FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

Tovak Radyo ve Televizyonu

Tovak Radyo ve Televizyonu

Köln 3.4.2026

Tovak Radyo ve Televizyonu

Tijencim selam

Etkinliklerle dolu canlı bir mektup yazmışsın. Ne güzel! Burada da 8 Mart ve 27 Mart günlerini çok güzel yaşadık. Ben bir süredir Tovak Radyo ve Televizyonu’nun çalışmalarına katılıyorum. Tovak eğitim ve kültür alanında etkin olan bir kuruluş. Biliyorsun benim toplumsal cinsiyetle ilgili projelerim var, bunlardan bazılarını orada da gerçekleştirebileceğimi düşünüyorum. Başındaki arkadaşımız Hasan Karaşahin çok yapıcı ve dünyaya açık bir iş – ve kültür insanı. Tovak’ın  yaşamını sürdürebilmesi ve güzel işler yapabilmesi için  büyük bir çabayla elinden geleni yapıyor. Leverkusen’de çok güzel bir mekânları ve her tür teknik  olanakları var. İki yıl önce orada bir tiyatro atölyesi kuruldu. Atölyeyi bizde AST’da ve TRT’de uzun yıllar çalışmış çok birikimli ve donanımlı arkadaşımız Orhun Şemin yönetiyor; Bizim TEB Oyun dergisinde çok güzel yazıları çıktı, biliyorsun. Geçen yıl  benim Memleketimden Kadın Manzaraları oyunumu (Kara mizah/ belgesel)  nefis bir radyo tiyatrosuna dönüştürdüler. Onların youtube kanalında dinleyebilirsin. Şimdi de tiyatro ve radyo tiyatrosu çalışmalarına devam ediliyor. Medyacı arkadaşım Mine Selen’in de (Deutsche Welle’de yıllarca çalıştı, eski TRT’cilerden) çok güzel radyo projeleri var. Gençlerle birlikte  her zaman çok canlı, enerjik bir hava esiyor Tovak’da.

Hatırlayamadıklarımız projesi Köln’de sürüyor

Bana gelince İstanbul’da ki Şahika Tekand’ın tiyatrocularıyla süren Hatırlayamadıklarımız okuma tiyatrosu projemi buraya da taşımak istedim. Ve inanır mısın Tovak  oyuncuları İstanbul’daki gibi profesyonel olmadıkları halde bunu çok güzel başardılar. Haftalarca prova yaptık. 8 Mart Dünya Kadınlar günü’nde ilk 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde iki gösterimiz oldu. İzleyiciler çok etkilendiler, sonra da konuşmalar ve tartışmalar çok uzun sürdü.  Biliyor musun insan bu tür çalışmaların içine girdikçe neyi, nasıl daha güzel yapılabilir duygusundan bir türlü kurtulamıyor, yeni öneriler, yeni düşünceler gündeme geliyor. İşte yaratıcılığın da tam bu noktada başladığını düşünüyorum. Artık en iyisini yapıyoruz, bu iş rutinleşti duygusunun olmaması, her gösteride yepyeni bir güç ve bir enerjinin oluşması. Aslında okuma tiyatromuz hem içerik hem de biçim açısından çok biricik bir proje. İçerik çocuğa cinsel taciz, travma, unutma. hatırlama gibi ağır izlekler bizde tabu konular, bir tabuyu kırarak bu konularda konuşulmasını sağlanmak bana göre çok önemli. Böyle bir proje şimdiye değin hiç yapılmadı. Biçime gelince hareket değil de metin odaklı okuma tiyatrosu iyi yapılırsa, yani izleyicinin konsantrasyonu sağlanırsa, sesler iyi seçilmişse ve doğru kullanılırsa çok etkileyici. Biliyorsun ben  (yazar olarak) sadece metin değil, aynı zamanda ses insanıyım. Gençken opera kariyerine girmek üzereydim. Okumaya gelince çocukluğumdan beri  Almanca ya da Türkçe sürekli yaptığım bir iş. Berlin’de okurken bu işten para kazanıyordum.  Hatırlayamadılarımızın da okuma tiyatrosuna çok uygun olduğunu düşünüyorum.

Genco Erkal’ı sevgiyle anıyorum

Keşke insan kendini kopyalayabilse Tijencim. O zaman 27 Mart’ta hem kendi gösterimde olurdum hem de size katılırdım. Genco Erkal üzerine yapılan her şey benim için çok değerli. Ben de onunla ilgili konuşmak, anlatmak isterdim, belki önümüzdeki yıla, bir de istersen seninle Genco ve Dostlar Tiyatrosu ile ilgili bir söyleşi yapabiliriz TEB Oyun dergimize… Kırk yılı aşan çok köklü ve iyi bir dostluğumuz oldu Genco ile; en güzeli de hiç tükenmeyen duygu ve düşünce alışverişiydi. Aslında dostluklarda ilişkiler genellikle  aydınlık ve sakindir, iyi bir dostluk insanın ruhuna her açıdan iyi gelir. Ama Genco her ne kadar belli etmese de hiç de sakin bir insan değildi, bu nedenle dostluğumuzda da zaman zaman fırtınalar esti, kesintiler, kopukluklar, kırgınlıklar oldu. Ama yine de hiç tükenmedi. Şimdi onu büyük bir sevgi ve özlemle anıyorum. Özellikle de saatlerce süren konuşmalarımızı ve tartışmalarımızı. Aramızda büyük bir güven vardı, yeni bir proje oluştuğunda bana uzun uzun anlatırdı, aynı şey benim için de geçerliydi. Yeni oluşan bir çalışmamı kimseye anlatmasam da ona anlatırdım. Zaman zaman moralimi bozar gibi olsa da eleştirileri genellikle çok yapıcıydı. Evet onun da bir kadın oyunu yapmasını istemiştim, bu olmadı ama Nazım ve Zehra gibi çok değerli insanlarla tanıştı senin sayende. Son oyunu İmparator’da da Nazım’ın müziği  gerçekten çok etkileyiciydi.

