karar vermişti. Böylece Dr.Türkan Saylan ilk kez bu tabuyu kırarak ülkemizdeki cüzamlılara sahip
çıktı ve cüzam hastanesini kurdu.

İçimizdeki gizli polis

Sorunları gündeme getirmekten, tartışmaktan, sorgulamaktan ve eleştirmekten neden bu kadar
korkuyoruz? Kolayımıza geldiğinden mi, başımıza iş açılır diye korktuğumuzdan mı? Yoksa içimizdeki
gizli polis mi engelliyor bizleri?
Ancak bizim toplum gibi baskıcı ve otoriter toplumlarda sorgulama eleştirme, hele tabulara
dokunma çok tehlikeli. Yürürlükteki sistemle yeterince uzlaşılamadığında yoğun bir baskı ve
şiddetle karşılaşılıyor. Bu da tam bir gerilim ve korku ortamı yaratıyor. Demokrasinin yerleşmemiş
olduğu tüm toplumlarda yaşanan bu temel sorun geçmişimizde vardı, bugün de tümyoğunluyla
sürüyor ne yazık ki… İnsanların gerilimli bir ortamda ağızlarını bile açmadan korkmaları, dahası
kraldan çok kralcı bir tavırla konuşanları ya da karşı çıkanları suçlamaları bunun tipik bir gösteri değil mi?

Picture of Zehra İpşiroğlu

Zehra İpşiroğlu

Tüm Yazıları