Ana içeriğe atla

FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

Çetin Nezaket

Çetin Nezaket


Öndeyiş 

Ilene Serlin (1948-2024) 

Derin ve biricik anısına ithafen

Bu diyardan göç etmiş olması yüreğimi sızlattığı için anma yazısını olabildiğince mesafeli ve akademik bir dilde yazdığımı bir dostumun da yardımıyla sonradan fark ettim. Oysa Ilene, bu kaçınma tutumumu görse tüm şefkatiyle yanımda durur ve beni yazıyı biterene dek cesaretlendirip desteklerdi. İşte bu farkındalığın ardından bir öndeyiş eklemeye karar verdim.  

Ilene kendi deyimiyle dans eden gözlerle ve algılamaya açık gönlüyle grup çalışmalarına gelir, sessiz ve derin gözlemiyle burada ve şimdi grubun ortak temasının ne olduğunu algılar, o tema çerçevesinde akışkan bir atölye içeriğini o an oluşturuverirdi. Bu onun yıllar boyu edindiği deneyimlerin, kuramsal ve pratik birikimlerinin, duyarlılıklarının ve yaratma cesaretinin bir sonucuydu. 

Bir gün yanında getirdiği kitapların arasında Pema Chödrön’ün The Places That Scare You: A Guide to Fearlessness in Difficult Times (Seni Korkutan Yerler: Zor Zamanlarda Korkusuzluk Rehberi) adlı kitabı görmüştüm. Bu kitabın zor duyguları ve belirsizlikleri kucaklamanın, içsel bilgeliğimizi ve başkalarıyla bağlantı kurma yeteneğimizi nasıl uyandırabileceğini gösterdiğini, korkusuzluğun, korkunun yokluğu değil, onunla şefkatle ve açık bir kalple yüzleşme cesareti olduğunu anlattığını okumuştum. Ilene’in tam da okuduğu bu kitabı hayata geçirdiğini ve Dans Hareket Terapisi çalışmalarında katılımcıların yüzleşme cesaretini deneyimlemesi için uygun ortamı yarattığını düşünmüştüm. Bir grup öğrencisinin anlatımındaki gibi; ürkek bir kuştan Zümrüd-ü Anka gibi kendi küllerinden yeniden doğan bir kuşa dönüşmenin mümkün olduğunu deneyimletmesi bunun bir örneğiydi. 

Uzun yıllar İstanbul’daki öğrencileriyle bağlantısını hiç kopartmadı. Onları kıtalar ötesinden cesaretlendirmeye, onlara kapılar aralamaya devam etti. Kahramanmaraş – Hatay depremi sonrasında Sanat Psikoterapileri Derneği’nin düzenlediği webinara gönülden destek verdi. “Yas ve Travmadan İyileşme Süreçlerinde Kültürel Olarak Duyarlı Dans ve Hareket Terapisi” başlıklı konuşmasıyla sanat terapisi alanında çalışmalar yapan uzmanlarla kendi deneyimlerini paylaştı. 

Duyarlılıkları, nezaketi, şefkati, cesaretiyle her zaman rehberliğini hissedeceğim Ilene; her seyahatte bulunduğu yerin mimari dokusunu ve ruhunu yansıtan çizimler, sulu boya resimler yapardı. Hatta öğrencilerine kendi yaptığı resimleri hediye ederdi. Bu nedenle yazıya eşlik edecek görselleri Google Photos ve Gemini desteğiyle onun renkli ve güzel anısına yaptım.  

Yolumu aydınlatan değerli hocam Prof. Dr. Ilene Serlin’i anlatan makalemi onun bir başucu kitabından seçtiğim alıntının ardından okuyabilirsiniz.

“Çok sık olarak, yuvadan çıkmaya cesaret edemeyen ürkek kuşlar gibi davranırız… Kendimize şu soruyu sorabiliriz: ‘Büyümeyi ve hayatla doğrudan ilişki kurmayı mı tercih ederim, yoksa korku içinde yaşayıp ölmeyi mi?’ 

