FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

Feminist Mektuplar

Feminist Mektuplar

Sevgili Zehra,

Artık İstanbul’dasın ve biz ara sıra görüşebiliyoruz. Hatta birlikte bir Mardin seyahati bile planladık. Ama bazen biz planlar yaptığımızı sanarken hayat bambaşka bir plan içinde. Yarın annemin doğum günü, annem 95 yaşına giriyor. Kızım da annemin doğum gününde evleniyor. Aslında evlenmek kızımın hiç odağında ya da hayalinde ön sıralarda yer almadı ama anneannesi sık sık ‘’evlen artık’’ dediğinde 2, 3 yıl önce başından savmak için ‘’tamam senin doğum gününde evleneceğim’’ demişti. Nasıl olduysa belediye en uygun nikah tarihi olarak 3 Mayıs’ı vermiş çünkü istedikleri diğer tarihler doluymuş. Tabii buna hem şaşırdık hem de sevindik.

Ancak iki gün önce senin Berin Uyar’la ÇYDD’de Beyoğlu şubemizde yaptığın mektuplaşma etkinliğine gelirken ayağım burkuldu. Gerisini biliyorsun orada ayağımı uzatarak sizi dinledim. Ama ağrı geçmeyince Taksim İlk Yardım Hastanesi’nde usulen bir film çektirdim ve maalesef ayağımın kırık olduğunu öğrendim. Aynı gece kızım da ateşler içinde acile gitmiş. Bademcik enfeksiyonu teşhisiyle perişan olmuş. Şu anda ben kırık ayakla o da alacağı iki, üç serumla nikah törenine hazırlanmaya çalışıyoruz. Ama bu kadar zor bir şey yaşarken yine de halimize gülerek espriler yapabiliyoruz. Yarın tekerlekli sandalye ve bacağımda alçıyla kızımı ve misafirleri mutlu etmeye çalışacağım. Üzülüyorum ama enerjimi ve moralimi de yüksek tutmaya çalışıyorum.

Evlilik kurumunun ataerkil sistemde ve bazı kültürlerde kadınının ikincilliğini tescil eden, hatta ezen, kadını sadece eş ve anne rolüne hapseden bir kurum olduğunu biliyoruz. Aile reisinin erkek, kadın ve çocukların ise onun mülkiyeti gibi görüldüğü bir dünyada milyonlarca kadın mutlu evlilik hayaliyle beyaz atlı prensini beklerken hayatlarının odağına koydukları bu hayal yüzünden kamusal alandan uzaklaşıp, yeteneklerini geliştiremeden, gerçekten kim olduklarını keşfedemeden özel alanda yani ev alanında sıkışıp kalıyorlar.

Oysa evlilik iki insanın ruhsal ve fiziksel birlikteliğinden başka bir şey olmamalı. Her cinsin kendini özgürce geliştirebileceği, kişiliğinin biricik özelliklerini koruyabileceği, diğerinin baskısı ve tahakkümü olmadan birlikte mutlu yaşanabilecek bir örgüt olmalı. Çiftler isterlerse çocuk sahibi olmalı ama istemezlerse de toplum, aile yakın çevre tarafından buna zorlanmamalı. Bu nedenle sevgili Türkan Saylan, kadınların evlilik için en az 30 yaşına gelmelerini, eğitim ve meslek kariyerlerini ve en önemlisi kişiliklerini tamamiyle oluşturmalarını tavsiye ediyordu.

Benim kızım da bu yolda ve bu bilinçle evliliği seçtiğinde tabii ki mutlu oldum. Birlikte olduğu meslektaşıyla cinsiyet farklılığına yönelik hiçbir eşitsizlik yok. Karar alma, inisiyatif kullanma konullarında, kendi hayatlarını ve seçimlerini belirlemede tamamen özgür. 30 yaşını geçince de tabii ki belli bir kariyere ulaşılıyor. Bu da gelecekte ilişki nasıl giderse gitsin, kadına ekonomik ve sosyal anlamda bir güç ve güven kazandırıyor. Kendi ayakları üzerinde, eşe muhtaç olmadan yaşama şansı veriyor.

Ben kızıma hep senin evliliğini örnek olarak gösterdim. Çocuk sahibi olmadan hayatı, sanatı, kültürü paylaşan, üretim alanlarını birbirini destekleyerek daha da geliştiren bu iki insanın yaşam boyunca keyifli zamanlarını nasıl paylaştığını anlattım. Eşitlik ve kendi kararlarını verebilme ve tabii ki karşıdakiyle empati kurabilme becerisiyle de sevdiği insan için gerektiğinde bazı fedakarlıklar yapmak da bu modelin içinde.

İlişkinin bizim gibi aydın ve modern çevrelerde kurumsal bir statüye geçmesi de zorunlu değil tabii. Ama bizim ülkemizde şu an evli, ev sahibi vb. olmayana vize bile verilmiyor. Gençlerin yurt dışına kaçmaya çalıştığı, ülkelerinde bir gelecek göremedikleri bir noktadayız. Bu yüzden batı ülkeleri de vize konusunu biraz abartmış durumda. Bazı kurumlar soyadı aynı olmazsa bazı kısıtlamalar getirebiliyor. Üstelik geçmişte kazandığımız kendi soyadını kullanma hakkının da bu süreçte kalkmış olduğunu ancak ikisinin beraber kullanılabileceğini öğrendik.

Sonuçta bugün için bana şans dile, tekerlekli sandalye ile olsam da tek dileğim kızımın arkadaşlarıyla ve sevdikleriyle paylaşabileceği güzel bir gün geçirmesi. Umarım aldığı serumlar sayesinde bedeni de toparlanır ve evren bugün için ona izin verir. Sonrasında da sağlığına kavuşur. Yine Türkan Saylan’ın uzun bir müddet bel problemi ve ameliyatı nedeniyle yüz üstü biçimde bir sedyede bütün işlerini devam ettirme mücadelesi aklıma geliyor. Tabii daha sonra da yaşadığı her türlü sağlık sorununu yanına alarak tüm işlerini aksatmadan yapabilmesi şu an bana güç veriyor. Hayat kendine göre bir plan yaptı ve ben de bunu olumlu bir şeye dönüştürmek, buradan daha güçlü çıkmak için çaba göstereceğim.

Bu akşam senin de aramızda olmanı isterdim ama sen Hatırlayamadıklarımız romanından uyarladığın okuma tiyatrosu etkinliğinde olacaksın. İstanbul’da kaldığın kısa sürelerde bile üretimlerine, çalışmalarına ve bunları paylaşma yolunda gösterdiğin çabaya hayranım. Berin Uyar’la yaptığınız son sohbette aydın ve entelektüel arasındaki farkları da konuştuk. Aydın sorumluluğu gerçekten çok önemli bu da bildiğini, düşündüğünü yaymayı, paylaşmayı gerektiriyor.

Sana bu akşam için şans diliyorum ve alkışınız bol olsun diyorum. Sen de bana kızım ve benim için şans dile.

Umarım kızımın evlilik kurumuna, annemin ise 95 yaşına girişinde tüm olumsuzlukları bugünlerde yaşadıklarımlarımızla bitirmiş ve yeni bir sayfa açmış oluruz. Her birimiz arasında 29 yaş farkla anneanne, anne ve kız çocuk olarak hala birlikte ve olabildiğince sağlıklı ve keyifli bir döneme ‘’merhaba’’ deriz.

Sevgiyle kal 

Picture of Tijen Savaşkan

Tijen Savaşkan

Tüm Yazıları