2016 yılında Helen Jane Ridgeway tarafından Mountain Home Studio Dance Deck’te çekilmiş fotograftan yapılmıştır.
Kuralları Yıkan, Bedeni Özgürleştiren: Anna Halprin
Seda Erdem
Aramızdan ayrılışının 5. yılında anısına bir metin yazarak anmak ve anlatmak istiyorum Değerli Anna Halprin’i…
Tamalpa Enstitüsü’nde ‘Hareket Temelli Dışavurumcu Sanatlar Terapisi’ eğitimi alırken 22 Eylül 2016’da şöyle yazmışım; “96 yaşındaki Anna Halprin ile bugün ikinci dersimizi yapma şansımız oldu. Çalışma alanımız eşi Lawrence Halprin’in tasarladığı, doğadan kopuk değil doğayla uyumlu oluşu nedeniyle çok etkileyici bir yer. Bu geniş alan Mount Tamalpais (Tamalpa Dağı)’na bakan bir tepeye kurulmuş. Mountain Home Studio (Dağevi Stüdyosu) adlı alanda yaşadıkları ev, bir açık hava sahnesi gibi olan Dance Deck (Dans Güvertesi, Dans Terası) ve iki katlı bir kapalı salon bulunuyor. Çalışmalar sırasında sanki bir ormanın içindeyiz, çok yakınımıza gelen karaca ailesini, ağaçkakanları, sinekkuşlarını görebiliyor, kuşların, rüzgarın ve yaprakların müziği eşliğinde hareket edebiliyoruz. Böyle bir uzamda kendiliğinden tüm duyularımızın bedensel hareketlerimize eşlik ettiğini söyleyebilirim. 96 yaşındaki Anna Halprin’in bizimle buluşmak için evinin bahçesinden çalışma alanlarına doğru yaklaşık 90 basamak inişini ve atölye çalışması bitiminde aynı basamakları yavaş yavaş çıkışını izlemek her seferinde gözlerimi yaşartıyor, büyük bir minnet duyuyorum. Henüz yolun başında olduğumuz için derslerinin içeriğini tam olarak söze dökemiyorum. Sadece özgün bir ifade dili olarak kendi bedenimizle tanışmamıza, bedenimizin hikayesiyle buluşmamıza, üç farklı (beden, zihin, duygu) katmanda kendimizle ilgili farkındalık kazanmamıza alan açacağını tahmin ediyorum.”
2018 yılında ise bir toplantıda Anna Halprin’in “Beden Parçaları ve Bedenin Mitolojisi” konulu çalışmalarını anlatmak için şöyle yazmışım; “ Tamalpa Enstitüsü’nde her hafta farklı bir beden parçası ile ilgili çalışmalar yapıyorduk. Bir hafta boyunca seçilmiş beden parçasını (‘ayaklar ve bacaklar’ , ‘eller ve kollar’, omurga v.b.) çalışırken hem anatomik olarak o parçaları inceliyor, anatomik çizimler ve insan iskeleti modeli üzerinden tüm katmanlarını görmeye, kavramaya çalışıyorduk hem de kendi bedenimizde o parçaları fark etmeye, hareket potansiyellerini araştırmaya, bu bölgeler hareket ettikçe hangi duygu ve düşüncelerin uyandığını algılamaya yönelik çalışmalar yapıyor, resim, şiir, diyalog gibi sanatsal biçimlerde keşfettiklerimizi ifade ediyor, dışavuruyorduk. Bu yaklaşımın adı; “Movement-Based Expressive Arts Therapy” (Hareket Temelli Dışavurumcu Sanatlar Terapisi) idi. Anna Halprin’in geliştirdiği ve hayatı boyunca uyguladığı yaklaşım, dansı bir iyileştirme sanatına (healing art) dönüştürmüştü. Bedenimizin ‘Göğüs Kafesi’ parçası hakkında çalıştığımız hafta Anna Halprin, her zamanki gibi insan iskeleti modelinin yanına oturmuştu. Anatomiyle