1888’de ve 1970’li yıllarda görülen ortak rüya
Cemile Çakır
2011’den beri yazları, 2020’de başlayan, bizi evlere hapseden pandemiden sonra da daimi olarak Dikili’de yaşamaya başladım. Burada yaşamak güzel ama bir nevi mahrumiyet bölgesi de sayılabilir; özellikle kış geldiğinde. Mahrumiyet bölgesi dedim, çünkü yeterli bir hastanesi, bir kitapçısı yok. Ama gece pazarları var. Benim bulunduğum bölge Salihleraltı’nda olduğu gibi; giysilerin ve ev eşyasının satıldığı tezgâhlar. Orada tezgâh açan bir kitapçı var.
Henüz Eylül ayı bitmemişti, bir komşumla gittik gece pazarına. Bir şey alacağımızdan değil de ne var, ne yok görmek için. Kitapçı tezgâhını görünce sevindim. Ben sıkıntılı olduğum dönemlerde kendime şiir kitabı alırım hediye olarak. Sordum. Orada olan şiir kitapları bende vardı. Klasiklerin olduğu bölümü gözden geçirirken gördüm o kitabı. Hani çok sevdiği oyuncağını yitirip aylar sonra bulan çocuklar gibi sevindim.
Kitap Edward Bellamy’nin Geriye Bakış/ 2000’den 1889’ye romanı. Kitabın benim yaşamımla kesiştiği yerler olduğu için, bulup kaybettiğim içindi bu sevincim. Kitapla kesişen yolumu anlatmak için önce kendi yolumdan söz etmem gerek.
Ben 1970’lerde kendini devrimci mücadele içinde bulan binlerce gençten biriydim. Bana göre 2000 yılında devrim olacak, Türkiye sosyalist bir ülke haline gelecekti. 1970’ler bittiğinde ne yazık ki devrim yerine devrimcilerin, solcuların üzerinden buldozer gibi geçen 12 Eylül darbesi oldu ve biz, bu darbenin altında fena halde ezildik. 1991 yılında Sovyetler Birliği ile birlikte Doğu Bloku ülkelerindeki sosyalist sistemler çöktüğünde bizim devrim umudumuz tankların altında ezilmiş oldu. Geriye kendi kimliğimizi korumak, bu vahşi sistem içinde ayakta kalmak için mücadele kaldı.
Bir dönem Özgür Gündem ve onların değişen adlı gazetelerinde çalıştıktan sonra 1998 yılında Amerika’ya gittim. İngilizcem sıfıra yakındı ve ben hem geçimimi sağlamak hem de bu dili öğrenmek için çabalarken 2000 yılı geldi; hani benim Türkiye’ye sosyalizmin geleceğini hayal ettiğim yıl. O yıllarda henüz okuyamazsam, okuduklarımı yeterince anlayamasam da özellikle ikinci el kitapçıları dolaşıyor, Amerikan edebiyatında bilmediğim yazarların kitaplarına bakıyordum. İşte o sırada buldum Edward Bellamy’nin Geriye Bakış adıyla çevrilen Looking Backward adlı romanıydı.
Romanla kesişen yolum da şuydu; Edward Bellamy de 2000 yılında sosyalist bir sisteme geçileceğini hayal etmişti. Boston’da yaşayan romanın kahramanı Julian West 1887’de hipnotizma yoluyla uyutulmuş, 2000 yılının şehrinde uyandığında Boston’ı sosyalist bir düzen içinde bulmuştu. Ben de 2000 yılında Boston’daydım ama Bellamy’nin sosyalizm hayali gerçekleşmediği için benimki de gerçekleşmemişti. Tam tersine, ABD kapitalizmin vahşiliğinin bir öncüsü olarak dünyanın her yerine canı istediğinde savaş açan, sistemin acımasızlığının en büyük gücü olmuştu. Bellamy’nin hayali gerçekleşmemiş, dahası, onun öngöremediği, öngörmesi de mümkün olmayan Ekim Devrimi ile Sovyetler Birliği devrimi, onun arkasından II. Dünya Savaşı sonrasında sosyalist blokta yer alan ülkeler de yetmiş yıllık bir sürecin ardından çökmüştü.
Ben kitabı almıştım ama okuyup anlamaya yetecek kadar İngilizcem olmadığından öylece kalmıştı. 2005 yılında Türkiye’ye döndüğümde bir yayınevinde editör olarak çalışan bir arkadaşıma vermiştim o kitabı. O da çevirmesi için bir başkasına vermişti. Ama kitabın çevrilmesine kalmadan yayınevi ile ilişkisi sona erince benim kitap o çevirmende kalmış, bir daha geri alamamıştım.
