FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

Zamana Sıkışmış Anlar Üzerine

Zamana Sıkışmış Anlar Üzerine

Zamana Sıkışmış Anlar Üzerine 

Rukiye Taşkın

Femtrak okurları için bu ay, ruhun kuytularına fener tutan, derinlikli bir eseri mercek altına alıyoruz. Mart ayında Edebiyatist Yayınevi etiketiyle raflardaki yerini alan Rukiye Taşkın imzalı “Zamana Sıkışmış Anlar Üzerine”, alışılagelmiş bir deneme ve şiir toplamının ötesinde, yazarın kendi varoluş mağarasından çıkardığı o ilk sarsıntının, bir kadının vakur duruşuna evrilen muazzam direnişin öyküsü.

Bazı kitaplar kapağı açıldığı an okuru doğrusal zamanın dışına çıkarır. Rukiye Taşkın, bu eserinde akıp giden saatin yelkovanına değil, o saatin içinde asılı kalan, düğümlenen ve insanı olgunlaştıran “an”lara odaklanıyor. Yazar, kitabın hem önsözünde hem de tanıtım metninde sergilediği hayranlık uyandırıcı tutarlılıkla, iç dünyası ile dış dünya arasındaki köprüyü büyük bir ustalıkla kuruyor.

Taşkın, yazma eylemini “tefeyyüz” kavramıyla bağdaştırarak, bu süreci dünyada kalmış son sığınak, bir “anne rahmi” olarak betimliyor. Yazmak onun nazarında bir kaçış rotası olmaktan ziyade, ışığın henüz günahla tanışmadığı o ilk yuvaya, bölünmemiş bütünlüğe duyulan bir özlem. Bu bireysel ve içsel sancı, kitabın genel dokusunda insanın kendi özüne doğru çıktığı o uzun yürüyüş olarak yankılanıyor. Yazarın “mağarasından” kopardığı her kelime, okur için kendi çocukluğuna bir kapı aralıyor.

Kitabın en çarpıcı yönü, masumiyetin kayboluşundan öte, dönüşümüne odaklanması. Çocukluğun o kırılgan ışığı, dünyanın sert yüzüne çarptığında sönmek yerine çelikleşiyor. Önsözde “her kelimeyle biraz ölmek ve yeniden doğmak” şeklinde tarif edilen o sancılı süreç, eserin bütününde gürültüye kapılmadan konuşmanın ve incinmeden güçlenmenin manifestosuna dönüşüyor. Yazarın kaleminde; babaannesinin turnagözlü mumuyla Gazze semalarındaki uçurtmalar, kişisel bir hatıratın sınırlarını aşarak evrensel bir vicdan ve direniş estetiğine evriliyor.

​“Eserdeki metaforik dil, karanlığı yok etme vaadiyle sahte bir umut pazarlamıyor. Aksine, karanlığı dağıtmayan fakat karanlıkta yol almayı öğreten bir fer sunuyor.”

Yazarın “sessiz gölüne” gömülme arzusu, bir kadının dimdik duruşundaki yankıyla birleşiyor. Bu durum, eserin bir iç döküm niteliği taşımasının yanı sıra, esaslı bir sosyolojik karakter inşası olduğunu da kanıtlıyor.

​Mart ayında edebiyat dünyasına merhaba diyen bu eser, sığınaktan direnişe uzanan o ince sızının zarif bir kaydı. Keyifli okumalar dileğiyle, sizleri kitabın derinlikli önsözü “Tefeyyüz” ile baş başa bırakıyoruz.

“Doğumla birlikte dışarı fırlatılmış, ayrılmış, koparılmış bir çocuktum. Kalem elime geçtiğinde yeniden o ılık, sessiz göle gömüldüm: Dilin henüz icat edilmediği, ismin manasızlaştığı, salt nabzın ve titreşimin egemen olduğu o ilk yuvaya. Henüz “ben” olmayan, sadece var olan o bölünmemiş bütünlüğe.

Yazmak, anne rahmine dönebilmenin dünyada kalmış son kapısıydı; ışığın henüz günahla tanışmadığı karanlık mağaram. Kimsenin beni görmediği, yargılamadığı, üzerime isimler yaftalamadığı yegâne sığınak. Orada mutlak bir güven içinde çırılçıplak kalırım; çünkü henüz kimse beni dünyaya getirmemiştir.

Orada babaannemin karanlığında titreyen turnagözlü mum ışığı, dedemin ceviz ağacının serinliğinde daldığı ebedî uyku, Mango’nun ıslak tüylerinde asılı kalan yağmur kokusu ve Gazze semalarında süzülen kuyruklu uçurtmaların henüz parçalanmamış umudu bir arada durur. Hepsi, dilin keskin bıçağından, tarihin kirinden azade, tertemiz bir saflıkla korunur.

Yazmak, aynı zamanda ölümle kurduğum en uzun, en samimi flörtümdür. Her kelimeyle biraz ölür, her kelimeyle yeniden doğarım. Yazmasam, o ilk ayrılığın dayanılmaz acısını taşıyamazdım; o kesik çoktan yutmuştu beni. Yazmasam, bu amansız dünyaya “evet” demek zorunda kalırdım.

Yazarken aynı anda hem anne olurum hem çocuk; hem doğuranım hem doğan, hem göbek bağını kesen hem o bağla yeniden bağlanan. Kanlı, sümüklü, bazen çığlık çığlığa, bazen sessiz ve derinden; ama mutlaka canlı olarak çıkarım gün ışığına.

İşte bu karalamalar, o çıkışların izidir. Mağaramın derinliklerinden kopardığım birkaç sıkışmış an, özümden sızan birkaç nabız kırıntısı.”

Rukiye Taşkın 

 

Künye Bilgileri:

​Kitap Adı: Zamana Sıkışmış Anlar Üzerine

​Yazar: Rukiye Taşkın

​Yayınevi: Edebiyatist

​Tür: Deneme & Şiir

​Yayın Tarihi: Mart 2026

Picture of Rukiye Taşkın

Rukiye Taşkın

Tüm Yazıları