Pema Chödrön 

Çetin Nezaket: Prof. Dr. Ilene Serlin’in Bütüncül Psikoloji Mirası 

Femtrak – Eylül 2026 sayısında, psikoloji ve sanat dünyasının en ilham verici köprülerinden birini inşa eden, beden ile ruhun bölünmez bütünlüğünü savunan Prof. Dr. Ilene Serlin’i anıyoruz. 19 Eylül’de doğan bu öncü isim; bir psikolog, dansçı ve varoluşçu düşünür olarak bedenin sessiz çığlığını duyan, onu iyileşmenin ve yaratıcılığın en güçlü dili haline getiren ender insanlardan biriydi. Geride bıraktığı derin entelektüel ve pratik miras; dans/hareket terapisini, varoluşçu felsefeyi, arketipsel psikolojiyi, fenomenolojiyi, geştalt yaklaşımını ve feminist kuramı tek bir potada eritmeyi başaran bütüncül bir iyileşme anlayışıdır. 

Yüzyıllar boyunca bilim dünyası, insanı “akıl” ve “beden” olarak birbirinden bağımsız iki ayrı parçaya bölen kartezyen ikilik anlayışına bağlı kaldı. Bu anlayışa göre beden sadece biyolojik bir makine, zihin ise kararları alan asıl mekanizmaydı. Prof. Dr. Ilene Serlin, dostları ve çalışma arkadaşlarınca “çetin nezaket” (fierce gentleness) olarak nitelendirilen bir duruş sergileyerek bütüncül yaklaşıma dikkat çekti. 

Bu duruşun felsefi kökleri, akıl hocası ve dostu, varoluşçu psikolojinin değerli ismi Rollo May’in dünya görüşüne dayanır. May kendisini bir “nazik asi” (gentle rebel) olarak tanımlardı. Ona göre asi olmak, otoriteye ya da geleneklere sırf karşı çıkmak değil; aynı zamanda içsel bir değişimi, dönüşümü ve özgün bir varoluşu hedeflemekti. May bu asiliği, insanı nesneleştiren ve yabancılaştıran sistemlere karşı, insan onurunu ve özgürlüğünü savunmanın bir yolu olarak görmüştür.  

Serlin, May’in nazik asiliğinin izinden gidercesine çetin nezaket tutumunu seçmiştir. Bu tutum; kişinin haksızlıklara veya kalıplara karşı çıkarken asaletini koruyarak güçlü bir duruş sergilemesidir. O, terapistleri kalıpları kırmaya ve bütüncül bir yaklaşıma davet etmiştir. Ayrıca danışanlarının terapi sürecine tanıklık ederken de derin bir şefkat göstermenin yanı sıra onların en zorlu duygularıyla yüzleşmeleri için cesaretlendirici ve kararlı tutumunu korurken, danışanların güçlü bir duruş sergilemelerine alan tutmuştur. 

May’in en özgün kavramlarından biri olan “daimonik” (daimonic), insanın içindeki hem yaratıcı hem de yıkıcı potansiyeli barındıran, doğal ve ilkel bir enerji kaynağını tanımlar. May’e göre daimonik, “tüm kişiliği ele geçirme gücüne sahip herhangi bir doğal işlevdir”. Daimonik olan, bastırıldığında yıkıcı ve patolojik hale gelebilir; ancak tanınıp bütünleştirildiğinde yaratıcılığın, tutkunun ve özgün varoluşun en güçlü kaynağına dönüşür. Serlin, kendi çalışmalarında bu kavramı bedenin şifalı diline dönüştürmüştür. O, danışanlarının bu güçlü içsel dürtülerini bastırıp yok etmek yerine; onlarla hareket aracılığıyla yüzleşmeyi, onları anlamlandırıp bütünleştirmeyi ve bu sayede varoluşsal bir dengeye ulaşmayı hedeflemiştir. Beden, daimonik enerjinin hem saklandığı hem de serbest bırakılabileceği bir alan olarak yeniden keşfedilmiştir. 

