Bu sayıda sizlere öncelikle Clara’nın feminizm anlayışına gelen eleştirilerden biraz söz etmek ve yaşam öyküsüne devam etmek istiyorum.
Genel olarak Zetkin’in sınıf odaklı, Marksist feminist anlayışı, cinsiyet eşitliğini, sınıf mücadelesinden bağımsız ele alan feministler tarafından eleştirilmiştir.
Liberal ve radikal feministler, kadın sorununu ”sınıf sorunu” olarak ele aldığı ve “burjuva feminizmi” olarak adlandırdığı akımlara mesafeli durduğu için, kadının özgün (cinsel, kültürel) sorunlarını arka plana atmakla suçlarlar Clara’yı. ”Sınıfın”, cinsiyetten daha öncelikli olduğunu savunduğu gerekçesiyle feministler tarafından “cinsiyet körü” olmakla itham edilmiştir.
Ünlü Bolşevik kadın siyasetçi Aleksandra Kolontai ile de farklıdır Clara’nın düşünceleri. Her ne kadar ikisi de Marksist olsa da, Alexandra Kollontai’nin özellikle “cinsel özgürlük” ve “aşktaki özgürlük” konularında Zetkin’e göre daha radikal yaklaşımları vardır. Zetkin, devrimci amaçlar uğruna kişisel özgürlüklerin ve cinsel sorunların ikincil olduğunu savunurken, bu durum Kollontai çevresinde tartışma yaratmıştır
Ve Zetkin’in, “kişisel olan politiktir” anlayışına kıyasla daha çok toplumsal/ekonomik yapıya odaklanması, bireysel kurtuluşu önceleyen feministler tarafından eleştirilmiştir.
Oysa Clara Zetkin’in, tüm feminist hareketlere çok büyük katkıları olmuştur. Kadınların kurtuluşunun yalnız işçi sınıfı ile olduğunun altını çizerken, bizzat deneyimlediği, kendi yaşamından ve gözlemlerinden çıkardığı kadın sorunlarına değinmiş, eşit işe eşit ücret, kadınların çifte sömürüsü ve toplumdaki eril bakış açısı, erkek egemen toplumun kadına biçtiği değersizlik gibi kavramları gözler önüne sermiş, sosyalist hareketin bu konularda politikalar geliştirmesi için mücadele etmiştir. Bu mücadelenin hedefleri yalnız işçi kadınları değil, kapitalizmin gelişmesi ile iş yaşamına katılan burjuva kadınların yaşamını,sanatçı kadınları, tüm üreten kadınları ya da çalışamayan, bir erkeğin sözünden çıkamayan, ev işlerinin kölesi olan tüm kadınları kapsar.
CLARA’NIN BARIŞ MÜCADELESİ
Tüm bu tartışmalar sürerken ve işçi sınıfının örgütlülüğü güçlenirken, dünya, hızla Birinci Dünya Savaşı cehennemine sürüklenmektedir. Bu savaşın, kapitalizmin, ” emperyalizm aşamasına” geçişi için olduğunu öngören Zetkin, uluslararası işçi hareketini ve tüm sosyalist partileri savaşa karşı cephe almaya çağırır. Ama SPD, bu dönemi milliyetçi politikaya teslim olarak, parlamentoda savaş yanlısı politikalara destek vererek geçirir ve 2. Enternasyonal’in çökmesi ile sonuçlanır bu hatalı tutum. Clara Zetkin yalnızlaşmıştır SPD içinde ve tek destekçileri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht olmuştur.
Bu hayal kırıklığı Clara Zetkin’i yıldırmaz. Savaş karşıtı mücadelesine devam eder.
SPD’ nin, Clara’nın editörü olduğu Die Gleictheit/ Eşitlik adlı dergiye uyguladığı sansür de (siyah şeritlerle kaplanan satırlar) onu vazgeçirmez. Okuyucunun yazının genel havasından ne demek istediğini anlayacağını düşünür.
