Cemile Çakır
Denize gidiyoruz
Denize gidiyoruz…
O maviliğe ermek için kaç köprü geçeceğiz, kaç geçit?
Kaç isyandan, kaç yenilgiden sonra varacağız
köpüklü dalgaların yaladığı kıyıya?
Kaç kapıyı açmak zorunda kalacağız,
kaç kapı kapatılacak suratımıza?
Denize giderken sardunyalara selam duracağız,
iğde ağaçlarına, oya çiçeklerine.
Ama bize selamı başkaları verecek;
kılıçlarla, baltalarla
parçalayacaklar bedenimizi,
yollarda ayak izlerine karışacak kanlarımız.
Deniz gidiyoruz.
Ayağımızdaki pranganın kilidini asmışlar
boynumuza kolye diye,
bağlamışlar bizi alevden kazıklara,
Sonra geçip karşımıza
kahramanlıktan masalları anlatmışlar.
Denize gidiyoruz.
Kuraklık kasıp kavurdu yol üzerindeki buğday tarlalarını.
Ayak izlerimiz tarihin tozuyla örtüldü.
Silindi varlığımız,
bir esinti bile kalmadı gençliğimizin rüzgârından
yalnızca zakkum çiçekleri
pembe beyaz,
zehrini sinsice saklar
aşklarımızdan.
Kilitli taşlar döşemişler yollara,
anıları kilitleyip, denize atmışlar anahtarını
fırlatmışlar günbatımı kızıllığına.
Şimdi kumru sesleri karışıyor çocuk cıvıltılarına.
Denize gidiyoruz ya, bu yol bizim tarihimiz
geçmişimiz ve geleceğimiz
ve yanıtını bulamadığımız
sorularımız.
Ne bulacağız denize vardığımızda?
Ne bulacağız kumsalda
ölü yosun yaprakları ve çakıl taşları ve kum
ve dalgaların kıyıya sürüklediği kuru dallardan başka?
Denize gidiyoruz.
Deniz ki bizim ana rahmimiz,
içine doğduğumuz, kulaç attığımız,
yüzmeyi öğrendiğimiz, emeklemeyi ve yürümeyi.
Biz denizken henüz bilmiyorduk kadın ya da erkek olmayı.
Bilmiyorduk krallığı ve köleliği,
tanımamıştık ayaklarımıza takılan prangayı.
Biz denizken henüz bilmiyorduk bir şeylere tapmayı.
Henüz öğrenmemiştik ölümü ve ardından bir şey ummayı.
Şimdi güverteden tayfanın biri haykırıyor, “kara göründü!”
ama ben bekliyorum, desin ki o tayfa “deniz göründü.”
Deniz göründü.
Gemimiz yürüsün karadan,
geçsin, kölelerin zincirlerini şakırdatarak yürüdüğü yollardan.
Haykırsın sevinçle, dört bir ağızdan bütün tayfalar
ve bütün kadınlar
ve bütün erkekler
“Deniz göründü!”
Göründü deniz.
Mavi, hırçın, dalgalı, beyaz köpüklü.
Deniz göründü
ve biz soyunup tarihin giysilerini,
soyunup zincirleri ayaklarımızdan,
önyargıları beynimizden,
ve zincire vurulmanın lekelerini tenimizden
atalım kendimizi coşkun sulara,
atalım, dalgalarla bir olalım, yeniden, sonsuz özgürlüğe
sonsuz güzelliğe kulaç atalım.
20 Temmuz 2026