ilgili bilgileri anlatıyor, bizlere ‘Göğüs Kafesi’ denince hangi kelimelerin zihnimizde uyandığını, çağrıştırdığı duyguları soruyor, bedenin o parçasıyla ilgili düşüncelerini anlatıyordu. O hafta paylaştıkları benim için çok çarpıcı olmuştu. Kendisinin, Ribcage (Göğüs Kafesi) demektense Ribcase (Göğüs Muhafazalığı, Göğüs Kabı) demeyi tercih ettiğini söylemişti. İnsan yaşamının sürmesi için gerekli en önemli iç organları koruyan bir beden parçasına kafes denmesinden çağrışımları nedeniyle hoşnut değildi. Tek harf değişikliği; bedenimin bir parçasını algılayışımı değiştirici, dönüştürücü bir etki yaratmıştı. Artık daha korunaklı bir yerdeydi; akciğerlerim, kalbim… Sanki özgürleşmiş, kanatlanmıştı yüreğim… Güçlenmiş, görünür olmuştu nefesim…İşte o zaman ilk kez anladığımı hissetmiştim Anna Halprin’in “Dans, görünür kılınmış nefestir.” derken neyi vurgulamak istediğini. (“Breath Made Visible” adlı belgesele adını veren sözü olduğunu da belirtebilirim.) ”
25 Mayıs 2021 tarihinde yapmış olduğum kolaj ve anma köşesinin fotoğrafı
Ve Anna Halprin’in başka bir diyara göçtüğü haberini aldığım günün akşamında onun bendeki izlerini, çağrışımlarını düşünerek bir görsel kolaj oluşturduktan sonra şöyle yazmışım.
“Yüreğin kim bilir hangi duygularla çarpmış, sarsılmış, coşmuş, tıkır tıkır işlemişti?
Ve kim bilir hangi deneyimler senden seni, sendeki bilgeyi doğurmuştu?
Nefesi görünür kılan sen,
Bedenindeki her bir parça ile konuşan sen,
İçindeki ritmi, müziği dışavuran sen,
Toprakla, ağaçla, havayla, suyla, kayayla bir olan sen,
Sanatla yaşam arasında köprüler kuran sen,
Dünyadaki acılara, umutsuzluklara, yaralara merhem olmak isteyen sen,
Ezilene duyarlı, ezilenin yanında sen,
İnsanca olanı kurmak, korumak, kollamak isteyen sen,
Kendinden bunca seni nasıl doğurdun, kim bilir?”
Dünya Dans Tarihi’nde, Performans Sanatları Tarihi’nde, Sanatpsikoterapileri Tarihi’nde izler bırakmış, öncülükler yapmış, doğaya, tüm canlılara karşı duyarlı ve bir şaman gibi bireyleri, toplumları, dünyayı iyileştirmek niyetiyle yaşam boyu elinden geleni ardına koymamış hocam Anna Halprin’i şükran ve minnetle anarken şu cümlesini anımsıyorum.
“Genç görünmek, genç hissetmek… Bunun DNA’mdan mı yoksa içimdeki dans şeytanından mı kaynaklandığını bilmiyorum, ama sürekli danslar üzerinde çalışıyormuşum gibi hissediyorum. Duramıyorum. Yaşımın dans etmemi engelleyeceğini düşünmüyorum. Sadece farklı dans ediyorum. Artık 20’li veya 40’lı yaşlarımdaki gibi dans etmiyorum. 90 yaşında biri olarak dans ediyorum. Ve bu danslar da en az onlar kadar önemli.” (Caroline Ryder’ın 2011 yılında Dazed & Confused dergisi için yazdığı “Demon Dancer” başlıklı makaleden alıntıdır.)(https://www.dazeddigital.com/artsandculture/article/21473/1/anna-halprin-demon-dancer)
‘Yazdıklarım belki merak uyandırmıştır’ diye düşünerek çevresine her zaman ışık saçan Anna Halprin’in yaşamı hakkındaki derlememi de sizlerle paylaşmak isterim.