Emperyalist savaşın durdurulması için yazılar yazar, broşürler çıkartır. Evi gözetlenir, sayısız soruşturma ve tutuklanmanın ardından 1914 yılında ”vatana ihanete teşebbüs suçundan ” aleyhine dava açılır. Dört ay tutukluluğun ardından kefaletle serbest bırakılır. Asla pes etmez Clara, kaldığı yerden devam eder…
1916’da SPD içinde Rosa Luxemburg’un liderliğini yaptığı Spartakistler Birliği’ne katılır, SPD’den ayrılarak, kurulan Bağımsız Sosyal Demokrat Parti’ye destek verir.
Bu nedenle 26 yıl editörlüğünü yaptığı dergide görevine son verilir ve o ayrıldıktan bir süre sonra derginin tirajı düşmeye başlayarak kapanır.
Görüldüğü gibi ve halen günümüzde de süregeldiği gibi her cephe de savaş vermektedir Clara. Yalnız hedefe yönelik değil, kendi partisi içinde de… Daha küçük bir kadın dergisi olan Leipziger Volkzeitung’un redaktörlüğüne geçer daha sonra…
Savaş olanca şiddeti ile sürmektedir. Yıkım, sefalet halk kesimlerini derinden etkilemiş, 1918 yılına gelindiğinde büyük grevler, savaş karşıtı gösteriler ve isyan, savaş yanlılarının sesini bastırmaya başlamıştır.
ALMAN KOMÜNİST PARTİ ÜYESİ CLARA ZETKİN…
Bu arada gerçekleşen Bolşevik Devrimi, Zetkin’i ve Rosa Lüxemburg’u derinden etkilemiştir. Lüxemburg, Alman Komünist Partisi’nin kuruluş çalışmaları içindedir. Clara Zetkin, bu partiye, hareketi, kitlelerden koparacağı endişesi ile başlarda katılmaz. Ancak Rosa Lüxemburg’un ve Liebnecht’in, Ocak 1919 da” kanlı hafta” olarak tarihe geçen olaylarda öldürülmeleri , Zetkin’i çok sarsar ve ölene kadar KPD saflarında yer alır. Dostlarının vasiyeti olarak görür bu partiyi.
1920 sonrası sonrası Clara için yeni bir mücadele alanı açılır.
Alman Parlementosunda, sık sık Rusya ile ittifak çağrıları yapar ve ülkesinin benzer bir yönetime kavuşması için çalışır.
CLARA ZETKİN HER CEPHEDE…
Bu yıllarda uluslararası arenada ise Zetkin, Sovyet Devrimi’ne duyduğu inancı ve verdiği desteği III. Enternasyonal’in önce Batı Avrupa Sekreterliği görevini, ardından da Enternasyonal’in Yürütme Kurulu üyeliğini –Parti’den bağımsız birey ve tam yetkili yönetici olarak- ve Kadın Kolu Sekreterliği’ni üstlenerek sürdürmüştür. Dolayısıyla Zetkin için, Rusya içi geziler de dahil olmak üzere uzun seyahatler dizisi başlamıştır. Bu dönemde Lenin ile iyi dost olmuşlar, ancak Zetkin, bu dostluğa rağmen, Lenin’de gördüğü eril bakış açısını eleştirmekten de geri durmamıştır.
Bu seyahatlerin birçoğu hayli tehlikeli ve zorlu olmuştur. Zetkin, çoğu durumda geçtiği ülkelerde soruşturmaya ya da tutuklanmaya uğramamak için sahte kimlikler kullanmış, polisleri atlatacak taktikler uygulamış ve kılık değiştirmiştir. Örneğin Enternasyonal’in Milano Kongresi’nden dönüşte İsviçre-Almanya sınırını geçemeyeceğini anlayınca, sürülmüş tarlalardan ve su basmış araziden geçerek gece yarısında iki saatlik bir yürüyüş yapmış, çukurlardan, tel örgülerden atlamış, bir derenin içinden geçmiş ve sırılsıklam vaziyette bir Alman trenine atladıktan 24 saat sonra kendini kürsüde 4000 kişiye hitap ederken bulmuştur ki yaşı 63’tür.
