FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

Tijen Savaşkan’a Yanıt

Tijen Savaşkan’a Yanıt

 Her şey birbirine bağlı       

Köln, 06.09.2025

Sevgili Tijen

Köln’den merhaba. Burada sonbahar kapıyı çaldı bile. Yazın nasıl geçtiğini inan ki anlayamadım. Birbirine benzeyen tekdüze günler, yağmurlar sıcaklar… 

Her şey birbirine bağlı

Geçen yıl bu aylarda hastanedeydim, pencereden özlemle bakıyordum yemyeşil ağaçlara ve güneşe. Bu yıl onu bile yapamadım. Norbert’in hastalığından dolayı organizasyon ve bürokrasi işleriyle uğraşıyordum. Bir iki kez arkadaşlarımla buluştum, konsere, operaya gittim. Ama gezmeye, bisiklete binmeye, doğanın tadını çıkarmaya hiç zamanım olmadı. Hep evde telefonun başındaydım ya da bir takım kâğıt işleriyle uğraşıyordum. Yaşamım boyu kaçtım bürokrasiden şimdi geldi beni buldu. 

Ama bir gün çok tuhaf bir şey oldu Norbert’e, Dickens’in Little Doritt romanını okuyorum. Bu romanda Dickens bir bürokrasi çarkını öyle bir karikatürize ederek çiziyor ki Kafka’nın da, çok sonraları Ionesco gibi uyumsuz tiyatro yazarlarının da bundan etkilenmemiş olması imkansız. Dickens’in öyle bir humor anlayışı var ki, okuyucuyu müthiş sarıyor. Tabii en komiği de bürokrasiden bunaldığım bir dönemde bu kitabın beni bulması oldu.

Ne tuhaf değil mi her şey birbirine bağlı: Norbert’in hastalığı, benim birkaç aydır sürdürdüğüm okuma  performansım, yaşadığım bürokrasi çarkı, sonra birden Dickens’in beni gülümseterek, güldürerek rahatlatması. Her şeyin birbirine bağlı olduğu bu görünmez ağ beni öyle etkiliyor ki. En önemlisi de kriz anlarında güzel bir şeylerin doğması. Tıpkı Virginia Woolf gibi Charles Dickens da bizim için güzel bir keşif oldu. Okuma performansım da ayrı bir konu, nasıl başardığıma kendim de şaşıyorum. Evet, şimdi tekrar Olimpos’a ve İstanbul’a gideceğiz. Nasıl başaracağız kendim de bilmiyorum. Ama hayat hep risklerle dolu, belli bir yaştan sonra da bunlar artıyor. Kafayı takmamak lazım.

Tijencim her şey birbirine bağlı diyorum ya. Ben çocuk tacizi konusunu ele alan Hatırlayamadıklarımız romanımı yayınladıktan sonra bak neler oldu: 

Önce romanım kahramanlarını andıran aktivist Meliha Yıldız’la tanıştım. Bu karşılaşma ve dostluk bana yeni kapılar açtı.

Ardından Eylem Ejder’in önerisiyle onun tiyatro öğrencileriyle küçük bir okuma performansı düzenledik ve bu başarılı oldu. 

Bu etkinlik beni daha profesyonel oyuncularla bir okuma tiyatrosu projesine yöneltti. Böylece  İstanbul’un farklı yerlerinde sahnelenen ve sahnelenecek olan okuma tiyatrosu doğdu.

Bu gösterimiz benim çok eski bir öğrencim olan film yönetmeni Ceyhan Kandemir’i çok etkiledi. Böylece yepyeni bir film projesi doğdu. Yaz aylarını senaryoyu yazan ve okuma tiyatromuzun başını çeken tiyatro oyuncusu Ebru Suna ile birlikte geçirdim diyebilirim. Çünkü senaryoyu birlikte konuşarak, tartışarak geliştirdik. 

Bundan sonrası ne olur bilemiyorum ama şimdiye kadar her şey birbirine bağlanarak su gibi aktı. Bu arada Nihal Kuyumcu ile senin bu alandaki tiyatro çalışmalarınız bir de Psikolog Gökhan Çınar’la yaptığımız açık oturum bu akışı daha da zenginleştirdi. 

Güzel bir yolda yürüyorum Tijencim, en güzeli de bu yolda Ebru Suna, Meliha Yıldız, Ceyhan Kandemir gibi çok değerli insanlarla karşılaşmam. Bakalım gelecek bizi nereye götürecek. 

Enerji tüketicileri çöpe

Biliyor musun her şeyin birbirine bağlı olarak su gibi akması yaptığın işe  sımsıkı sarılmana ve yüzde yüz inanmana bağlı, bunun olmadığı yerlerde böyle bir akış kesintiye uğruyor. Bana gelince kendime ayıracağım zaman öyle kısıtlı ki, kendimi olabildiğince  enerji tüketicilerinden, söz gelimi politikadan uzak tutmaya ve işlerimde odaklaşmaya çalışıyorum. Enerji tüketicilerini hemen çöpe atıyorum. Çünkü akışı engelleyecek hiçbir şeyi istemiyorum artık. 

Aslında sen de mektubunda Boğaziçi Cinayeti olayı bağlamında her şeyin birbiriyle bağlantıda olduğun bir akıştan söz ediyorsun. Ama bu  akış cinayete kadar götüren korkunç bir akış. Her şey birbirine bağlı bir akış içinde. Ama evren  akışın olumlu mu yoksa olumsuz mu olduğuyla  ilgilenmiyor; orası bize kalmış, yaşamımızı nasıl biçimlendiriyorsak, akış da öyle oluyor.

İfşa eylemleri

Mektubunda sözünü ettiğin ifşa eylemleri çok değerli. Uzun bir süredir bunu bekliyordum. Nihayet ciddi bir dalgalanma oldu. Sürer mi bilemem. Gezi olaylarına da sevinmiştik ama devamı gelmedi. Yine de bir farkındalık yaratmak açısından çok önemli. Bazıları ifşalarla birlikte erkek şiddetinin artacağını düşünüyor. Olabilir ama sabırlı bir direnme ve dayanışma her tür şiddeti durdurabilir. İfşalara karşı geride duranlar bana göre eril koşullanma içindeler. Ya ifşa edilenler sergilendiğinde insanlar onlara acırsa, yani ifşa eylemi boşa giderse ya kurunun yanında yaş yanarsa, ya ifşa edilenlerin aileleri üzülürse vb. binbir tane bahane çıkarıyorlar. Böyle düşünmeye başladığında ifşa eylemini yıpratan bin bir şey bulabilirsin. ‘’Ben bu konulara girmiyorum ve taraf tutmuyorum’’ da ister istemez olamıyor çünkü ya bu olayları adaletin işlemediği bir toplumda haklı göreceksin ya da görmeyeceksin. Ne yazık ki hayatta bazı şeyler siyah beyaz kalıyor, gri tonlar pek çıkamıyor. Şimdi diyeceksin feminizm kutuplaşmaya karşı, bunu eril bir düşünce biçimi olarak görüyor. Doğru ama adaletsizliğin sürdüğü ortamlarda kutuplaşma da ister istemez olacak. Bunlar aşıldığında kutuplaşma da aşılmış olacak.  Umarım bir gün bu da olabilir ama bizler göremeyeceğiz

Yine de her zaman umutla

Sevgiler

Picture of Zehra İpşiroğlu

Zehra İpşiroğlu

Tüm Yazıları