FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

Orhan Taylan’ın ölümsüz eserleri

Orhan Taylan’ın ölümsüz eserleri

Berin Uyar

Savaşların, ellerinden kan damlayan politikacıların makbul sayıldığı, değerlerin altüst olduğu bir dönemde kaybettiğimiz çok değerli bir dostu, bir sanatçıyı, devrimci, humanist, gösterişsiz bir insanı Orhan Taylan’ı atölyesinde ölümsüzleşen eserleriyle andık. 

Beni üniversite yıllarımın ilk günlerinden itibaren etkileyen, zaman zaman yollarımızın kesiştiği, büyük bir sanatçı, yılmaz bir barışçı bir güzel insandı Orhan Taylan. Fındıklı’daki Güzel Sanatlar Akademisi’nin karşısında Setüstü’nde, tüm Boğaz’ı gören bir atölyesi vardı. 70’li yıllarda, oraya giderdik arkadaşlarla. Çizgilerine ve insanlığına hayrandım. Biz gencecik öğrenciler. Bize hemen birşeyler ikram eder, hem çizer hem de anlatırdı. Alçakgönüllü olmayı çoğumuz ondan öğrendik.

Bu kez, ölümünden üç yıl sonra, Beyoğlu, Asmalımescit’teki atölyesine Akademi’den arkadaşım Nesteren Silivrili ile gittik. Atölyeyi biraz değiştirmişler. Sınırlı sayıda eseriyle bir sergi düzenlenmiş. Zaten bütün eserlerinin sergileneceği bir alan da bulmak imkansızdır sanırım. Üretken, sürekli çizen bir sanatçıydı. Atölyesinde daha çok nü ve heykeller sergileniyor şu anda. Büyülendik kaldık. Ne kadar kuvvetli bir deseni var. İki çizgiyle bir duyguyu, bir anı ölümsüzleştirmek… Görmeyenler görmeli mutlaka. Eğer sergiye gidemezseniz, telefonla randevu alarak atölyeyi ziyaret edebilirsiniz. O da olmazsa, lütfen internetten bakın eserlerine. Büyüleneceksiniz, inanıyorum.

1977’nin 1 Mayısında DİSK’te çalışıyordum. DİSK Başkanı, sonradan evinin önünde kurşunlanarak öldürülen Kemal Türkler’di. 1 Mayıs günü Taksim’de Kültür Sarayı’nın ön yüzüne asılan bez pano, Merter’deki merkez binasında 2 gece çalışılarak bitirildi. Pano, Orhan Taylan tarafından, daha önce karelenmiş bu kocaman bezin üzerine kömür kalemle çizilmişti. Ben de dahil olmak üzere, eli fırça tutan arkadaşlar ve birkaç Akademili o gece sabaha kadar çalışarak panoyu boyadık. Bir gün içinde kuruyan pano, gece Kültür Sarayı’na asıldı. Müthiş bir desendi, kollarını açmış, zincirlerini kırmış bir işçi.

Sabah Taksim Meydanı’na 1 Mayıs’ı kutlamak için gelenlerin hayranlığı görülmeye değerdi.
Nefis bir gündü. Ve ilk kurşun atılıncaya kadar da herşey yolunda gitmişti. Sonra? Sonrasını biliyorsunuz işte. 36 kayıp. Karanlığa doğru ilerleyen günler. Sonraki yıl, 1978’de, bir yıl önce yaşanan katliama rağmen 1 Mayıs Türkiye’nin dört bir yanında coşku ile kutlandı.

 

1976 yılında ilk kez 1 Mayıs kutlandığında, Kültür Sarayı’nın ön yüzüne asılan, panoyu da o yapmıştı. Bir kadın bir erkek, kadının elinde bir beyaz güvercin, erkeğinkinde meşale, 1 Mayıs’ı simgeleyen dünyanın önünde sağ ellerini gökyüzüne uzatmışlar.

 

Ve artık sembol haline gelmiş 1 Mayıs afişini de… Kendisiyle yapılan söyleşilerde, DİSK bu afişi acele istediği için bir gecede bitirdiğini ve eğer zamanı olsaydı şimdi eksiklik olarak gördüğü bazı çizimleri düzelteceğini söyler Orhan Taylan.

Sonraki yıllarım sendikalarda, kadın hareketinin içinde geçti. Ne zaman bir afiş ya da amblem çizilecekse ona koşardık. Çizemese bile mutlaka bir katkısı olurdu bize. O yıllarda değerli kitaplar basan Konuk Yayınları’nın, İşçi Marşları adlı kitabını desenledi. Yine Konuk Yayınları için yaptığı takvim de onun desenleriyle dolu. Buraya linkini ekliyorum. Merak eden incelesin diye.

 

https://www.tustav.org/2023/11/04/orhan-taylani-saygiyla-aniyoruz/?fbclid=IwAR0YMhf0bpA_vrdmjR8gZlxTkgbN8bVN9FD3FAUddVdOJHUnIOaAHlLhzuU

 

Sonra 12 Eylül Askeri Darbesi balyoz gibi indi kafamıza. Toplumun ve bu ihtiyar dünyamızın iyiliği için elinden geleni yapmaya çalışan tüm aydınlar gibi Orhan Taylan da tutuklandı. Barış Derneği kurucularından olduğu için, yani savaşlar olmasın insanlar barış ve huzur içinde yaşasın dediği ve bu uğurda mücadele ettiği için, tüm Barış Derneği yöneticileriyle birlikte tutuklandı, idam talebiyle yargılandı ve dört yıla yakın içerde kaldı. İşte bu dönemde Orhan Taylan ile yollarımız tekrar kesişti. Metris Askeri Tutuk ve Cezaevi’nde Barışçılar yatarken bir kaç kez karşılaştık. 

Atölyesinde sayısız resim yaptı, sayısız öğrenci yetiştirdi. Daha çok tutukluluk yıllarında yaptığı çiçek resimleri ve daha sonra kadınlar, Gezi resimleri… O kadar çok çizmiş ki. 

Onu çok özleyecek, eksikliğini çok duyacağız.