“Yaratma Cesareti”nin Bedenselleşmesi 

Rollo May, Yaratma Cesareti adlı kitabında yaratıcılığın yalnızca sanatsal bir hobi olmadığını; insanın yok oluşa, kaosa ve hayatın sınırlılıklarına karşı bir duruşu, kendi varoluşunu ilan etme cesareti olduğunu savunur. Serlin, bu felsefeyi klinik ortamda “harekete geçirmenin” en somut yollarını bulmuştur. Geliştirdiği “Kinestetik İmgeleme” (Kinesthetic Imagining) metodolojisinde yaratma cesareti; danışanın travma, hastalık ya da kayıp nedeniyle yabancılaştığı bedeniyle yeniden yüzleşmesi ve o bedenden yeni bir yaşam formu var etmesi olarak kendini gösterir.

Femtrak – Mayıs 2026 sayısında andığımız Anna Halprin’in yanında çıraklık (apprenticeship) deneyimi yaşamış olduğunu vurgulayan Serlin; Halprin’den hareketin sadece estetik bir performans değil, aynı zamanda derin bir iyileşme aracı olduğunu öğrendiğini belirtir. Halprin’in kanser sürecini kendi bedensel farkındalığıyla ve çizim/dans metoduyla yönetmesi, Serlin’in psikoterapi yaklaşımını derinden etkilemiştir.  

Prof. Dr. Ilene Serlin, meme kanseri süreçlerinden geçmiş ve beden imajı, beden algısı derinden zedelenmiş kadınlarla yürüttüğü çalışmalarda, hastaların hastalık ve ölüm gibi varoluşsal krizlerle hareket yoluyla bağ kurmalarını sağlamıştır. Kelimelerin tıkandığı yerde bedenselleşen bu yaratım süreci, hastayı acının pasif bir kurbanı olmaktan çıkarıp kendi iyileşme sürecinin bedensel ve sanatsal bir dille ifade bulduğu şifa hikayesinin aktif bir yaratıcısı haline getirmiştir.

Geştalt ve “Burada ve Şimdi”nin Estetiği 

Serlin’in klinik yaklaşımının arkasında, köklü bir Geştalt terapisi eğitimi yatar. Geştalt; insanı ve deneyimlerini parçalar halinde değil, bir bütün olarak ele alan bir yaklaşımdır. Gestalt terapisinin kurucusu Fritz Perls’ün eşi ve yakın çalışma arkadaşı Laura Perls ile 1970’lerde New York Geştalt Terapi Enstitüsü’nde başlayan bir eğitim ve ömür boyu süren bir dostluk, Serlin’in mesleki kimliğini derinden şekillendirmiştir. Serlin, Laura Perls’ün savunduğu, terapinin daha dişil, estetik, destekleyici ve bedensel odaklı olan özgün ruhunu çalışmalarında yaşatmıştır. Danışanlarıyla çalışırken Geştalt’ın temelini oluşturan “burada ve şimdi” ilkesine yani geçmişe veya geleceğe sıkışmadan şu anki deneyime odaklanma anlayışına sadık kalır ve geçmişten kalan “bitmemiş işler”in bedendeki kinetik (hareketsel) izlerini arar.  

Fenomenolojik Bir Keşif ve İntermodal Sanat Terapisi 

Serlin için beden, sadece biyolojik bir yapı değil, “yaşayan bir metin” (body as text) ve doğrudan bir deneyim alanıdır. O harekete saf bir fenomenolojik mercekle bakmıştır. Bu yaklaşımın temelleri, onun akademik yolculuğunun başlangıcına, doktora eğitimine kadar uzanır. Carl Jung’un analitik psikoloji ekolünü bir adım daha ileriye taşıyarak Arketipsel psikolojinin kurucusu olan James Hillman ile çalışmak ve Merleau-Ponty’nin fenomenolojisi üzerine odaklanmak, onun bakış açısını derinden şekillendirmiştir. 

