Ana içeriğe atla

FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

MATAMATİK, MATEMATİK MİYDİ?

MATAMATİK, MATEMATİK MİYDİ?


Züleyha Akın

 

“Yaram hiç iyileşmedi, yaramla yaşamaya alıştım hepsi bu Anne…” (Mansur)

 

Babam orduda üst düzeyde bir subaydı. Çok fazla odası olan kocaman bir konakta yaşıyorduk. Annem bütün bu işlerin üstesinden gelemeyeceği için Van’ın Gevaş ilçesine haber gönderir ve her yıl köylerinden kopartılan kız çocukları babaları tarafından getirilirdi. Baba bir yıllık ücreti alır ve giderdi. Bu nedenle olmalı ki; babaları kızlarını alıp götürebilmek için bir yıldan önce konağımıza gelmezlerdi.

Annem, öncelikle kızların tek veya çift örgü saçlarını keser daha sonra giysileri, varsa ayaklarındaki Cızlavet (Gıslaved) ayakkabıları çıkartılır bir bez çantaya konur ve banyo yaptırıldıktan sonra yine annemin uygun görüp aldığı giysiler giydirilirdi.

Görüntü olarak değiştirilen kız çocuklarının değişmeyen bir yanları vardı.

Boş kaldıkları anlarda gözleri çok uzaklara dalar, giderdi. O anda sesimizi ne kadar yükseltirsek yükseltelim, bizi duymazlardı. Hüzünlü bakışları hiç değişmez, dudaklarında asla gülümseme olmazdı. 

Konağımızda çalıştırılmak için gelen bu kız çocuklarının bizimle aynı tuvaleti kullanmaları yasaktı. Giriş katındaki bahçeye bakan odalarının yanında kullanımda olan küçücük tuvaletin çivisine bir torba asılırdı. Olur da annemin tepesi atarsa, evden ayrılırken gelirken üstündeki giysilerin bulunduğu o torba aşağıya inerdi. O upuzun güzelim saçlar da torbanın içinde olurdu.

Evimize kısa sürede uyum sağlayanlar oluyorsa da uyum sağlayamayan ve annemin katı kurallarını uyamayanlar, bez torbaları ellerine tutuşturularak derhal geri yollanırdı.

Biz üç kardeştik. Ben henüz okula gitmiyordum. Ablam ilkokul 4. sınıfa gidiyordu. Bir akşamüzeri ablam telaşla geldi ve okul çantasını kurcalayarak içinden kitap ve defterini çıkarttı. Annem ise ertesi gün erken kalkacağını vurgulamış, bir an önce yatağa girerek uyumasını emretmişti. Ablam annemi dinlememiş, “Aman anne, yarın sabah matamatik dersinden ödevim vardı. Unuttum. Ödevimi yapmazsam yanarım!” demişti.

 Annem, sinir küpüne dönmüş, habire bağırıp çağırıyordu. Ablam ise oralı değildi.  

“Yat, uyu diyorum sana!”

“Olmaz Anne, yarın matamatik öğretmenim benim başımın etini yer! Ödevimi yapmadan uyuyamam.”

O sırada salonun dip köşesinden sıcacık sevecen bir ses yükseldi.   

“Matamatik değil, Matematik…”

Bu Şöhret’in sesiydi. Ablam sinirlenmişti.

“Hayır, hayır sen pis bir köylüsün. Nereden bileceksin Matamatik… Ben ne diyorsam o geçerli. Dersimin ismi ma-ta-ma-tik!”

O gece başka bir tartışma yaşamadık, odalarımıza gidip uyuduk.

Ertesi sabah ablam erkenden kalkarak okuluna gitti. Annem beni yatağımdan kaldırıp mutfağa götürdü. Hiç unutmam beni mutfak tezgâhına oturtup, kuş yavrusu besler gibi eliyle besledi. Çünkü doğduğumdan beri yemek yeme güçlüğüm vardı. Bana bir şey yedirmeseler bütün gün, hatta ertesi güne kadar hiçbir şey yemeden aç kalabilirdim.

