Bizde kanla, tekmeyle, öfkeyle
Ayşen Boran
Latin Amerika denince aklıma ilk Gabo’nun şaheseri Yüzyıllık Yalnızlık ve Eduardo Galeano’nun Latin Amerika’nın Kesik Damarları, Aynalar ve Kadınlar kitapları geliyor. Çünkü en çok edebiyat severim, coğrafyayı, zamanı, insanı önce kitaplar üzerinden okurum. Bunu bildiğim için de edebiyatın yanlılığını, olan biteni yazarın gözünden anlattığını ve asla aynı bakışa sahip olamayacağım için de gerçekle anlatılan arasındaki uçurumun varlığını cepte tutarım.
Arjantin ile ilgili de benzer bir durum yaşadım. Borges ve Cortazar her ne kadar bana el uzattılarsa da, sofrasında doymadan, müziğiyle dans, insanıyla muhabbet etmeden, meydanında toplanan halkının arasına karışmadan bu şehre dair kendi hükmümü vermem mümkün değilmiş.
Yarın 1 Mayıs. Bir kısım insan bugün Buenos Aires’teki ana meydanı doldurdu. Kıyasıya ezen yoksulluğu hükümetin yüzüne haykırdı. Yarın yüzbinlercesi daha aynı meydana açılan sokakları dolduracak. Daha kuvvetli ve daha organize şekilde taleplerini, haklarını ve şikayetlerini savuracaklar sloganlarla, danslarla. Ama en çok işçinin bayramını kutlayacaklar, eğlenecekler.
Buenos Aires’te ilk katıldığımız 1 Mayıs’ımızı anlatacağım size. Eminim buralı birinin gözünden bambaşka anlamlara geliyordur. Ama eğer her 1 Mayıs’ta resmi tatil olmasına rağmen hala kutlama yapılamayan, meydana çıkmanın cesaret gerektirdiği bir ülkeden geliyorsanız, göçmen olduğunuz bir ülkede içinizde ufak da olsa acaba çocukları götürmesek mi, ya tutuklanırsak veya hastanelik olursak kaygısı oluşuyor. 1 Mayıs meydanından beklentim polisle karşı karşıya gelmeden üç beş slogan atabilmek ve kargaşada ezilmeden eve dönmek. Neyse işte, giden biliyor, gitmeyen izliyor durumları.
Meydana gidince gördüklerim beni şaşkınlığa uğrattı doğrusu. Bir kere sokaklar bomboştu. Kapatılmıştı ve arabayı koyduğumuz yerden merkeze giderken bu boşluk içimde “kapatmışlar her yeri, millet çıkamamış sokaklara” düşüncesi doğurdu.
Ama az yürüyünce ne denli yanıldığımı anladım. Bayrağını, pankartını, davulunu, matesini alan düşmüş sokaklara. Kadın, erkek, çoluk, çocuk. Grup grup ilerliyor, birbirini ittirmiyor, fotoğraf çekilmeleri için bekliyor, bir ritmin içinde eğleniyorlardı. Sokaklardan akan insanlar büyük meydanda buluşacak, müzik seslerine sloganlar karışacak ve bütün alan mangal kokusuyla ve dumanıyla şenlenecekti.
Şaşırdığım çok şey oldu ama en lezzetlisi sokaktan akan binlerce insanın şu kenardaki mangallara sıkıntı yaratmaması ve içkinin serbest olmasıydı sanırım. Tezgahların yan tarafındaki buz dolu kovalarda çeşit çeşit içkiler vardı ve kimse parasını ödemeden almaya çalışmıyordu. İnsanlar bu kalabalığa çocuklarını, hatta bebeklerini bile getirmişlerdi. Çünkü güvenli bir eğlence alanı yaratılmıştı. Çoğu kişi ellerindeki matelerle sakin sakin yürüyebiliyordu. Yani elinizde sıcak su dolu bir kupa ile yürüdüğünüzü düşünün bu kalabalıkta. Kişi başına en çok kitapçı düşen şehir olması boşuna değil elbette. İnsanlar saygılı ve gösteri kültürü çok gelişmiş. En azından bu tarz bayramlarda. Kadınlar günü için yapılan gösterilerde de aynı deneyimi yaşadığım için rahatça söylüyorum bunu.
Sendikalar ve gruplar gayet organizeydiler. En çok dikkat çeken, en yaratıcı gösteriyi ve marşı sergileyen olmak için uğraşmışlar. Eminim epey eğlenmişlerdir de.
Sonuçta her ne kadar Latin Amerika’nın kesik damarlarına sömürgeci kanı dolmuş olsa da, damarlar Güney Amerika halkına ait. Söyleyecek sözü olan, bunu haykırmaktan sakınmayan, dertlerini kendilerine saklamayıp cesurca meydanlara salan, gururlu ve dayanıklı bir halk bu.
Meydanların hepsi güzel ama kimisi bu güzelliğin hakkını da veriyor.
Not 1: Marques, Kolombiyalı ve Galeano, Uruguaylıdır. Güney Amerika’ya gelmeden tüm kıta insana tek bir milletten oluşuyor gibi görünse de, her ülkenin halkı ve kültürü birbirinden çok farklıdır. Yine de kıtanın tamamına hakim bir üst kültürden bahsetmek olası bence.
Not 2: Bu yazı Buenos Aires’te 2024 yılındaki 1 Mayıs gösterileri üzerine yazılmıştır.