Hillman zihindeki imgelerin şifasına odaklanırken, Serlin bu imgelerin bedende bir “hareket formu” olarak nasıl canlandığını araştırmıştır. Hillman seanslarında danışanın kendi hayatını bir “mit” ya da “şiir” gibi okumasını teşvik ederdi. Serlin ise Hillman ile yaptığı çalışmaların ardından Anna Halprin’e benzer bir bakış açısıyla, travma yaşamış insanların acılarını bedenleriyle dışarı vururken aslında kendi “şifa mitolojilerini” dans ederek yazdıklarını savunmuştur.  

Fenomenoloji, olayları veya duyguları kalıplaşmış önyargılardan arındırarak, kişinin onu “o an” içsel olarak nasıl deneyimlediğine odaklanarak inceleyen felsefi bir yaklaşımdır. Serlin, hareket terapisini kalıplardan çıkarıp danışanın o andaki benzersiz öznel deneyimine odaklamıştır. Bu sayede, kartezyen ikiliği aşarak bedeni pasif bir nesne olmaktan çıkarıp aktif bir bilgi ve iyileşme kaynağı olarak konumlandırmıştır. 

Bu yaklaşım, dışavurumcu sanat terapilerinde intermodalite (sanatlar arası geçişlilik) ilkesiyle kusursuzca çalışır. Anna Halprin’in çalışmalarındaki gibi Serlin’in çalışmalarında da; bedenle başlayan bir hareket, bir anda kağıt üzerinde bir resme, ağızdan dökülen bir şiire ya da sembolik bir tiyatro

sahnesine dönüşebilir. Sanat dalları arasındaki bu akışkan geçiş, bilinçaltının derinliklerindeki saklı imgelerin parça parça çözülerek bütünleşmesini sağlar. 

“Bütüncül Kişi” Yaklaşımı 

Serlin’in tüm çalışmalarının arkasında yatan en temel soru şudur: İyileşme dediğimiz şey, yalnızca bir semptomun ortadan kalkması mıdır, yoksa çok daha derin ve kapsayıcı bir süreç midir? Onun cevabı nettir: Gerçek iyileşme, ancak kişinin “bütüncül kişi” (whole person) olarak ele alınmasıyla mümkündür. Serlin’e göre bütüncül olmayan” yaklaşım, geleneksel sağlık ve psikoloji anlayışının çoğunlukla benimsediği ayrıştırıcı tutumdur. Bu anlayışta insan, parçalarına ayrılır: beden ayrı, zihin ayrı, duygular ayrı, maneviyat ayrı ele alınır. Terapinin amacı, “hastalıklı” görünen parçayı onarmak ya da “sorunlu” semptomu ortadan kaldırmaktır. Bu yaklaşımda danışan, bir sorunlar yığınına indirgenir ve tedavi, “semptomu tedavi et, kişiyi değil” mantığıyla yürütülür. 

Buna karşılık bütüncül sağlık yaklaşımı, insanı biyolojik, psikolojik, duygusal, sosyal, kültürel ve manevi boyutlarıyla bir bütün olarak görür. Serlin’in editörlüğünü yaptığı *Whole Person Healthcare* adlı üç ciltlik yapıtta vurgulandığı gibi, bu yaklaşım “tedavi edici” olmaktan çok “insanlaştırıcı”dır (humanizing). Amacı, hastalığı olan bir “vaka”yı değil, acı çeken, anlam arayan ve potansiyelini gerçekleştirmek isteyen bir “insanı” merkeze almaktır.  

