FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

CAMİ İÇ MEKÂNLARINDA AŞK ALGISI

CAMİ İÇ MEKÂNLARINDA AŞK ALGISI

Süleymaniye Camii bir detay

Mimari tasarımlar içinde, dinsel yapılar bir başka önem taşır. Dini yapıların merkezine  koyduğumuz insanın varlığı aşkın varlığıdır. Gökyüzüne avuçların ve kalbin açıldığı her yer aslında Tanrı’nın ve inancın olduğu yerdir. Tanrı sevgisi, bir insanı sevebilme yetisidir çünkü. Tüm dinsel mekanlarla birlikte, İslamiyet’te Tanrı’nın evi sayılan camiler, günlük hayatın sorunlarının paylaşılıp, çözüldüğü, zamana dair aydınlatıcı bilgilerin paylaşıldığı birer toplumsal iletişim noktalarıdır aynı zamanda. İnsan sevgisini aşk ile gerçekleştirdiği her yapıtın her bir taşına özenle işleyen Mimar Sinan ustanın çalışmaları ışığında iç mekânlarda aşk algısına kavuşmanın değeri üzerine mütevazı bir yaklaşım.

 

            

dört kitabın mânâsın okudum hâsıl ettim

aşk’a gelince gördüm, bir uzun hece imiş

Yunus Emre

 

Bir cami ile yüzleşirken, yani ruhumuz, ona önce dışarıdan bakarken, içeride karşılaşacağı ve buluşup, bütünleşeceği bir sırrı arar sürekli. Işk,  yani aşk yoluna duyulan merak, bir caminin kubbesine gözlerimizi diktiğimiz anda başlar. 

‘Bir evin, bir kilisenin, bir sarayın dört cephesi, ne kadar güzel olursa olsun, mimari mücevherin kapatıldığı muhafazadan başka bir şey değildirler. Bu mahfaza zarif biçimde işlenmiş, sanatkârane biçimde oyulmuş, üstüne zevkli biçimde ajurlar açılmış olabilir. Bir şaheser olabilir ama yine de bir mahfazadır.'(Zevi, 2015: 17)

 Biz bu mahfazanın içindekine doğru çekiliriz, dışarıdan içeri, içerden dışarı, karanlığı bölen ışığın gölgelerini silmek isteriz zamanın yüzünden. 

Tüm mimari yapılar gibi ilk bakışta  üç boyutlu görünür camiler de. Ne büyük yanılgı… Zaman dediğimiz, o acımasız el, o geriye dönmeyen çark, nice duaları içine saklamış, nice aşkları ruhuna gömmüş, o paha biçilemez değer, bir mimari yapıtın algılanmasında en önemli öğelerdendir. Bir caminin içinde hissettiklerimizi anlamamız içinse, bize ışık tutar. Değişimi fark etmemizi sağlayan , yeni, yepyeni  bir algıya bizi yönlendiren, algı kapımızı görünürün ötesine açan ve  mekanı bütünleyen bir  boyuttur zaman. 

‘Ne var ki mimarlık daha önce söylediğimiz gibi, dört boyutu aşar…. mimari organizmaya kendi kendimize adım atmalıyız, bu organizmanın parçası  ve ‘ölçü birimi’ olduğumuzu hissetmeliyiz, mekanın bizzat içinde olmamız gereklidir, verimlidir, ama bütün bunlar, bizim, bizzat, fiziksel anlamda, manevi anlamda, insanca, mekanları yaşayacağımız o saati hazırlamaktan başka bir şey yapmazlar.
Ve o saat, mimarlığın saati olacaktır.'(Zevi, 2015: 43)

Mimarlık hiç kuşkusuz aşk’ın saatini söyler, insanoğlunun yüreği, birliğe ilk ulaşmaya çalıştığı, yani ilk kelamı ettiğinden beri. Mimarlığın saati, insanlığın kalp ritmidir. Onunla bütünleşerek atar. Nice tanrısal yapı, bu ritmik buluşmanın izini sürer, yeni yollarını araştırır, Taşa, kalbimizle aşk vermenin yolu kolay değildir. Zamansız olamadığı gibi, insansız mekan olmaz, olamaz. Çünkü ancak, insan sevgisinin Tanrı sevgisi olduğunu bildiğimizde, her yapıtın, insana ulaşmak için yapıldığını anlarız, hissederiz, insansız bir yapıt, bir boşluktur, içinde sadece acının fısıltılarını taşıyan.

Bu gerçeği o büyük İslam Mimarları çok iyi biliyorlardı. Her bir taşı koyarlarken bir yapının bütünlüğüne, her bir taşın o yapıtın içinde insana dair bir öykü yaşatacağını biliyorlardı.

‘Camiler, yeryüzünde Allah’ın evleridir. Yıldızlar, yeryüzündekileri aydınlattığı gibi; camiler de gökyüzündekileri aydınlatır” ve “Şöyle ki, camiler Allah’ın yeryüzündeki evleridir. İnşa edilmeleri, korunmaları, gözetilip temiz tutulmaları sünnet kılınmıştır” hadisleri “Allah’ın evi” sıfatını desteklemektedir. ‘ ( Gürsoy, 2013: 42)

           Camilerde, toplumsal yaşamın her heyecanı, her hüznü, her sevinci paylaşılır. 