24 Mayıs 2021’de, 101. yaş gününe günler kala aramızdan ayrılan Anna Halprin, sadece bir dansçı veya koreograf değil; hareket skorlarıyla dünyayı değiştirmeye niyet etmiş, öngörüsü yüksek, toplumsal hassasiyetleri derin, yaratıcılığı güçlü bir kadındı.
Anna Halprin, dansı bir eylem olmanın çok ötesinde bir yaşam felsefesine dönüştürmüş ender sanatçılardandır. Toplumsal cinsiyetten savaş karşıtlığına, kanserle mücadeleden ırkçılığa kadar pek çok alanda dansı bir iyileşme ve dönüşüm aracı olarak kullanmıştır.
13 Temmuz 1920 doğumlu Anna Halprin, Wisconsin-Madison Üniversitesi’nin Dans Bölümü’nden 1942 yılında lisans derecesiyle mezun olmuştur. Buradaki eğitimi sırasında, okulun Dans Bölümü’nün kurucusu olan Margaret H’Doubler’ın öğrencisi olmuş ve onun ilerici modern dans müfredatında eğitim almıştır. H’Doubler’ın biyoloji temelli, beden hareketlerini anatomi çerçevesinde keşfetmeye dayalı dans felsefesi, Halprin’in daha sonraki dans anlayışını şekillendiren en önemli etkenlerden biri olmuştur.
1944 yılında New York’a taşınınca Martha Graham ve Hanya Holm gibi isimlerin dans derslerine katılmıştır. Halprin, Graham ile çalıştığı bu kısa dönemde modern dansın mevcut yapısını ve “kendine has tarzını” (idiosyncratic style) sorgulamaya başlamıştır.
“Bir süre sonra fark ettiğim şey, Martha Graham’ın topluluğundaki herkesin Martha Graham’a benzediğiydi. Doris Humphrey’in topluluğundaki herkes de Doris Humphrey’e benziyordu. Ve böyle devam ediyordu. Bu sanat anlayışının ardında, benim için son derece rahatsız edici olan bir felsefe yatıyordu. Öğretmenlerin ‘Bu benim tarzım, benim tarzımı öğreneceksiniz’ dediğini gördüm. Bu yüzden tüm dansçılar birbirine benziyordu. Bu bana çok otokratik ve doğmatik geldi. Bir süre sonra da çok sıkıcı oldu. ‘Herkesin aynı görünmemesini sağlayan farklı bir dans yaklaşımı olmalı’ diye düşündüm.” (https://www.dazeddigital.com/artsandculture/article/21473/1/anna-halprin-demon-dancer)
1945 yılında New York’tan ayrılıp California’ya taşındığında; dansta yaratıcı sürecin bireyi kendi tarzına ulaştırmaya dayalı olması gerektiğini savunmuş, herkesin aynı görünmediği farklı bir dans yaklaşımının mümkün olup olmadığını sorgulamaya başlamıştır. Anna Halprin’in katı, kuralcı dans stillerine bir başkaldırı olarak şekillenen, doğaçlamaya ve günlük hayatın doğal hareketlerine odaklanan sanat anlayışı; dansı teatral bir olay veya müzik temelli bir hareket kalıbı olmaktan çıkarıp, hareketin doğal kaynaklarına ve bireysel yaratıcılığa odaklanan yepyeni bir yola girmiştir. Deneysel bir sanat formu olan Postmodern Dans’ın gelişiminde öncü rol üstlenen sanatçılardan biri olup kendisini “Modern Dans’ın kurallarını yıkan biri” olarak tanımlamıştır. (https://en.wikipedia.org/?curid=16347929)
- Eşi Lawrence Halprin tarafından tasarlanan ve doğanın bir parçası olan meşhur “Dance Deck” (Dans Güvertesi, Dans Terası) ile hiyerarşileri yıkan bir mekân anlayışını görünür kılmışlardır. Günümüzde kapalı stüdyo ve açık alandan oluşan bu mekân Mountain Home Studio adıyla yaşamaktadır.
