FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

Zehra İpşiroğlu’na Mektup

Zehra İpşiroğlu’na Mektup

YOLUMUZ UZUN

İstanbul, 05.09.2025

Sevgili Zehra, 

Sonbahar’ın bu ilk günlerinde umarım iyisindir. Ben de yaşamın bana getirdiği yeni sorumluluklara ve engellere karşın iyi olmaya çalışıyorum. Zor zamanlarda aklıma Türkan Saylan’ın sorunun değil çözümün parçası olmak gerektiği sözü gelince sakince çözüme odaklanıyorum. Biliyorsun  yaz ayları içinde mektuplarımıza ara verdik ve yazacak şeyler de birikti. Tabii bu süreçte ülke gündeminden kişisel hayatlarımıza uzanan yepyeni deneyimler ve tanıklıklar yaşadık. Sen özel hayatında zor zamanlar geçirsen de en azından Olimpos tatilinin sana çok iyi geldiğini düşünüyorum. Onca sağlık sorunundan ve stresten sonra denizin ve doğanın sağaltıcı gücü, enerjisi ve hala Norbert’le her zorlu koşula karşın birlikte seyahat edebilme başarısı azımsanmayacak kadar değerli. Ben maalesef sadece 6 gün tatil yapabildiğim kısa bir dönem dışında ilk kez bu kadar denizden uzak bir yaz tatili geçirdim. Tahmin edersin ki bu durum benim için çok kolay değil. Ama 93 yaşında annemle yapabileceğim şimdilik bu kadardı, buna da şükrediyorum. Ama gittiğimiz yerde her günün neredeyse bir haftaya bedel, sakin ve stressiz bir zaman parçasına eşdeğer olduğunu da söylemeliyim. 

Bu yaz ülke gündemi neredeyse bir gün bile tatil yapmadan her gün başımıza çoraplar örmeye devam etti. İktidarın aşırı sertleşen tavrı ve güçlenen muhalefete karşı yöneltiği baskılar ve haksız tutuklama kararları, özellikle de CHP’nin seçilmiş ve çok iyi işler yapmaya başlayan belediye başkanlarına akıl almaz gerekçelerle yöneltilen suçlama ve tutuklamalar hepimizi şok etti. Ancak bunlar yine de AKP iktidarından  beklediğimiz saldırılardı. Ama Aydın halkının seçtiği ve bizi çok gururlandıran kadın bir belediye başkanının, “topuklu efe” lakaplı Özlem Çerçioğlu’nun yarattığı hayal kırıklığı gerçekten ataerkil düzenin devamında kadınların ne kadar etkisi olduğunu gösteren bir örnek oldu. 

Özlem Çerçioğlu’nun bir günde iktidar partisine geçme kararı, bir kadın olarak hepimizi derinden yaraladı. Gerekçesi her ne olursa olsun muhalefet partisinden özellikle de kadın olarak oy alan bu başkanın İstanbul Sözleşmesi’ni yok eden ve kadına karşı şiddetin en yüksek olduğu bir dönemde böyle bir karar alması, ardından Aydın Belediyesi’ne yağan paralar bir kadın olarak öfke dışında içimizde derin bir kırgınlık da yaratıyor. Feminist terminolojide “fallik kadın” terimiyle adlandırılan bu kadın tipini daha önce Tansu Çiller döneminde de yaşamıştık. Görünüşü, eğitimi, bilgisi ve görgüsüyle tam anlamıyla gurur duyulacak bir kadın başkanın aslında nasıl eril değerler taşıdığı, ülkeyi ne hale soktuğuna hepimiz şahit olduk. 

 

Gündemin bizler için önemli diğer bir konusu da kültür sanat alanında bir anda ortaya çıkan taciz ifşalarıydı. İlk ifşadan sonra genelde kadınlar ve az da olsa Lgbti+ bireylerin açıklamaları çorap söküğü gibi sosyal medyada yayılmaya başladı. Burada ilginç olan bazı erkeklerin yaptıklarını kabul edip özür dilemesi ya da bir şekilde konuyla ilgili farkındalık kazandıklarını açıklamasıydı. Diğer yandan çoğu da kesinlikle inkâr yoluna giderek neredeyse kadınları suçlamaya başladı. İlk tavrın ne kadar samimi olduğuna emin olmasam da erkekler arasında böyle bir dilin kurulmasının bile önemli olduğunu düşünüyorum. Tabii bu arada kraldan çok kralcı kadınlar da erkek arkadaşlarını, meslektaşlarını koruyan beyanlar vererek yine sistemin devamındaki katkılarını ortaya çıkardılar. İçselleştirilmiş ataerki maalesef kadın erkek demeden bir refleks gibi açığa çıkıyor. 