Sultanahmet Camii’nde bir mevlit merasimi

 

Semaya açılan her el şükür etmenin ve

buluşmanın yumuşak tadını kendi yerini bu dünyada arayan insanın

halini anlatır.

 

Ancak duyarlılığın dili, benzer ve tekrar görüneni biricikten ayırır.

Kum taneleri, tespih taneleri gibi.

Her biri eşsiz ve tektir.

Denize şükreden kıyıda, her bir kum tanesi kendi sesiyle konuşur.

Denize ses veren, dalgayla birlikte, kum tanelerinin halidir.

 

Belki bunun için dalgalar kıyıya vururken başka,

ayrılırken başka ses çıkarır.

 

Şükür olsun, iç sesimizi yaradana.

 

Kıyam, iç sesimizin yaradanla birliğidir.

O an kum taneleri tek bir ses verir: Şükür

Bu sesi tespihe dizerler, bu sesle dönerler, yükselirler,

giderler nasip alır, gelirler.

 

Başını secdeye koyan insan, dünya ve kendi ile barışıktır.

Dünyayı kendinden ayırmaz.

Dönmeyi özlediği ve ol’duğu yer aynıdır.

Zaman, erken ya da geç değil, körpe ya da olgundur.

 

Açılan her el, ışığa doğrudur. Işık doğurur.

‘seni seviyorum, hissediyorum’ der.

Sevmek, her an yeniden seçmedir.

Her an’ı yeni görmedir.



Tanrı, arayışın sonsuz yoludur; ritmin kalbi.

 

Dönmeyi umduğumuz yer, o ana rahminin sıcaklığı,

dostun ritmi ve şükrüdür.

Dostun kalbi, yüzümdür.

Şükürler olsun kalbimi görene, gösterene.

 

Çünkü ancak, bir başka kalbi tanımayı bilen kendini tanır.

Kalp bir olunur.

Vuslat ve hasret birdir.

 

Bunu hissedemeyen kalp, acının ve hatanın karşılığında,

hesaplaşmayı; cezayı önerir.

Oysa suç yoktur, suçlu da.

Bunun için, bağışlayamaz kimse kimseyi.

Bağışlamak, bağışlanamaz.

Hoş gören yoktur ki hoş görülen olsun.

 

Şükrün vardığı sonsuz yer, hiç’in koynudur, beden yiter, ışık olur.

 

Bu ışık Aşk’tır. (Karataş,2006:5)

 

Işk’ın yolunu ölümsüz yapıtlarıyla Mimarlık Tarihi’ne yazan Mimar Sinan, İslam Mimarisi’nin bir büyük ustası olması yanı sıra, dış ve iç mekan birlikteliğini, insan sevgisinin varlığını camilerin varoluşu sayarak  hayata seslenen, dış ve iç mekanı sonsuz zaman özlemiyle bütünleyen bir Tanrı aşığıdır.
Bütünden bir’e, bir’den bütüne varmanın o ışıklı yolunda, tanrısal olanın kalbini insana her dilden, her dinden, her renkten her çağda açabilendir.
Bu nedenle, Sinan, hem çağına hem de çağların tümüne aittir; aşk gibi…

‘Beyazıt camiinde (1506 ) duvarlar her ne kadar alt kısımlarda kaybolmuş ve üst kısımlarda da pencerelerle hafifletilmiş iseler de, batı ve doğu yönlerinde yarım kubbe bulunmaması yüzünden bu yapının bu yanlardaki kısımları orta kubbenin altına alınamamıştır.

Beyazıt Camii

Oysa ki, ‘İslam dininde “cemaat”ın bir tek çatı, bir tek kubbe altına toplanması ve bütün ibadet edenlerin “-imamı” görmesi – böylece ibadet odasının hakiki bir ” cami ” yani bir yere toplayan ”cemeden” bir mahal olması daha uygundur.
İşte Sinan işbaşına geçtiğinde Türk mimarisini bu gelişme yolunda bulmuştur. Ona en esaslı adımı o attırdı. Beyazıt caminin iki yarım kubbesi yerine Şehzade’de dört yarım kubbe görmekteyiz. 