Biz annemle “yerdin, yemezdin” tartışmasıyla cebelleşirken mutfak kapısından Şöhret ablam girmişti. Annem onu yanına çağırdığında ikimiz de bir şey isteyecek sanmıştık. Annem, düşmemem için bir eliyle benim belimden tutup diğer eliyle ise yanımıza kadar sokulan Şöhret ablamın yüzüne şiddetli bir tokat indirdi. O an şok olmuştum. O tokat Şöhret ablamın değil benim yüzüme inmiş gibiydi. Elimi ağzıma götürüp, dişerimi sıkı sıkıya kilitledim, aksi halde yediklerimi kusacaktım ve bu durumda annemden dayak yiyeceğim de garantiydi. Bu olay benim için yaşamım boyunca unutamayacağım bir travma olmuştu.

Şöhret ablamın yüzü kıpkırmızıydı. Gözlerinden yaşlar boşalıyor, Annem ise bas bas bağırıyordu.

“Sen kimsin ki; benim kızımın yanlışını düzeltmeye kalktın! Senin haddine mi Yasemin’in yanlışını düzeltmek… Bu evde hizmetçilik yapacaksan yerini yani haddini bileceksin. Aksi halde torbanı eline tutuşturur köyüne gönderirim. Bir daha sakın olmasın!” 

Annem, daha sonraki süreçte bu olayı affetmedi. Köyüne haber gönderip kızı almalarını söylemişti. Tam iki gün sonra babası gelerek Şöhret ablamı alıp gitmişti.

Şöhret abla en eski çalışanlarımızdandı. Çok güzeldi. Yaşamımda böyle bir güzellik görmemiştim ve hâlâ da görmedim. Pürüzsüz, bembeyaz bir teni, kocaman, kapkara gözlerini çevreleyen düzgün, kavisli, geniş kaşları vardı. Burnu ve kulakları yüzüne apayrı bir güzellik katıyordu. Sesi de güzeldi. Bazı geceler evdekilerin uyuduklarına iyice emin olduğumda kapıyı sessizce açar, onun odasına giderdim. Birbirimize sarılır, uyurduk. Bana çok güzel masallar anlatırdı. Diğer kızların aksine sayılarla arası iyiydi. Defter kalem kullanmadan hesap yapması bana çok ilginç gelmiştir. Zekâsıyla, öğrenme gücüyle, el becerisiyle kısa sürede konağımızın vazgeçilmezi olmuştu.

Köyündeki okulda son derece başarılı olduğu halde ilkokuldan mezun olduğunda ailesi onu ortaokula başlatmadan bize göndermişti.

Bazı geceler benim anlamadığım bir dilden türkü söylerdi. Aslında söylediği türküden çok ağıttı. Dinlerken dilini anlamadığım halde hüzünlenirdim.

Birlikte zaman geçirdiğimizde ondan bana, benden ona akan bir şeyler vardı. Annemin otoritesi bile bizim o sıcacık dostluğumuzu engelleyememişti.

Sonraki yıllarda annem beni koleje başlattı. En çok sevdiğim ders kitabının kapağı rengarenkti. Okudum:

Matematik!

Şaşırdım. Bir daha, bir daha okudum:

Ma-te-ma-tik.

Şöhret ablamın dediği doğruymuş. Kendi ablam yanlış biliyormuş ve ben de o yaşıma kadar yanlış biliyormuşum.

Çocukluğumun en büyük yarası kanıyordu. Şöhret ablam boşuna dayak yemişti. 

 

Züleyha Akın

Not: Çocukluk anısını bana aktaran tiyatro oyuncusu, ressam ve yazar arkadaşım Yeşim Dorman’a teşekkür ederim.

Picture of Züleyha Akın

Züleyha Akın

Tüm Yazıları