- Trisha Brown ve Yvonne Rainer gibi öğrencileri aracılığıyla Judson Dance Theater’ı etkileyen Halprin, bedenin eğitilmesi gereken bir araç değil, yaşayan bir deneyim alanı olduğunu savunmuştur.
- Irkçılık Karşıtı ve Savaş Karşıtı Bir Estetik Halprin için dans, toplumsal adaletsizlikle yüzleşmenin en doğrudan yoluydu. 1965 Watts İsyanları’nın ardından, siyah ve beyaz dansçıları bir araya getiren “Ceremony of Us” (Bizim Seremonimiz) ile ırksal kutuplaşmaya karşı sanatsal bir alan açmıştır.
- Anna Halprin, 1960’ların sonu ve 70’lerin başında dansı bir iyileşme süreci olarak yeniden tanımlarken Gestalt Terapi, Hümanistik Psikoloji ve Aktif Dinleme gibi çeşitli psikolojik yöntemlerden derinden etkilenmiştir.
- 1963 yılında Gestalt terapisinin kurucusu Fritz Perls ile tanışmış ve onun tekniklerini kendi sanatsal sürecine uyarlamıştır. “Burada ve Şimdi” (Here and Now) Yaklaşımı: Gestalt terapisinin temel taşı olan mevcut ana odaklanma prensibi, Anna Halprin’in çalışmalarında merkezi bir rol oynar. Bu yöntemle katılımcılar, düşüncelerinden ve duygularından sıyrılarak sadece duyularına ve somatik deneyimlerine odaklanır; bu da farkındalık yaratmanın nesnel bir yolu olarak kullanılır.
- Halprin’in yaklaşımı, Carl Rogers ile özdeşleşen hümanistik psikolojinin ilkeleriyle paralellik gösterir. Yorumlamama (Non-interpretation): Halprin, bir terapistin veya eğitmenin katılımcının hareketlerine anlam yüklemesine karşı çıkar. Bu tutum, hümanistik psikolojideki “anlamın sadece katılımcı için geçerli olduğu ve anlamı ancak katılımcının kendisinin verebileceği” düşüncesinden beslenir.
- 1972’de kanser olunca hastalığını anlama ve deneyimlerini dışavurma aracı olarak sanatın dilini ve sanatın iyileştirici gücünü kullanmıştır. “Kanserden önce sanatım için yaşadım; kanserden sonra sanatımı yaşamım için kullandım.” (“Before I had cancer, I lived my life for my art. After I had cancer, I used my art for my life.”) Bu sözüyle Halprin; Sanatı bir amaç olarak görmekten çıkarıp, yaşamı sürdürmenin, iyileşmenin ve anlamlandırmanın bir aracına dönüştürmüştür. Kendisi iyileştikten sonra da birçok hasta grubuyla çalışmalar gerçekleştirmiştir. (“Moving Toward Life: Five Decades of Transformational Dance” (Hayata Doğru Hareket: Dönüştürücü Dansın Elli Yılı) adlı kitabında anlatılır.)
- Halprin, dansı “kökenlerine ve köklerine” (origins and roots) geri götürdüğünü; dansın bir topluluğun tüm yaşamını kapsaması gerektiğini savunmuştur. Dansı sahnelerin, salonların dışına çıkarıp sokaklara, ormanlara ve hatta toplumsal yaraların tam merkezine taşımıştır.