Şehzade Camii 

Şehzade camimin içi, Beyazıt camiinin içi ile kararlaştırılırsa ikincisinde doğu ve batı yönde iki sütun üstünde duran ve pencerelerle hafifletilmiş bulunan “duvarın birincisinde tamamıyla kaybolduğunu görürüz. Böylece o güne kadar batı ve doğu yönlerinde, kubbenin örtüsü dışında kalmış olan kısımlarda aynı çatı altına alınmış oldu. İmdi “camii”, yüzyıllardır özlediği amaca ulaşmış, bütün “cemaat” bir tek kubbe altına “cem” edilmiş oldu. Artık Sinan ve onunla Türk mimarisi gelişme yolunun sonuna varmıştı. Yalnız bu dâhiyane buluş ilk defa Şehzadede küçük ölçüde tatbik edilmiş oldu, onun için Sinan bu eserine ”çıraklık”, işimdir dedi.’( Akurgal,1942: 375)

Mimar Sinan’ın çıraklık eseri, yolunda yürümeye kararlı olduğu insan sevgisinin ilk izlerini gördüğümüz bir yapıttır aynı zamanda. Ama  O’nun asıl başyapıtı, her mimar gibi  ruhsal olgunluğunu da sergilediği Selimiye Camii’dir.

‘Gerçekten Selimiye, bütün cemaati bir tek kubbe altına toplamak, büyük örtülü bir iç alana malik olmak bakımından 300 yıllık gelişmenin son haddidir. Bu yapıda dört yandaki büyük yarım kubbeler kaybolmuş, onların küçükleri köşelere geçmiş şimdi büyük kubbeyi köşelerdeki bu küçük yarım kubbelerle sekiz ayak taşımaktadır. Artık Sinan amacına ulaşmıştır. O bir tek kubbe ile kare plânın her noktasını örtmek imkânını bulmuştur. Sinan bu başarısı ile İslâm dinine en uygun ve en elverişli ibadet evini en güzel bir şekilde yarattı.’ ( Akurgal,1942: 376)

Aşkın da olgunluk boyutu vardır, acemiliğin hüznünü içinde taşıyan. En usta yapıtında bbile bir mimarın gördüğümüz bu tattır aslında… Varoluşu saydığı mesleğine duyduğu aşk ve tasarımladığı her yapıtta insana ve onun ruhsal ihtiyacına yanıt verdiği ışığın rengi… İşte bu nedenle bir mimari yapıtın en değerli boyutu İNSAN,  Mimar Sinan’ın camilerinden aşkla çıkar. Caminin içinden çıktığı anda cami artık onun içindedir. Aşk onun içindedir. Aşk Od’dur çünkü… Aşk’ O’dur çünkü…

Çifte vav

 

       Referanslar:

      . Bruno Zevi, Mimarlığı Görebilmek, Daimon Yayınları,  2015, s. 17.

      .Bruno Zevi, a.g.e.,  2015, s. 43.

     . Mecmau’z-Zevaid, 2/7. ; Taberani İbn Abbas’dan rivayettir. ; Musannifoğlu,
      Günümüz Mimarisinde İlkesiz Yaklaşım, Elif Gürsoy, Yrd. Doç. Dr., Uşak Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü  basılmamış yüksek lisans tezi, 2013, s. 42

    .Yelda Karataş , Şems ve Mevlana, Alfa Yayınları, 2006, s.5 

   . Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal, Sanat Tarihi Bakımından Sinan, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih    Coğrafya fakültesi Dergisi, 1942, S. 375- 376

 

http://www.cocuklageziyorum.com/selimiye-camii-edirne/

http://www.yesilstil.com/wp-content/uploads/bayezid2.jpg

https://www.google.com.tr/search?hl=tr&q=%C5%9Fehzade+camii&tbm=isch&tbs=simg:CAQSjAEaiQELEKjU2AQaBAgACAMMCxCwjKcIGmAKXggDEiacDWrECmycBJ0EuA22DIoDwwrgKuM45DjmOOs5zyvlOPE43SrQKxowls67CgJsd8NVu81CsH3eEupJgoumk20onk2CFXXIayLZL7f3xmbImYqzfViF2_1-HIAMMCxCOrv4IGgoKCAgBEgRMu35JDA&sa=X&ved=0ahUKEwjZgcXakc_LAhWEa5oKHdIDCrEQwg4IGCgA&biw=927&bih=686#imgrc=YMGlr0_DjtUFeM%3A

http://www.imamhatiplim.net/wp-content/uploads/2014/12/3_04.05.06_0017_beyazit_cami.jpg

http://www.on5yirmi5.com/haber/ramazan/ramazan-gunlugu/131860/koca-sinanin-ciraklik-eseri-sehzade-camii.html

https://www.google.com.tr/imgres?imgurl=http%3A%2F%2Fwww.delinetciler.org%2Fattachments%2F32595d1350295761-selimiye-camii-1.jpg&imgrefurl=http%3A%2F%2Fwww.delinetciler.org%2Fmarmara-bolgesi%2F89305-selimiye-camii-ozellikleri.html&docid=wvdsJ3NJvKRgPM&tbnid=Fy-pYyMk_T5hVM%3A&w=352&h=237&ei=6onuVsKKH4mfygP7t6NY

http://www.mimarsinan.gen.tr/selimiye-camii/

https://www.google.com.tr/imgres?imgurl=http%3A%2F%2Fi0.wp.com%2Fwww.kelimeatolyesi.com%2Fwp-

Picture of Yelda Karataş

Yelda Karataş

Tüm Yazıları