Ayın Kitabı: Kekik Kokulu Zamanlar

Bu ayın en güzel yaşantılarından biri Berin Uyar’ın Kekik Kokulu Zamanlar’ını okumaktı. Ayın filmine gelince Sarı Mektuplar, onunla ilgili görüşlerimi gelecek mektuplaşmamıza bırakıyorum. Kekik Kokulu Zamanlar canlı, enerjik çok renkli anıları içeriyor…Çocukluğun pembe, turuncu, kırmızı ışıltılı renkleri, seksenli yılların sisli, puslu griliği hapishanenin karanlığı, sevginin ve umudun dupduru maviliği hepsi zaman zaman kendi kendine akıp gidiyor; zaman zaman birleşiyor, zaman zaman iyice kaynaşıp gökkuşağının tüm renklerini içinde barındırıyor. Bir solukta okudum bu kitabı. Daraldığım, soluk bile almakta zorlandığım anlar da oldu, kendimi rengarenk bir çiçek bahçesinde bulduğum anlar da, güldüğüm, gülümsediğim, keşke  şu an Berin yanımda olsaydı birlikte gülerdik gibi düşündüğüm anlar da.  

Yaz aylarında Köln’de ortak arkadaşlarımızla bizde toplanarak ve bir okuma günü düzenlemek isterdim onunla. Biliyorsun burada okuma akşamları geleneğimiz var. Son olarak arkadaşımız Lutz’un (o da akademisyen ve tiyatrocu) mobbinge uğradığı için intihar eden ağabeyinin öyküsü okundu. Ataerkil bir sistemde yeterince ‘erkek’ olmadığı için ötekileştirilen bu gencin öyküsü hepimizin içine işledi. Bakalım Berin’in öyküsü nasıl bir etki uyandıracak. 

Mektuplar dizisi

İstanbul’da Berin Uyar’la birlikte hazırladığımız Yola Çıkarken Evde Kalmak adlı mektuplaşma kitabımızı tanıtacağımız, İstanbul Çağdaş Yaşam Beyoğlu Şubesi’nde mektuplar etkinliğinin ikincisini düzenleyeceğiz. İlkini feminist mektuplarla seninle yapmıştık. Üçüncüsü de tiyatro mektupları olacak. (Eylem Ejder Zehra İpşiroğlu, İçinden Tiyatro Geçen Mektuplar) Mektuplar bir döneme çok güzel damgasını vuruyor. Seninle geliştirdiğimiz feminist mektuplarımızı da çok seviniyorum, çünkü belli bir bakış açısından bu alandaki duyarlılığımızı ve farkındalığımızı geliştirmemizi sağlıyor. Mektupların tabii  mektuplaşılan kişiye ve ele alınan konuya göre çok  farklı bir yapısı ve akışı  var. Ortak yönü bir dönemi göstermesi, böylelikle belki de geleceğe bir iz bırakması.

Viyana gezisi

Son üç ay içindeki en keyifli yaşantım Viyana gezisi  oldu. Orada her akşam operaya, tiyatroya gittim, sergileri gezdim, nefis pastanelerinde kestane ya da peynir pastası eşliğinde Viyana’da yaşayan kardeşimle uzun uzun sohbet ettim, kâh eğlenceli, kâh felsefi konuşmalarımızın tadını çıkardım. Şimdi bunu yazarken seni düşünüyorum Tijencim, insanın sevdiği ve güvenebileceği bir kardeşi olması çok güzel. Sen bunu ne yazık ki yaşayamadın. Hava da şansıma  güneş içinde, ışıl ışıldı ben de çok çok keyfini çıkardım Viyana’nın ve özgürlüğümün. İzlediğim nefis operaları TEB Oyun için yazmaya başladım bile. Carmen bitti.  Yavaş yavaş diğerlerini de sana göndereceğim. Viyana Operası dünyaca ünlü opera şarkıcılarıyla gerçekten müthiş, ama işin bir yanı daha var bana çok keyif veren, ben operalara hep toplumsal cinsiyet açısından  bakıyorum. O zaman öyle çok şey çıkıyor ki.

Umarım İstanbul’da tiyatrolu, gezili güzel günlerimiz olur. Baharın birlikte tadını çıkartabiliriz.

Yakında görüşmek üzere çok sevgiler

 

Zehra

Picture of Zehra İpşiroğlu

Zehra İpşiroğlu

Tüm Yazıları