Biliyorsun 2022 yılında tiyatro alanındaki ifşalardan sonra bu konuyla ilgili çok ciddi bir dosya hazırlamıştık ve TEB Oyun Dergimizde yayınlamıştık. Akademisyenlerden alandaki tiyatroculara kadar geniş bir perspektifle araştırılan önemli bir çalışmaydı. Ancak bu sorun devam ettikçe süreci de devam ettirebilmek önemli. Bu nedenle üç yıl sonra yine bu konuyla ilgili farklı bir çalışma yapma niyetimiz var ve senin de fikirlerini merakla bekliyorum. 

Aslında taciz konusu senin son zamanlarda daha çok çocuk tacizine odaklandığın bir alana kaydı ve bu konuda epey bir çalışma yaptın. Özellikle Hatırlayamadıklarımız romanın bir okuma tiyatrosuna dönüştü ve seyirciyle de paylaşılan çok özel buluşmalara vesile oldu. 

Bizler kültür sanat alanında çalışan feministler, doğal olarak kendi sanatımızın sınırlarında konuya farkındalık kazandıracak işler yapmaya çalışıyoruz. Gücümüz şimdilik buna yetiyor. Tiyatro sanatı da bu konuda etkili bir araç ancak aynı zamanda kadın oyuncunun çok kolay suistimal edilebileceği bir ortam. Bedensel sınırların kolayca ihlal edilebileceği performans sanatları alanı özellikle hiyerarşik yapısı açısından ciddi riskler taşıyor. Yönetmenler, yapımcılar, hocalar ve bazen ünlü başrol oyuncusu erkekler ki bunların çoğu narsist, ellerindeki gücü kullanarak bazı şeyleri hak sayıyor ve rıza olmadan ya da rıza inşası yoluyla kadın oyuncuların hayatlarını altüst etmeyi başarıyor. Ama bence artık geri dönüş yok, ifşalar devam ettiği sürece ve kadınlar susmadıkça cılız da olsa aydınlığı görebileceğimiz yollar açılacaktır. Bu konuda senin de söyleyeceklerin vardır mutlaka. 

 

Son olarak haberin var mı bilmiyorum ama Boğaziçi Üniversitesi’nde meydana gelen, 15 yaşında çalışan bir kızın 22 suçu olan bir genç tarafından katledilmesi beni şok etti. Benim de mezun olduğum bu müstesna ve örnek okulda böyle bir cinayetin işlenmesi akıl alacak gibi değil. Kayyum rektör Naci İnci’nin atanması sonrası protesto olarak biz mezunlar hem kampüste hocalarla ve öğrencilerle beraber hem de pazar günleri online protesto nöbetleri yapıyoruz ve direnişi hiç bırakmadan sürdürmeye ve okulumuzu eski haline dönene kadar savunmaya çalışıyoruz. Ancak çoğumuz artık kampüse giremiyoruz. Kapıdan geçmek o kadar zor ki! Aşırı derecede alınan önlemler sonucu öğrencilerin bile zor girdiği kampüse bir katilin nasıl rahatça girebildiği tam bir muamma. Bu konuya ilişkin son toplantıda öğrendiklerim beni  gerçekten çok üzdü. Kayyum rektör Naci İnci’nin kararıyla üniversitemizin Kennedy Louge adını verilen muhteşem manzaralı bir bölümü meğerse yüksek paralar karşılığı dışarıdan düğün organizasyonlarına açılmış. Bu kızcağız da o organizasyonda garsonluk yapan bir çocuk işçi. Nereden baksan yanlışlarla dolu bir tablo. Bir rektörün okulda böyle bir organizasyonu para için başlatması mı, çocuk işçi çalıştırılması mı ve kuş uçurtulmayan kampüse kimlik bile göstermeden giren bir katilin varlığı mı? 

Sonuçta kendini de öldüren bu gencin nasıl bir kafa yapısı var? Kayyum rektör tüm bu olayı nasıl açıklayacak ve kendini nasıl savunacak merakla bekliyoruz. Tabii bu arada kızcağızın dans eden ve bu gençle olan videoları da yayınlanarak, “bu kılıklarda, bu yaşta böyle yaşarsanız sonunuz budur” mesajları da topluma verilerek neredeyse kadın cinayetlerine gerekçe bulunmaya çalışılıyor. 

Ne yazık ki mektubum biraz karanlık oldu ama tüm bunlar ülkemizin yaşanan gerçekleri. Umudumuzu kaybetmeden bu alandaki çalışmalarımıza devam etmek ve bu yolla çözümün bir nebze bile olsa parçası olabilecek çalışmalar ve üretimler yapmaktan vazgeçmememiz gerek.

Toplumcu ve feminist gözlüklerimizin numarası büyüdükçe ne yazık ki daha çok çalışmak ve bu alana emek vermek zorundayız. Bazen sokaklarda slogan atarak, mitinglere katılarak, bazen bir tiyatro sahnesinde ya da masa başında yazarak ya da karşı kamusal alanlar yaratıp insanlarla bir araya gelerek… Yol uzun ama ömrümüz bitene kadar vaktimiz var. 

Sevgiyle ve dirençle kal.

 Sevgiler Tijen

Picture of Tijen Savaşkan

Tijen Savaşkan

Tüm Yazıları