Ana içeriğe atla

FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

ŞÖMİNE

ŞÖMİNE

Asuman, üşüyen ellerini şöminenin alevlerine tuttu. Kuru zeytin odunları, aylardır kimsenin uğramadığı dağ başındaki bu ahşap bungalovun içini yavaş yavaş ısıtıyordu. Mantosunu henüz sırtından çıkarmayan Asu—eşi ona hep böyle seslenirdi—içinin buz gibi soğukluğunda bir türlü ısınamadığını hissediyordu. İnsanın içi üşür mü? Üşürmüş. Hem de nasıl bir üşümek… Karda mahsur kalmak, ayazda buz tutmak nasılsa, işte öyle.  
 
Gözleri yorgunluktan kapanıyor, yanan ateşin verdiği tatlı rehavete kendini kaptıran bir kedi gibi uyumak istiyordu. Eşi Timur, karısına göz ucuyla baktı. Güzel kadındı. Oldum olası güzel kadınları severdi. Saçlarına kırlar düşmeye başlamış olmasına rağmen hâlâ yakışıklı bir adamdı. Nereye gitse kadınların gözlerini üzerinde hisseder, bundan acayip bir zevk duyardı. Eşiyle gittiği yemeklerde ya da resepsiyonlarda şıklıkları ve birbirlerine uyumlarıyla dikkat çekerlerdi.  
 
Timur, bir fabrikada üst düzey bir yöneticiydi. Sık sık yurt dışına iş görüşmeleri için gider ve bu zamanları iyi değerlendirirdi. Geçici ilişkilerin evliliği güçlendirdiğine inanır, gizemli dünyasında yaşadığı günübirlik ilişkilerden sonra her eve dönüşünde karısına daha sıkı sarılır, ihtirasla öper, yoruluncaya kadar sevişirlerdi.  
 
Asu mutluydu. Herkesin imrenerek baktığı bir evliliği, yakışıklı bir eşi, toplumun saygı duyduğu bir konumu vardı. Bir bankada veznedar olarak çalışıyordu. Para işi yorucuydu. Timur ne zaman iş gezisine gitse, o ağır tempodan biraz uzaklaşır, yalnızlığın tadını çıkarırdı.  
 
Bu dağ başında işte yalnızdılar. Oda ısınmış, Asu’nun ellerine vuran sıcaklık içini de bir nebze olsun yumuşacık, sıcacık yapmıştı.  
 
“Hemen uyuyacak gibisin,” dedi Timur. 
Asu gülümsedi. “Sen?” diye sordu. 
“Ben bir şarap açacağım. Yoksa şu korlu ateşe, şu bacayı saran alevlere ayıp olur,” diye güldü Timur. “Sen de gel, otur yanıma.”  
 
Asu bir an uyumakla oturmak arasında tereddüt etti. Şarap cazip geldi. Hem belki içi iyice ısınırdı.  
 
“Peki, ben de bir kadeh içeyim seninle,” dedi.  
 
Timur, doldurduğu kadehi Asu’ya uzattı. Şöminenin üzerinde evlilik fotoğrafları

onlara bakar gibi dizilmişti. On yıl önce, saçlarına henüz beyaz düşmeden, henüz evlilik bir alışkanlığa dönüşmeden önceki fotoğraflara nedense son yıllarda yenileri eklenmemişti.  
 
Şarap kadehleri boşalıp dolarken anılardan, eski güzel günlerden konuştular. İkinci şişe bittiğinde artık her ikisi de iyice gevşemiş, uyuma arzusu bedenlerine yayılmıştı.  
 
Uyumadan önce uzun uzun seviştiler.  
 
Asu, pencereye konmuş kumruların  guk guk sesleriyle uyandı. Kalktı. Yüzünü soğuk suyla birkaç kez yıkadı. 

 Ayıldı. 

Uzun, siyah saçlarını fildişi tokasıyla topladı. Giyinip şöminenin olduğu salona geçti. Timur hâlâ derin derin uyuyordu. Şöminenin korlaşmış ateşine birkaç zeytin odunu koyup harlamasını seyretti Asu.  
 
Timur telefonunu berjer koltuğun üzerinde bırakmıştı. Eline aldı. Sehpanın üzerine bırakmak üzereyken gelen bir mesaja gözü takıldı: 
“Günaydın sevgilim. Nasılsın? Seni çok özledim. Gelecek hafta nereye gidiyoruz?”  
 
Asu okuduklarına ne inanabildi ne de unutabildi. Kalbi küt küt atıyor, nefesi tıkanıyordu. Bu kadın da kimdi? Yani kocası onu başka bir kadınla aldatıyor muydu?  
 
Gözlerinin yeşili soldu. Kiraz rengi dudakları morardı.  
 
Arasıra şüphe duyardı eşinden. Ceketini kokladığında Timur’un parfümünden başka kokular aldığını duyumsardı bazen. Ama kadın gururu böyle bir şeyi Timur’a konduramazdı. Hem başka kadınlar olsa Timur onunla öyle ateşli sevişir miydi?  
 
Şimdi ne yapacaktı? Birden Timur’u uyandırıp mesajı, o kadını sormak istedi. Sonra vazgeçti. Kalbi kırılmış, gururu incinmişti. Ona hesap sormak, ona değer vermek demekti. Asuman’a bu yakışmazdı.  
 
Arabanın anahtarını aradı. Şöminenin üzerindeydi.  
 
Mutfağa gitti. Tüplü ocağın dördünü de açtı. Gaz kokusunu duyunca kadar bekledi.  
 
Dışarı çıktığında ormanın kokusunu içine çekti. Çam kokusu ciğerlerini doldurdu. İçindeki ayaz yine hortlamıştı. Kontağı çevirdi. Arabadan ses çıkmadı. Bir daha denedi. Yine ses yok. Sessizlik bir yılan gibi koynuna sokulup sanki göğüslerini yalıyordu.  
 
Ev bir şömine iştahıyla yanarken o, dumanlara gözlerini dikmiş, bir put gibi yangını seyrediyordu.  
 
Ayşe Dikici / 14 Nisan 2026 

Picture of Ayşe Dikici

Ayşe Dikici

Tüm Yazıları