FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

Kara Delik

Kara Delik

Kara Delik

Ağaçların çiçek açtığı, kuş cıvıltılarının evin içini doldurduğu bir bahar günüydü. Mutluydu Kezban. Dudağının ucunda bir şarkı, gözlerinin içi gülerek baktı eşine. İsmail, İçindeki sıkıntıyı ona hissettirmemek için yüzüne iğreti bir gülücük kondurdu. 

Günlerdir gece yatağında dönüp duruyor, rahat bir uyku çekemiyordu. Kezban, onun huzursuzluğunu hissediyor, bunu doğacak çocukları için endişelenmesine bağlıyordu.

İsmail iki dilim ekmeğin arasına haşlanmış  yumurta koydu, bir bardak çayla aceleyle yedi. Eşinin yanağına bir öpücük kondurdu. Yumuşacık karnını okşayıp vedalaştı. 

Gün yeni ışıyordu. Uzaklardaki sis, maden ocağının varlığını saklamak ister gibi toprağın üzerine çökmüştü. 

İsmail, madene geldiğinde, tulumlarının içinde kendisine benzeyen onlarca işçi birbirleriyle selamlaşıyorlardı. 

Baretini taktı. Tulumunun cebindeki anahtarı her sabah yaptığı gibi şöyle bir yokladı. Oradaydı. Madenci babasının emekli ikramiyesiyle onun için aldığı evin anahtarıydı. Çocukluk aşkı Kezban ile kurduğu yuvanın anahtarı, doğacak oğlunun baba ocağı! 

Bugün nedense madene inmeye korkuyordu. Tünel girişi çocukluğunda dinlediği masallardaki ejderhaların ağzına benziyordu. 

Vagon, hızla ilerlerken yüzler karardı.  Ezbere bildiği yol uzadıkça uzadı. Sarkan kablolar, virajlar, vagonun demir sürtünmesini andıran ritmik sesi …

İndiler. 

Yer altında güneş hep batık, ışık hep kördü. 

Bugün yerin dört yüz metre altında çalışacaklardı. Kazma, küreğini eline aldı. “Ya Bismillah” dedi. 

Kezban bebeğine beyaz yünden bir yelek örüyordu. “Önümüz kış,” diye düşündü.

Şişlerin tıkırtısı oturma odasının sessizliğini bozuyordu. İsmail kazmayı her salladığında, Kezban ilmeklerine bir ilmek daha ekliyordu.

Birden canı sıkıldı bu sessizlikten. Televizyonu açtı. Her kanalda ağlamaklı kadın programları… Birkaç kanalı zapladı. Sonra aniden birine takılı kaldı.

 “Soma’daki kömür madeninde patlama.  Çok sayıda madenci içeride mahsur kaldı. Kurtarma çalışmaları sürüyor…” 

Kumanda elinden düştü. “İsmail, İsmaiiil,” diye bağırdı. Put gibi dondu kaldı bedeni. Sokaktan çığlıklar, feryatlarla gelen telaşlı koşuşturmacalar kulaklarında zonkluyordu. Komşusu Hatice Abla koşarak içeri daldı. Kezban’ın buz tutmuş ellerini avuçlarının içine alıp,ovaladı. Kolonya ile bileklerini ovdu. “ Hadi kalk gidiyoruz ,“ dedi. Kezban hiç bir şey duyumsamıyordu. 

Tek hissettiği sabah yanağına konan öpücüğün sıcaklığıydı. Oysa kocası yüzlerce metre toprağın altındaydı şimdi. Oturduğu koltuğa iyice yapıştı. Eli karnına gitti. Tekmeleri hissetti. 

İsmail duman kokusunu aldı. Kazmayı dizine dayadı. Koku gittikçe kalınlaştı. Yanındaki arkadaşı Ali de durdu.

İki adam direk gibi dikildiler.

 İsmail bütün tünellerin, virajların ezberinden silinip gittiğini hissetti. Bu kaybolmuşluk hissi başını döndürdü. “Panik yok!” dedi içinden. 

Konuşmadan yürümeye başladılar. Maden telaşı affetmezdi. Koku gittikçe yoğunlaşıyor, korku ayaklarına dolanıyordu. 

Kezban altında ezildiği çığın altından kalkar gibi daldığı girdaptan uyandı. Hatice Abla’sının bulduğu hırkayı sırtına geçirdi.  İki kadın ah’lar ve  gözyaşları içinde madenin yolunu tuttular. 

Mahşeri kalabalık, insanların çaresizlik içinde tanrıya yakarışları, dualar, beddualar havaya ağır ve acı bir tat bırakıyordu. Maden ocağının kara ağzı her an bu feryat ve acıyla patlayacak gibiydi. 

Sağ kurtulan madencilerin kömür karası yüzleri, toz ve kir içindeki bedenleri sedyelerin beyaz örtüsüne bir ölüm şaşkınlığında çöküyordu.

Kezban üç gün boyunca yemeden içmeden İsmail’i bekledi. Ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüş, gül yüzü solmuştu. 

                              ***

Yıllar acı ve özlem yüklüydü. 

Küçük tahta masada Kezban, üç yaşındaki oğlu İsmail’e kahvaltı ettiriyordu. Dudağında yanık bir türkü; 

“Öyle ağırım ki kendime

Sen benden gittin gideli

Terim küs olmuş tenime

Sen benden gittin gideli.”

 

Ayşe Dikici / 23 Mart 2026

Picture of Ayşe Dikici

Ayşe Dikici

Tüm Yazıları