FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

SİNEMADA ŞİDDET OLGUSU

SİNEMADA ŞİDDET OLGUSU

Neşe Ürel

Yıllardır artan şiddet olgusu son aylarda bu kez okullarda kan donduracak biçimde yaşandı.  Bilim insanlarının özellikle psikolog ve pedagogların uyarılarına karşın şiddetin toplumda önüne geçilemez bir şekilde yükseldiği artık tartışmasız bir gerçek.

Kuşkusuz bunda birçok etken bulunmaktadır, benim bu yazıdaki amacım sinemanın şiddet olgusunun yükselmesindeki etkilerini sorgulamaktır. Son yıllarda popüler sinemada ve ‘sanat sineması’ olarak anılan filmlerde bile şiddetin oldukça artan dozda yer aldığını görüyoruz. Bir dergi yazısında bu konunun enine boyuna incelenmesi olanaksız. 2008 yılında Oscar adayları ve ödül alan filmler arasında şiddet içeren filmlerin oldukça fazla olduğunu fark ettiğim anda bu olgu üzerine düşünmeye başladım ve sonuçta bu yazıyı kaleme alma gereksinimi duydum, aynı yıl yine bir dergide yer alan bu yazımı tekrar okuduğumda ise konunun güncelliğini fazlasıyla koruduğunu gördüm.

 

2008 yılında çeşitli dallarda Oscar’a aday olan filmlere baktığımızda, aslında Oscar’ı kazananın estetize edilmiş örtülü ya da açık şiddet olduğunu görüyoruz (İhtiyarlara Yer Yok, Kan Dökülecek, Şark Vaatleri, Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikastı, Amerikan Gangsteri, Sweney Todd, Mongol).

 

Bu filmlerin hepsinin ayrı ayrı iyi filmler olduğunu, türlerinin başarılı örnekleri olduklarını da söyleyebiliriz. Şiddet içeren bu Oscar’lı filmlere kısa kısa değinmek istiyorum:

İHTİYARLARA YER YOK (2007): 2008’de sekiz dalda Oscar’a aday olan film; En İyi Film, En İyi Yönetmen dâhil 4 dalda Oscar’ı aldı. Ethan ve Joel Cohen Kardeşlerin filmlerini Barton Fink’i izlediğimden beri hiç kaçırmadım. Onların yaratıcılıklarına uymadığını düşündüğüm Dayanılmaz Zulüm ve Kadın Avcıları’nı bile izledim. Coen Kardeşlerin filmografisinde iki tür film ağır basar, yaratıcı ve esprili diyalogların bol kullanıldığı komediler: Büyük Lebowski, Neredesin Be Birader? ile suç ve suçlunun dünyasına eğildikleri yine komedi unsurları barındıran kara mizah tarzı filmler: Fargo, Orada Olmayan Adam. Coen’ler filmlerinin senaryolarını kendileri yazarlar, İhtiyarlara Yer Yok ise bir roman uyarlaması. Film, bir çanta dolusu paranın peşinde koşan adamların öyküsünü anlatıyor. Sonu kötü biten bir uyuşturucu pazarlığının arkasında ortada kalan para dolu bir çanta, cesetler ve parayı alan adamın peşine düşen psikopat bir katil. Javier Bardem’in canlandırdığı ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar’ını aldığı psikopat ise son yılların en ilginç, en ilkeli ve en acımasız katili. ‘İlkeli psikopat olur mu?’ demeyin, kendine göre ilkeleri olan bir katil bu. Pek çok eleştirmen bu filmi Coen Kardeşlerin ‘başyapıtı’ olarak nitelendirdi. Ben bu görüşe ne yazık ki katılamıyorum. Yine çok iyi bir film yapmış Coen’ler, ama benim sıralamamda Fargo ve Barton Fink daha önlerde yer alıyor.

KAN DÖKÜLECEK (2007): 20. yüzyılın başında Amerika’da petrol bulunması üzerine hırslı ve gözünü budaktan esirgemeyen Daniel Plainview’in bir petrol zengini olmasının öyküsünü anlatıyor film. 30 yıl gibi bir süreyi anlatan oldukça durağan ama şiddetin eksik olmadığı filmde, maddi kazanç uğruna kardeşini bile öldürmekten çekinmeyen Daniel’in adeta canavarlaşmasına tanık oluruz. Kan Dökülecek de bir roman uyarlaması ama romana tam bağlı kalmayarak serbest bir uyarlama yapmış yönetmen. Paul Thomas Anderson’u özellikle Magnolia (1999) ile tanıdım. Onun hikâye anlatmadaki başarısı bu filmde de belirleyici olmuş. Kan Dökülecek bir petrol zenginin hikâyesini anlatırken, çıkarlar uğruna dinin kullanılışına da parmak basıyor. Bir yanda petrol peşinde koşan Daniel diğer yanda kilisesini kurmaya ve cemaatini arttırmaya çalışan rahip Eli çıkarları uğruna sürekli çatışırlar. Daniel’in tek amacı para, rahip Eli’nin amacı ise kilisenin çıkarları. Her ikisi de para uğruna her yolu mubah sayıyor. Oyunculuklarını, müziğini ve görüntü yönetimini başarılı bulduğum film 8 dalda Oscar’a aday oldu ama ödülü sadece 2 dalda alabildi. Daniel Plainview’i canlandırırken olağanüstü bir performans sergileyen Daniel Day-Lewis En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını kucakladı.

ŞARK VAATLERİ (2007): David Cronenberg organize suç dünyasına ait bir öykü anlatıyor. Londra’daki Rus mafyası uyuşturucu ve kadın ticareti üzerinden kazandığı parayı lüks bir lokantada aklamaktadır. Film vahşi bir boğaz kesme sahnesiyle açılıyor ve film boyunca şiddetin her türüne tanık oluyoruz. Hastanede bebeğini doğururken ölen Tatiana’nın günlüğü üzerinden araştırmaya girişen hemşire Anna kendini karanlık bir dünyanın içinde bulur. Onun amacı Tatiana’nın yakınlarına ulaşıp bebeği teslim etmektir. Ama karşısına çıkan Rus mafyası ve acımasız bir dünya olur. Gerilimin bir an bile düşmediği, güçlü oyunculuklarla oldukça sert bir film Şark Vaatleri. Vigo Mortensen bu filmdeki Nikolai rolüyle aday olsa da ne yazık ki Oscar’ı alamadı.

 

Ayrıca, sözünü ettiğim bu filmlerde şiddetin yanı sıra tamamen erkek bakışının egemen olduğunu görüyoruz. Özellikle Kan Dökülecek ve İhtiyarlara Yer Yok’ta neredeyse hiç kadın karakter yok, olanlarsa edilgin bir konumdalar. 

 

Şiddetten arınmış bir sinema ve şiddetten arınmış bir toplum umuduyla iyi seyirler.

Picture of Neşe Ürel

Neşe Ürel

Tüm Yazıları