Peki bu bütüncüllüğe nasıl varılır? Serlin’e göre bunun yolu, kişinin kendi bedenine, duygularına ve içsel deneyimlerine yeniden bağlanmasından geçer; Dans Hareket Terapisi bu noktada devreye girer. Bütüncül kişiye ulaşmanın yolu, zihnin konuştuğu kadar bedenin de “konuşmasına” izin vermek; sadece mantığın değil, sezginin, duygunun ve hareketin de rehberliğine güvenmektir. Serlin’in geliştirdiği Kinestetik İmgeleme yöntemi tam olarak bunu yapar: Danışan, bedeninin hareketleri aracılığıyla zihninin ulaşamadığı duygulara, anılara ve içgörülere ulaşır. Bu süreçte kişi, parçalanmış benliklerini bir araya getirerek gerçek anlamda “bütüncül” bir varlık haline gelir. 

Kinestetik İmgeleme ve Kinestetik Bedenselleşme: Bedenin Diliyle Şifa 

Serlin’in en özgün katkılarından biri, Kinestetik İmgeleme (Kinesthetic Imagining) adını verdiği yöntemdir. Bu yaklaşım, beden temelli imgelerin sözsüz bir anlatı oluşturduğu, varoluşçu-derinlik odaklı bir dans/hareket terapisi biçimidir. Kinestetik İmgeleme, enerji, ritm ve alan aracılığıyla dans eden bedenin iletişim kurmasını sağlar. Süreç içinde bedende saklı olan travmayı, ölümlülük, anlam ve varoluş kaygılarını ele alır. Danışanların topraklanmasına, dayanıklılık kazanmasına, denge ve esneklik bulmasına yardımcı olur. 

Serlin’in 1996 tarihli makalesinde ayrıntılandırdığı gibi, üç temel beden algısı ve hareket biçimi gözlemlenebilir. 

Nesneleştirilmiş beden (bedenin sadece bir araç olarak görülmesi), 

Suskun beden (kişinin kendi bedensel duyumlarıyla bağının kopması), 

Anlamsız eylem (hareketlerin içsel bir anlam taşımaması). 

Serlin’e göre Dans Hareket Terapisi; danışanın ellerini sıkması, omuzlarını yukarı çekmesi veya nefesini tutması gibi yaptığı her hareketin sadece kasıtsız bir tepki olmadığını, o hareketin geçmişten gelen bir duygunun, bastırılmış bir anının veya çözülmemiş bir çatışmanın yansıması olabileceğini keşfetme sürecidir. 

Bu yaklaşımın felsefi çekirdeğinde kinestetik bedenselleşme (kinesthetic embodiment) anlayışı yatar. Serlin’e göre beden, yalnızca bir nesne ya da araç değil; bilginin, duygunun ve yaratıcılığın kaynağıdır. Kinestetik bedenselleşme, danışanın kendi beden hareketleri aracılığıyla iç dünyasını keşfetmesi, bastırılmış duygularına ulaşması ve bunları anlamlandırması sürecidir. Beden, geçmişin izlerini taşıyan bir arşiv, aynı zamanda geleceğe yönelik yeni olasılıkların doğduğu bir yaratım alanıdır. 