70 li yaşlarına kadar SSCB’de ve gittiği ülkelerde kadın sorunları (müslüman kadınlar da dahildir buna) üzerine gözlemlerine araştırmalarına devam etmiş, bir yandan da, Albert Einstein ve Anatole France’ın da destekçileri arasında olduğu Uluslararası İşçi Yardımlaşma Kurumu başkanlığını yürütmüştür. Grevdeki işçilere destek olmak, emekçi çocuklarına bakmak gibi çalışmalar yürüten kurum, komünist mücadelenin ötesinde açlık ve sefalete karşı uluslararası bir dayanışma sergilemiştir. Paralel bir örgütlenme olan ”Kızıl Yardım” ise yine Zetkin’in çabaları ile ırkçılığa ve cinsiyetçiliğe karşı etkin bir çalışma yürütmüştür.
Hayvan sevgisi ve hayvan hakları için yaptığı çalışmalar da sürmektedir bir yandan.
FRIEDRICH ZUNDEL İLE EVLİLİĞİ VE SANAT
Bütün bu olaylı yıllar içinde Clara Zetkin’in çocukları büyümektedir ve anneleri ile birbirlerine çok bağlıdırlar. Ve hayatına ondan 19 yaş genç sosyalist fikirler taşıyan bir ressam, Friedrich Zundel girer. Clara’nın karizmasından ve enerjisinden çok etkilenen Zundel yaş farkına bakmaz. Clara da olumlu bakar bu beraberliğe… Doğal olarak çok suçlanır Clara bu yaş farkı yüzünden. Özellikle parti ileri gelenleri tarafından… Ama kulak asmaz tabii ki, o yolundan saptırılacak bir kadın değildir… Zundel’ i bir ağabey gibi seven çocuklarının da onayı ile 1899’da evlenirler. 1903’ten 1928’deki ayrılıklarına kadar Stuttgart’ın dışında, Sillenbuch’taki bir evde yaşarlar ve birçok sosyalist lider onları ziyaret eder (en ünlüsü 1907’de Vladimir Lenin’dir bu ziyaretçilerin… Evliliklerinin son yıllarında Zundel’in dini ve mitolojik konulara ağırlık vermesi yaşamında ve sanatında, aralarının açılmasına neden olur.
Yine de Clara Zetkin, sanatçı eşi nedeniyle girdiği sanat çevreleri ile bağını koparmaz ve çağının en çok sanat konusunda düşünen ve fikir üreten sosyal demokrat politikacısı sayılabilir.
Yaşadığı çağın hakim olan, kabul gören sanat anlayışına karşı çıkar, sanatçının paraya bağımlı olmaması gerektiğini düşünür. Proletaryanın, geçmişte kendi kurtuluşu için mücadele eden burjuvazinin yarattığı ileri düşünce örneği sanat eserlerinin mirasçısı olması gerektiğini düşünür. Goethe’nin Faust’u, Beethoven’in Dokuzuncu Senfonisi, Schiller’in Mutluluk Marşı saydığı örnekler arasındadır.
Proletarya Sanatı isimli bir kitap da yazar. Onun kadınların kurtuluşu görüşünün temelinde, kadınlı erkekli tüm toplumun refah içinde, insana yakışır koşullarda yaşamaları, sanat dahil, tüm yeteneklerini serbestçe geliştirmeleri özlemi yatar. ”Emek, kapitalizmin boyunduruğundan kurtulduğunda, sınıf farklılıkları kalktığında, sanat özgürlüğü de yeni bir biçime ve hayata kavuşacaktır der”… Emekçilerle, sanatçı ve yazarların mücadelesi arasında bir bağ kurar…
FAŞİZME KARŞI REICHTAG KONUŞMASI
Mücadeleyle dolu yaşamında Zetkin’in aleyhine çalıştığı son dava ise Hitler faşizmi olmuştur. Nitekim gözleri neredeyse körleşmiş olan, günde sadece birkaç saat ayakta kalabilen, günlerce odasından çıkamayan bu kadın, sekreteri aracılığıyla var gücüyle makaleler dikte etmiş, Alman halkını faşizme karşı ortak cepheye çağırmıştır. Alman paramiliter faşist grupların kol gezdiği, kendisine ölüm tehditlerinin yağdığı bir ortamda meydan okurcasına yaptığı konuşma ise bu yaşlı komünistin son militanca eylemidir. Nitekim Zetkin, 1932 Temmuz seçimlerinde KPD sıralarından yeniden milletvekili seçilmesine müteakip, Meclis’in en yaşlı üyesi olarak 75 yaşında) parlamentonun açılış konuşmasını yapmak üzere Berlin’e, ünlü Reichstag’a (parlamento) davet edilmiştir. 230 kahverengi gömlekli nasyonal sosyalistin arasına bu “azılı komünistin” gelmeye cesaret edip edemeyeceği son dakikaya kadar merak konusuyken Zetkin, etkisi günlerce ülke ve dünya gündemini saracak olan, uluslararası barışa yönelik bir konuşma ile faşizmi teşhir eder ve birleşik cephe çağrısı yapar. Bu onun tarihe geçen ünlü konuşmasıdır.
