FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

“Beynelmilel nedir hocam?”

“Beynelmilel nedir hocam?”

“Beynelmilel nedir hocam?”

Berin Uyar

Sırrı Süreyya Önder’i, iyi bir insanı, iyi bir politikacıyı ama en önemlisi yılmaz bir barış insanını kaybettik. Hayatını adamıştı barışa ve bu uğurda da kaybetti. Barış görüşmeleri sırasında, hasta olduğunu bilmesine rağmen tedavi almadığı ve tedaviyi hep ertelediği için kaybettik onu. 

Ben Sırrı Süreyya’nın adını ilk kez bir film nedeniyle tanımıştım: “Beynelmilel”. O yıllarda üniversitede “Salı Sineması” adlı bir etkinlik yapıyordum. Etkinliğin özelliği filmi izledikten sonra film hakkında konuşmamızdı. Konusu, yönetmeni, sanatsal yönünü tartışır, film okumaları yapardık.

Beynelmilel filmini “Salı Sineması”nda programa aldım. Çok sayıda öğrenci ve üniversite dışından insanların da katıldığı bir gece oldu. Filmi izledik.

Seyredenleriniz bilecektir. 1982 yılında Adıyaman‘da bir grup yerel müzisyen (gevende), o yıllarda uygulanmakta olan sokağa çıkma yasağından dolayı geçim sıkıntısına düşerler. Geçinebilmek için buldukları çözüm ne yazık ki, hepsinin tutuklanmasına yol açar.

Yörenin sıkıyönetim komutanı, kenti ziyaret edecek Askeri Cuntanın liderlerinden bir generale başarılı görünmek için bu yerel müzisyenleri çağdaş bir orkestraya dönüştürmek ister. 

Orkestranın şefi, kızının evde gizlice çaldığı Enternasyonal/Beynelmilel Marşının ritmini beğenir. Orkestraya da öğretir. Sıkıyönetim komutanı tarafından da, ne olduğu bilinmeden beğenilen marş, tören günü çalınır. Zekice, başarıyla kurgulanmış bir komedi, sonunda bir trajediyle sonlanır.

Film bittiğinde tüm izleyenler sandalyelerinden kalkamayacak kadar beğenmişlerdi filmi. Çok da etkilenmişlerdi. Ancak saat çok geç olduğundan film hakkında konuşamadan ayrılmak zorunda kaldık salondan. 

Sonradan ortaya çıktı ki, birlikte izlediğimiz bazı öğrenciler filmi çok beğenmiş, film boyunca kahkahadan kırılmış, sonunda ağlamış ama filmi anlamamışlardı.  Almanya’da doğmuş büyümüş ve henüz yirmili yaşlarda olan çocuklar ne filmin geçtiği zamanı ve koşullarını ne de filme adını da veren ve düğüm noktası olan marşı biliyorlardı. 

Marşı mırıldanabilecek kadar iyi tanıyan bir başka öğrenci ise, bu marşı çalan insanlara neden işkence yapıldığını, neden sıkıyönetim ilan edildiğini anlamamıştı. Türkiye ile ilişkisi sınırlı olan ama ailesi biraz dünya ve yakın tarih ile ilgilenen, Almanya doğumlu bir öğrenciydi bu.

Bu çocukların filmi doğru okuyabilecek ardalan bilgileri olmadığı gibi, dünya bilgileri de sınırlıydı. Bu filmi ve Almanya’da ikidilli öğrencilerle yaşadığım bu deneyimi hatırladım Sırrı Süreyya’nın ölümüyle yeniden. Sizinle de paylaşmak istedim. 

Keşke yaşasaydın Sırrı Süreyya Önder ve bize barışı anlatan filmler yapmaya devam etseydin.