- Anna Halprin’in çalışmalarında sallanma, yürüme, koşma, düşme, ağırlığın yer değiştirmesi, sürünmek, emeklemek, sıçramak, sekmek, durmak, atlamak, giyinmek, soyunmak gibi çok temel ve gündelik hayatın parçası olan hareket dinamikleri birer araştırma alanına dönüşür. Kinestetik Algı’ya, kişinin hem kendisinin ve hareketinin hem de başkalarıyla kurduğu empatinin farkındalığına bir davet söz konusudur.
- Halprin’e göre dans, yaşamın kendisidir. Onun için nefesle dans arasında ayrılmaz bir bağ vardır. Zira nefes almayı bıraktığınızda hareket de durur. Anna Halprin dansı sadece profesyonellerin yapabileceği bir şey olmaktan çıkararak herkes için erişilebilir bir ifade biçimine dönüştürmüştür. Sanatın araç gereç gerektirmediğini, her insanın taşıdığı en temel enstrümanın kendi bedeni olduğunu hatırlatır.
- İlk kez 1978 baharında New York’ta gerçekleştirilen “Male and Female Dance Rituals” (Erkek ve Kadın Dans Ritüelleri ) adlı atölye-ritüel, Halprin’in toplumsal cinsiyet konusundaki en kapsamlı çalışması olarak kabul edilir. Bu ritüel, erkek ve kadın olmanın kalıplaşmış normlarının çok ötesine geçerek, her katılımcının kendine özgü “erkeklik” ve “kadınlık” halini keşfetmesini amaçlamıştır. Halprin, bir bildirisinde bu dansın amacını şöyle açıklamıştır: “Erkek ve Kadın Baharı Onurlandırma Dansı’nda, her katılımcının kendine özgü erkeklik ve kadınlık duygusunu uyandırmak, yeniden doğuşun ve büyümenin zevklerini deneyimlemek, kendi dansımızı yaratmanın tatminini ve tek bir bedende topluluğun bütünlüğünü bulmak için dans ediyoruz.“ (19 Mart 1978 tarihli New York Times’ın 55.sayfasında yayınlanan makaleden alıntıdır.)
- 1978’de Gestalt terapisti kızı Daria Halprin ile kurduğu Tamalpa Enstitüsü, dans hareket terapisine yön veren “Life/Art Process” (Yaşam/Sanat Süreci) metodolojisini dünyaya sunmuştur. Bu metodolojinin kalbinde, bireyin yaşanmış deneyimlerinin (hayat hikayesinin) sanatsal ifade için ana kaynak olarak kullanılması yatar. Sanat ve yaşam arasındaki sınırları ortadan kaldıran bu süreçte, kişisel meseleler sanatsal araçlarla (hareket, diyalog, ses, nefes, ritm, çizim, doğaçlama, yazı v.b.) işlenerek birer farkındalık aracına dönüştürülür.
Özetle bu yaklaşımı, dansı teknik bir gösteri olmaktan çıkarıp bedenin bilgeliğini, hayal gücünün yaratıcılığını ve psikolojinin derinliğini birleştiren temel bir dönüşüm ve eğitim gücü olarak tanımlamışlardır.
- 1980’lerde HIV/AIDS krizi yaşanırken, toplumun dışladığı bireylerle çalışarak onlara seslerini duyurabilecekleri “Positive Motion” (Pozitif Hareket) gibi güvenli alanlar yaratmıştır.”Positive” ifadesi burada hem katılımcıların HIV pozitif oluşuna hem de hareketin iyileştirici, yaşamı olumlayan gücüne bir gönderme yapmaktadır.
