FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

BİR RESSAM, BİR KİTAP…

BİR RESSAM, BİR KİTAP…

Nesteren Silivrili

Sizlere bir ressamı, CANAN BİLGE’yi ve kitabı SALİ’yi tanıtmak istiyorum.

Ülkemizde pek çok sıkıntı yaşanıyor; karanlık bir tünelden ışığa ulaşmaya çalışıyoruz. Böyle dönemlerde, insanlığın en kadim üretimlerinden biri olan sanatın yine bizimle olmasını istedim. Sanatın sağaltıcı, yol gösterici ve aydınlatıcı gücü her zaman yanımızda olmuştur.

Yazarımız Oya Abacı da Serap Murathanoğlu Eyrenci’yi yazacak. Tanınması gereken iki kadın sanatçıdan söz ediyoruz. Her ikisi de resim piyasasının yatırım çarklarına kapılmadan; sessiz, verimli, içten ve başarılı işler üreten sanatçılar. Eserleri, bir gün kaç lira edeceği düşünülerek değil, sevilerek alınan sanatçılarımız…

Canan Bilge, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (MSGSÜ) 1976 Tekstil Bölümü mezunudur. Bir dönem bu alanda ürünler verdikten sonra resme yönelmiş, özellikle incelikli suluboya eserleriyle tanınmıştır. Açtığı ve katıldığı kişisel ve karma sergilerin ardından, 2012’de Ayşen Erte Gravür/Resim Atölyesi’nde gravür tekniğini öğrenerek çalışmalarını bu yönde de zenginleştirmiştir.

Exlibris konusunda bilinen, duyulan isimlerden biri olmuştur. Uluslararası birçok Exlibris kongresine davet edilen Canan Bilge’nin eserleri, uluslararası çağdaş exlibris yayınlarında ve özel koleksiyonlarda yer almaktadır. Hâlen İstanbul Exlibris Akademisi Derneği ve İstanbul Exlibris Derneği üyesidir.

Tüm bu çalışmalarının yanı sıra Canan, kurulduğundan bu yana Dostlar Korosu’nda korist olarak yer almakta ve konserlere katılmaya devam etmektedir.

Canan Bilge’de beni her zaman etkileyen özellik; kişisel sakinliğini, zarafetini ve kararlılığını aldığı eğitimle birleştirerek eserlerinde “insan sıcağını” hissettirebilmesidir.

Kitabı Sali, bana göre bunun en güzel örneklerinden biri. Ne zaman elime alsam keyifle sayfalarını çevirdiğim, yüreğimi ısıtan küçük bir kitap. Sevginin ve dostluğun dahi politik ayırımlara uğradığı günümüzde, insana,  balkonuna gelen minik bir salyangoza bile dikkatle, şefkatle bakmayı seçen, sevdiren bir dünyanın kapısını aralıyor.

Canan’ın giriş paragrafı şöyle başlıyor:

“Bir salyangozla yakınlık kurduğunuz oldu mu hiç? Kuruluyormuş… Onu balkonun duvarında ilk gördüğümde mayıs ayının başlarıydı galiba. Çok şaşırdım. Toprakta, çayırda, çimende olması gereken bu canlının üçüncü kat balkonunda ne işi vardı? Nasıl gelmişti buraya, ne kadar sürede gelmişti? Uzun bir zaman orada kaldı. Açıkçası ben o dönemde onun canlı olup olmadığından bile emin değildim. Ama dokunmadım. Sonra, balkonun yıkandığı bir gün zemine indi, dolaşmaya başladı. Onu alıp bir saksının içine, yaprakların arasına koydum. İlk temas buydu. Sonra ara ara ona domates, salatalık, havuç, marul, muz verdim. Yabancı olduğumuz bir canlıyla ilk iletişim, ona yiyecek bir şey verdiğimizde ve o da bunu kabul ettiğinde başlıyor belki de… Sizin için öyle midir bilmem; ben bir canlıyla ilişki kurunca büyük bir sorumluluk üstlenirim. Sabahları kalktığımda ilk olarak balkona bakıyordum, hâlâ orada mı diye. Ve Sali orada oluyordu. Peki beni bu kadar cezbeden neydi? Sadeliği ve azlığı mı, kararlılığı mı, yoksa bütün davranışlarında hızlı olan benim için yavaşlığı mı? Giderken arkasında bıraktığı o parıltılı şeffaf iz, yumuşacık varlığının yumuşacık kanıtı gibiydi…”

Bu girişle birlikte birbirinden güzel suluboya desenleri geliyor Canan’ın…

“Ve Sali’yi çalışmaya karar verdim.”

“Olduğu gibi…”

“Olmadığı gibi…”

“İstediğim gibi…”

“Hayal ettiğim gibi…”

“Söylemek istediğim bazı sözleri ona söylettim…

 Senin gülünü diğerlerinden daha önemli kılan şey, ona ayırdığın zamandır.”

“Bazı özlemlerimi onunla ilettim…”

 

Canan, salyangozun spiral formunun sembolik anlatımları üzerinde de duruyor. Hem içeriyi hem dışarıyı işaret etmesi, sembolizmde kutsal üçlemeyi çağrıştırması; ruh, beden, akıl- geçmiş, gelecek, şimdi- anne, baba, çocuk gibi katmanları düşündürmesi… Daha pek çok desenle birlikte.

Bu kitap bana, doğayla kurulan en küçük temasın bile, insanın iç dünyasında nasıl derin bir karşılık bulabileceğini yeniden hatırlatıyor.

İnsanın betonlaşmış şehirlerde bile, bir yolunu bulup doğa ile ilişki kurabileceğini ve bu ilişkinin yaratacağı sıcaklığı düşündürüyor.

Çok sakin, sessiz ama kararlı söylenen sözlerin, bazen çığlıklar kadar etkili olabileceğini kanıtlıyor.

Ben bir sanat eleştirmeni değilim ama aynı okulda resim eğitimi alan bir ressam olarak onun kullandığı tekniklerde ne kadar yetkin olduğunu görebiliyorum..  Sade, yalın ve içten anlatımı, bu teknik başarı ile daha da güçlü oluyor. 

 Canan Bilge’nin diğer suluboya gravür ve exlibris çalışmalarından örnekler sunarak bitiriyorum  yazımı. 

 Dergimiz yaz tatiline girerken, insan sıcağının, huzurlu, sıcak yaz günlerinin, alev alev yanan politik gündemin önüne geçebilmesini diliyorum. Daha güzel günler yaşamayı hak ediyoruz hepimiz.

Nesteren Silivrili, Haziran 2026             

Picture of Nesteren Silivrili

Nesteren Silivrili

Tüm Yazıları