Bu konuşmadan günler sonra Hindenburg tarafından 23 Mart 1933’te Hitler’in şansölye ilan edilmesi ile başlayan dönemin şafağındaysa Zetkin hala hasta yatağında bir yandan “Lenin’in Dünya Kadınlarına Mirası”nı nefes nefese dikte etmekte, bir yandan da yazılarıyla dünyayı faşizme karşı uyaran makaleleri yetiştirebilmek için çabalamaktadır.
yine 1933 de Nazi Partisi’nin güçlenmesi ve KPD’nin kapatılması ile Almanya’dan ayrılmak zorunda kalır. Rusya’ya sürgün olarak geçer ve aynı yılın Haziran ayında hasta kalbi daha fazla dayanmaz, bir kalp krizi ile 20 Haziran 1933’de yaşama veda eder.
Cenazesi Moskova’daki Kızıl Meydan‟da 400.000 Sovyet yurttaşın, Alman ve dünya işçi mücadele örgütlerinden pek çok liderin katılımıyla gerçekleşmiştir.
SON OLARAK… ARAGON’UN KALEMİNDEN CLARA ZETKIN
Yazımı, Basel Katedrali’nin Çanları isimli kitabında, Aragon’un, ona dair anlatımı ile bitirmek istiyorum. Aragon, Clara’yı 1912’de Basel katedralinde barış çağrısında bulunan, elli beş yaşındaki kır saçlı ”tarihi” Clara olarak değil, böyle genç bir kadın olarak tanımlıyor.
” Ufak tefekti diyor Aragon. ”Ama çizgilerinin zenginliği şaşırtıcıydı. Saçları hala sarıydı. Öyle gür saçları vardı ki, bunlar ne tarakla, ne firketelerle şekle girebilirdi…Kalabalığın içinde bile dikkatleri üzerine çekiyordu. Ama ilgi çekici yanı, çizgili bluzu ya da üzerine iyi oturmayan kürkü değildi. En güzel yeri gözleriydi. Çok iriydi gözleri, harikaydı. Tüm Alman işçi kadınlarının tanıdığı gözlerdi. Dipten akıntıların çalkalandırdığı derin sular gibi, masmavi ve kıpır kıpırdı bu gözler”
Ben kendi adıma, Clara’yı daha iyi tanımak istediğim ve böyle bir çalışma yaptığım için çok mutluyum. Ne yazık ki okuduklarımın çok azını aktarabildim. Öylesine dolu, zengin bir yaşam ki… Ne kadar heyecan verici, ışıklı bir kadınmış. O ışık, yüzyıllık bir zaman diliminden günümüze süzülerek tüm dünya kadınların yolunu aydınlatmaya devam ediyor.
Kaynakça;
Bu bölümde yine Gilbert Badia’nın Clara Zetkin/ sınır tanımayan feminist – YAR YAYINLARI kitabından
Çeşitli internet kaynaklarından
Ve ağırlıklı olarak Akademisyen Funda Çoban’ın “[Toplumsal Cinsiyet Kuramına Giden Yolda Yaşamı ve Fikri Katkılarıyla Clara Zetkin]” (2017) başlıklı çok kapsamlı makalesinden yararlandım.
Nesteren Silivrili Mayıs 2026



