İstanbul 05.09.2026
BİR ANI, BİR UMUT ve BİR KEDİCİK
Sevgili Zehra,
Mektubunu aldım ve bir anda senin olumlu enerjinle moralim düzeldi. Şu sıralar, sadece üç ay yürüdükten sonra tekrar yürüteç ve tekerlekli sandalyeye dönme zorunluluğu beni biraz zorluyor. Dizimden hep sıkıntım vardı ama üst üste önce kırık sonra diz ameliyatı kolay kabullenilecek bir süreç değil. Diğer yandan senin de durumunu iyi biliyorum ve başa çıkma yöntemlerin bana inanılmaz geliyor. Çalışarak, sosyalleşerek ya da kısa bir tatilde kendinle baş başa kalarak ağır sorunlarla baş etmeye çalışıyorsun. Bu cesaretin bana gelecek için gerçekten çok olumlu bir model oluyor. Her şeye karşın Mardin gezisi ve Antalya’daki yalnız deniz tatilin bana inanılmaz geliyor. Ama en çok da bu zor koşullarda bir tiyatro atölyesine katılman beni şaşırttı. Bu atölye gerçekten ilginç ve tüm süreçlerini öğrenmek ve yararlanmak isterim. Okuduğun ve bana önerdiğin kitapları satın alacağım. Lea Ypi’nin söyleşisini de dinlemeye başladım bile. Çok teşekkürler.
Çocuk gözüyle Komünizm
Bu arada atölye bağlamında söz ettiğin komünizm sözcüğü ve anlamıyla tanışman da beni çok etkiledi. Ben de ilkokuldayken Deniz Gezmişler asıldığında annemle babama ‘’neden bu ağabeyleri astılar?’’ Diye sormuştum. O sıralarda albay olan babam ‘’komünist oldukları için’’ demişti ama bir şekilde bunun kötü bir şey olduğunu da söyleyemediler. Hatta üzüldüklerini hissettim. Galiba annem ağlamıştı da. Bu sözcükle bu şekilde tanışmak, mahallemizdeki ODTÜ’lü, uzun saçlı ağabeylerin hiç de kötü insanlar olmadığını fark etmek, Ertuğrul Kürkçü’nün ailesinin ahbabımız olması, evlerine girip çıkmamız, üstelik küçük kardeşi Bahadır’ın oyun arkadaşımız olması komünizmin kötü imajına inanmamı zorlaştırdı. Sonra da senin gibi bu ideolojiyi muhteşem buldum. O yıllarda babamın görevi dolayısıyla Ankara’da Bahçelievler semtinde yaşıyorduk. Bir akşam Ertuğrul Kürkçü’nün babasının gözyaşları içinde bize gelmesi ve babamdan yardım istemesi de komünizmle ilk karşılaşma anılarımdan biri. Herhalde ben de senin katıldığın atölyede olsam bu anıyı paylaşırdım.
Kadını öldüren erkeklikten utanan erkekler
Diz ameliyatım sonrası bir haftadır evdeyim ve tabii ki televizyonla biraz daha haşır neşir oluyorum. Son fon ve borsa rezaleti olayından sonra ülkenin nerelere gittiği hepimizi dehşete düşürürken karşıma çıkan kısa bir haber de dikkatimi çekti. 1 Ekim günü Diyarbakır’da bir grup erkeğin ‘’Kadını Öldüren Erkeklikten Utanıyoruz’’ pankartıyla ilk kez kadın cinayetlerine karşı eylem yapması oldukça çarpıcıydı. Aslında Diyarbakır’da son bir ay içinde öldürülen 4 kadın için Özgür Kadın Hareketi. Bazı STK’lar ve Dem Parti Kadın Meclisi kentteki kadın cinayetlerini kınarken, Belediye eş başkanı Serra Bucak erkeklere de birlikte tavır alma çağrısı yapmış. Bunun üzerine kentin erkek milletvekilleri ve belediye başkanlarının da desteğiyle farklı yaş ve kesimlerden yüzlerce erkek bir araya gelerek erkek şiddetine ve kadın cinayetlerine karşı birlikte yürümüşler. Böyle bir eylemin bir ilk olması ve medyada ve sokakta erkeklerin bu eyleme tanık olması partiler üstü düzeyde bence anlamlı. Haberi seyreden ya da sokaklarda bu protestoyla karşılaşan sıradan, ataerkil erkeklerin ne düşündüğünü ve ne tepki verdiğini gerçekten meral ediyorum. Umarım tek bir eylem olarak kalmaz ve başka şehirlere de yayılır bu tepki.
Pekmez
Senin de söylediğin gibi hayatımıza çok büyük anlam katan ve bir anda karşımıza çıkan çok güzel bir mucize oldu. Kızımla parktan geçerken gördüğümüz 2 aylık, çok zavallı görünen bir kedicik şu an büyük bir sevgi sarmalına dönüşerek bizi kuşattı. Sokak hayvanlarıyla ilgili duyarlılığım vardı ama şu an üst noktada. Ağır iç ve dış parazit yüküyle, biz almasak ve veterinerde uzun süre tedavi görmese belki de bir iki gün ancak yaşayabilecek bu 500 gramlık şirin yavru, şu anda üç kişinin hayatını değiştirdi. Ben de böylece anneanne statüsüne geçtim. Pekmez o kadar akıllı, sevimli ve güzel bir kediye dönüştü ki sokakta kalan ve kimsenin almadığı diğer yavruları düşününce gerçekten bu konunun çok ciddi olduğunu ve birkaç duyarlı insanla çözülemeyeceğini daha iyi anlıyorum. Şimdilik tek amacımız onun tedavilerini tamamlayıp en iyi şekilde yaşamına devam etmesini sağlamak. Bu arada Hayvanları Koruma Günü olan 4 Ekim’i sahiplendiğimiz bir kedicikle beraber kutlamak da hepimizde ayrı bir huzur yaratıyor.
Mektubuma burada son verirken hayatın en zorlu dönemlerinde karşımıza çıkan mucizelerin ve umudumuzu arttıracak dayanışma ve paylaşımların hep devam etmesi dileğiyle seni sevgiyle kucaklıyorum.
Tijen