Bu yaklaşım, Batı felsefesi ile Doğu düşünce gelenekleri arasında sembolik, sözsüz bir iletişim köprüsü kurar. Serlin’in öğrencisi Chloe Liu ile ortak kaleme aldıkları makalede paylaşılan deneyimler, bu köprünün ne kadar derin ve dönüştürücü olabileceğini gösterir. Liu’nun dans hareket terapisi grubunda yaşadığı bir deneyim, ölüm ve yaşam arasındaki varoluşsal gerilimi beden diliyle keşfetmenin çarpıcı bir örneğidir. Bu deneyimde, grup içindeki hareket akışı, danışanı kendi ölümlülüğüyle yüzleştirirken aynı zamanda yaşama bağlanma arzusunu da yeniden uyandırmıştır. Liu, bu süreçte, “ölüme doğru varlık” (being-towards-death) insanın yaşam yolculuğunda dansın, hareketin nasıl temel bir rol oynayabileceğini fark etmiştir. Hareketin içgüdüsel ve bütüncül doğası, bedenin, zihnin ve ruhun aynı anda devrede olduğu bütüncül kişi deneyimini somutlaştırmıştır. Serlin’in metodolojisi, bu şekilde, soyut felsefi kavramları doğrudan bedensel deneyime dönüştürerek, danışanın kendi varoluşsal sorularına kendi bedeni aracılığıyla yanıt bulmasını sağlamıştır. Bu örnek, Kinestetik İmgeleme yönteminin, kültürel ve felsefi sınırları aşarak evrensel insan deneyimlerine nasıl dokunabildiğini gösterir. Serlin, böylece Dans Hareket Terapisi’ni salt bir teknik olmaktan çıkarıp, insan olmanın temel varoluşsal deneyimleriyle buluşan derin bir felsefi ve pratik alana dönüştürmüştür. 

Yaşayan Bir Miras 

Amerikan Psikoloji Derneği (APA) Hümanist Psikoloji Bölümü Başkanlığı yapmış ve yaşamı boyunca Rollo May Ödülü (2018) dahil en prestijli takdirlere layık görülmüş olan Prof. Dr. Ilene Serlin, insan potansiyeline olan sarsılmaz inancıyla bedenin sessiz çığlığının elçisi oldu. Dünyanın farklı bölgelerinde savaş, terör ve doğal afet gibi kitlesel ve bireysel travmalara maruz kalmış topluluklara yönelik kriz müdahalesi ve psikososyal destek çalışmalarında aktif roller üstlendi. 

Onu sevgi ve özlemle anarken onun farklı kuramları, farklı yaklaşımları harmanlayarak çetin bir nezaket ile başlattığı bütüncül iyileşme hareketinin; ABD, Çin, Hindistan, İsrail , İsviçre ve Türkiye’deki öğrencileri aracılığıyla büyümeye devam edeceğini düşünüyorum.  

Kaynakça: 

* Serlin, I. A. (1977). Portrait of Karen: A Gestalt-phenomenological approach to movement therapy. *Journal of Contemporary Psychotherapy*, *9*(2), 163-170.  

* Serlin, I. A. (1996). Kinesthetic imagining. *Journal of Humanistic Psychology*, *36*(2), 25-33. * Serlin, I. A. (2010). Working with trauma in China: Kinesthetic Imagining. *Journal of Humanistic Psychology*, *50*(4), 480-493. 

* Serlin, I. A., Golduv, N., & Hansen, E. (2017). Dance movement therapy and breast cancer care: A well-being approach. In V. Karkou, S. Oliver, & S. Lykouris (Eds.), *The Oxford Handbook of Dance and Wellbeing* (pp. 529- 548). Oxford University Press. 

* Serlin, I. A. (Ed.). (2007). *Whole person healthcare* (Vols. 1–3). Praeger Publishers. 

* Serlin, I. A., & Liu, C. (2020). An existential–humanistic approach to movement: An East/West dialogue. *Creative Arts in Education and Therapy*, *6*(1), 85-96. 

*Serlin, I.A., Interview with Anna Halprin.Am J Dance Ther18, 115–123 (1996). https://doi.org/10.1007/BF02359320 * https://tns.commonweal.org/podcasts/ilene-serlin-phd/ 

* https://soundcloud.com/tnscommonweal/i_serlin_longcut 

*https://www.goodreads.com/quotes/11114613-all-too-frequently-we-relate-like-timid-birds-who-don-t * Tüm görseller yazar tarafından Google Photos ve Gemini aracılığıyla yapılmıştır.

Picture of Seda Erdem Duygu

Seda Erdem Duygu

Tüm Yazıları