Aradan yirmi yıl geçtikten sonra bu kitabı İş Bankası Kültür Yayınları’nca Fadime Kahya çevirisiyle basılmış halde bulunca çok sevindim. Hemen okudum. İlk defa kitabın neyi anlattığını, nasıl bir kitap olduğunu, yazarının nasıl bir devrim ve nasıl bir sosyalizm öngördüğünü tam olarak anlamış oldum.
Önce yazarından söz etmek gerek kitabın. Britannica’nın internet sayfasından aldığım bilgiye göre Edward Bellamy 26 Mart 1850 tarihinde Massachusetts eyaletinin Chicoopee Şelaleri kentinde doğdu. Bir Baptist papazın oğlu olan Bellamy, 18 yaşında bir yıl Almanya’da eğitim gördü. Ardından hukuk okudu ve avukat oldu. Ancak avukatlık yerine gazeteciliğe yöneldi. Önce Springfield Union gazetesinden yardımcı editör, ardından New York Evening Post gazetesinin başyazarı oldu. Denemeleri ve öyküleri geleneksel Amerikan toplumunu eleştiriyordu.
1888’de yayımlanan romanı Looking Backward’da 1887 yılında uykuya dalıp Julian West’in 2000 yılında uyanan sosyalist sisteme geçmiş Boston’da uyanışı anlatılır. Bir milyondan fazla satan roman 1883 ekonomik krizi ve 1886’da Chicago’daki Haymarket İsyanını gibi toplumsal çalkantıda kapitalizm karşıtlarına hitap etti. Looking Backward’ın devamı sayılabilecek Equality (eşitlik) o kadar kabul görmedi.
Bellamy kamu hizmetlerinin millileştirilmesi konusunun aktif bir propagandacısı oldu. 22 Mayıs 1898’de tüberküloz nedeniyle hayatını kaybettiğinde 48 yaşındaydı.
Bellamy’in bu kitabının toplumda etkisi de çok derin olur. O 1888’in sonlarında Boston’dan başlayarak “Milliyetçi Kulüpler” kurulmasını teşvik eder. Onun savunduğu şey, kapitalist rekabetin terk edilmesi, sanayide devlet mülkiyetinin kurulması, devletin bir tekel olarak toplumda her şeyi organize etmesi temeline dayanır. Burada Platon’un Devlet tasarımının bir başka görünümü ortaya çıkar. Looking Backward’da Julian West’in uyandığı sosyalist toplum, bizim anladığımız anlamla devrim yoluyla inşa edilmiş bir toplum değil, sanayideki kapitalist tekelleşmenin tek bir tekel haline gelmesi, bunun da devlet tekeline dönüşmesi sayesinde oluşmuştur. Artık rekabet yoktur, kapitalist işletmelerin çıkar kavgası yoktur, onun yerine toplumu insanların mutluluğunu inşa etmek üzere kurulmuş olan devlet vardır. Platon’un devleti gibi Bellamy’nin devleti de her şeye karar veren bir yapıdır. Kurallara herkes itirazsız uymaktadır. Toplumun her bireyi 21yaşından 45 yaşına kadar devlerin sanayi ordusunun birer neferidir. 45 yaşında emekliye ayrılırlar, ondan sonra artık entelektüel çalışmalara vakit harcayacaklardır. Artık para yoktur, onun yerine herkese birer kredi kartı verilir ve o karttaki puanlar herkesin rahat yaşamasını sağlayacak düzeydedir. Ev işlerini devlet üstlendiğinden artık kadınlar da özgürleşmişlerdir. Din ise kiliseler yerine kişinin evine gelmiştir. Uzaktan radyonun öncülü olan bir sistemle isteyen istediği din adamının vaazını dinleyebilmektedir. Bellamy devlet kapitalizmin Hitler faşizmi gibi bir tehlikeyi içinde barındıracağından da habersizdir. Onun toplumunda rekabet ortadan kalkmış, insanlar ideal bireyler haline gelmiştir.
Romanımızın kahramanı Julian West, 2000 yılında Boston’da uyandığında onu bu toplumla tanıştıran Doktor Leete ve onun kızı Edith olur. Edith aslında Julian Wast’in uykuya dalmadan önce evlenme hazırlığı içinde olduğu nişanlısının da adıdır. 2000 yılındaki Edith onun torununun torunudur.
Bu ütopik romanda aslında her şey bir rüyadır. Bellamy’nin 1888’de gördüğü, bizim de farklılıklar olsa da 1975- 80’li yıllarda gördüğümüz rüya. O rüyasının gerçekleşebileceği hayal ederek öldü; biz ise rüyamızın çöküşünü yaşadık ama yine de o rüyadan vazgeçmedik, görmeye devam ediyoruz.