- Anna Halprin’in barış savunuculuğu ise elliden fazla ülkede sergilenen “Planetary Dance” (Gezegensel Dans) ile küresel bir ritüele dönüşmüştür. İlk olarak 1987 yılında gerçekleştirilen Planetary Dance skorunda içiçe geçmiş 3 daire formunun merkezinde perküsyon ekibi bulunur ve 3 farklı çaptaki dairenin çevre çizgileri, hareket yolunu belirginleştirir. Farklı yönlere doğru ilerleyerek gerçekleştirilen durma, yürüme, koşma hareketlerinden oluşur. Temelde dünya barışı niyetiyle yapılan bir ritüel olduğunu söyleyebiliriz. Katılımcılar kendi kişisel dileklerini sözel olarak ifade ettikten sonra skora uygun hareket ederler. Ritüel süreci içinde herkes kendi bireysel yolculuğunu yaşarken aynı zamanda çemberdeki diğer kişilerin deneyimlerine de tanıklık eder. Bu ritüel skoru aracılığıyla Berlin’de İkinci Dünya Savaşı’nın bitişinin 50. yıldönümü onuruna Potsdam Antlaşması’nın imzalanmasını anmaktan, İsrail ve Filistin halklarını Yeşil Hat sınırında, aynı çemberde buluşturmaya kadar, dansı bir “barış inşa etme gücü” olarak kullanmıştır. Günümüzde dünyanın pek çok yerinde bu ritüel Anna Halprin’in öğrencileri liderliğinde gerçekleştirilmektedir. (https://planetarydance.org/)
NOT: 25. Avrupa Psikiyatri Asistanları Forumu (25. EFPT Forumu), 30 Haziran – 4 Temmuz 2017 tarihlerinde “Hope for the Future of Psychiatry” teması altında Türkiye Psikiyatri Derneği’nin karşılıksız desteği ile yapılmıştır. Bu etkinlikler kapsamında Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü’nde Bihter Yasemin Adalı liderliğinde, Duygu Seda Tomru, Emine Döşlü, Ruhi Cem Yalabık, Sinem Şahin, Tugay Başar ve Perküsyon Ekibi’nin katkılarıyla forum katılımcıları, davetlilerle birlikte Planetary Dance ritüeli gerçekleştirilmiştir.
KAYNAKÇA
- **Ross, Janice.** “Anna Halprin’s Urban Rituals.” *TDR/The Drama Review*, 2004. (Akademik makale)
- **Foltyn, Vala T.** “Anna Halprin – the legacy of radical thoughts in motion.” *Dansehallerne*. (Sanatsal inceleme ve anma yazısı)
- **”Anna Halprin.”** *Halprin Landscape Conservancy*. (Biyografik ve sanatsal arşiv kaydı)
- **Bal-Blanc, Pierre.** “Anna Halprin’s Dance Deck.” *Flash Art*, 29 Mayıs 2020. (Sanat eleştirisi ve mimari inceleme)
- **Ryder, Caroline.** “Anna Halprin: demon dancer.” *Dazed*, 6 Eylül 2014. (Röportaj ve portre yazısı)
- **”Biography.”** *Anna Halprin Digital Archive*. (Dijital arşiv biyografisi)
- **Baas, Jacquelynn.** “Life as Art: Anna Halprin interviewed by Jacquelynn Baas.” *BAMPFA (Berkeley Art Museum and Pacific Film Archive)*. (Söyleşi)
- **”Sage Journals: Discover world-class research.”** (Akademik araştırma veri tabanı giriş sayfası)
- **”Score for Male & Female Dance Rituals.”** *Anna Halprin Digital Archive*. (Eser partisyonu ve arşiv kaydı)
- **Landgraf, Heidi.** “A Theoretical Comparison of Dance/Movement Therapy and Expressive Arts Therapy.” *Columbia College Chicago*, 2013. (Yüksek lisans tezi)
- 11. **Halprin, Daria.** “New directions for the field of expressive arts.” *DTAA (Dance Therapy Association of Australia) Journal*, 2008. (Mesleki makale)
- 12. **”Tamalpa Institute Course Catalog 2020–2021.”** *California Bureau for Private Postsecondary Education*. (Eğitim kataloğu ve müfredat bilgisi)



