Cânân Nerelerde Gezerdi?
Ayşin İnan
Bir fasıl Ekim nostaljisine ne dersiniz?
Mevsim ne olursa olsun, benim için nostalji hep biraz İstanbul’dur. Hatta bazen zaman tünelinde dalar gider, ineceğim durağı geçtiğimi farkedince tatlı bir heyecana kapılırım. Bu akşam mesela, taa benden önceki zamanlara vardı yolum. Görmeye yetişemediğim zamanlardayım ve inanın ki şu an bir başka güzel, Pera.
Buyurmaz mısınız? Dilerseniz birlikte izini sürelim, hayallerdeki Pera’nın Cânân’ının.
Şimdi efendim, belleğimizi azcık zorlayalım ve ol efsunlu hatuna varalım…
Cânân’ın Degüstasyon’a uğramadığını hatırlıyoruz da, Lebon’a da mı gitmezdi?
Bence giderdi. Profiterolü pek tatlı bulur da ekleri mi tercih ederdi acaba? Bilemeyiz ki…
Kesin Rebul’dan yasemen kolonyası almışlığı da vardır, ne dersiniz? Ol tarihte yasemendir henüz, sonradan bazı şeyler gibi o da hayli nazik söylenişini zamana kurban vermiş, bir günden diğerine yasemin oluvermiştir. Bir küçükhanıma yakışandır, ki zaten Cânân da lavandanın olgun hanımefendi ferahlığından hoşlanmıyordur kesin. Dikkat efendim, yasemen zamanlarında levanta da yoktur henüz; lavandadır o!
Tünel’de ipek entarili küçükhanımı gören, göremediyse Pera esintisinde yasemen rayihasıyla mest olup hülyalara dalan bir beyzade de olmuştur elbet.
Olmamasına imkan var mıdır ki?
Günümüz aklı kestirmeden, “Eve davet edeydi iyiydi,” diyor. Bence demesin, çünkü bu tam bir ‘Zeitgeist’ meselesi. Mani oluyor kimi şeye takvimde yazan, ahhh…
Evet, bu akşam gene Pera’ya gittim geldim ben. Cadde-i Kebir siyah gri ve de azcık flu idi, o yüzden İstiklal’de dolandım bir yol; ama daha henüz Grand Rue de Péra iken; biraz ve hala azcık da olsa, öyle vakur, öyle kırılganken.
Annemler oraya giderken İpeklilerini giyerlermiş, bir de rugan pabuç olacak, kısa saplı minik çantayla uyumlu.
Benim de oralarda salınmışlığım vardır tabii. Saray’da muhallebi yerdik biz, mesela. Sonra eğer annemleysem Sander, babamla Alman Kitabevinde başka dünyaların deryasına dalmakların sözlere sığmayan keyfi! İlle de Tünel, şıngır mıngır ve de çıngır çıngır akşamüstlerinde…
Nasıl kokardı Beyoğlu, hatırlıyor musunuz, benim gibi yarım asırdan bü tık fazla görmüş geçirmiş dostlar? Hollywood filminden fırlamış otomobillerden gelen tatlımsı benzine karışan taze sıkılmış portakal suyuyla kaşarlı tost karışımı bir hoşluktu, değil mi? Rebul’dan levanta, Emgen’den gözlük, Dore’den kundura, henüz tesettüre girmemiş Neyir’den tercihan kruvaze, bazen de klasik döpiyes alınırdı o vakitlerde.
Hıristiyanların noel yortusunda nasıl da renklenirdi vitrinler! Çikolatadan masal ormanında Hänsel ve Gretel, ezeli kabusumuz cadı ninenin cicili bicili eviyle fonda közde kestanenin sıcacık kokusu. Eh biz de nasiplenirdik hani, dede tabiriyle bojuk gecesinin yüzsuyu hürmetine. Paskalyanın sevimlı tavşanları ise o zamanlar filinta gibiydiler, şimdikiler pek bir şişman.
O zamanlar Roman olduklarını henüz bilemediğimiz Çingene teyzelerimize de bir selam gönderelim buradan. Misss gibi kokan rengarenk çiçekleriyle zamanı gözlerlerdi, onurlu ekmek kavgalarında. Kışın ise, karanlık basarken mandalinalı muzlu tablalarıyla manavların soluk lambaları ısıtırdı içimizi.
İyi ki anılara dokunamıyor kimse. Böyle kaçamaklar iyi geliyor insana.
Ama şu Cânân işi fena halde sarpa sarmış olsa gerek. Yazık.
Cânân’ı anıp da ilhamı görmemek olmaz elbet. Buyrunuz ezelinden beri Konstantiniyye’den İstanbul’a efkara neden olmuş Cânân’ın türlü çeşit hallerine:
„Cânân ki Degüstasyon’a gelmez
Balıkpazarı’na hiç gelmez”
… der Orhan Veli Kanık.
Rivayet olunur ki, Cânân gündüzlerde de özlenendir, netekim:
“Cânân ki gündüzleri gelmez
Gece yarısından sonra hiç gelmez”
Yaa işte, bakınız bu da Orhan Veli’nin pek bir garip hallerindendir.
Bezkoylu Garip Orhan Veli, Bağdatlı Ahmet Haşim’ın Fecr i Ati’sel Cânân’ına kızmış gibi sanki, ne dersiniz? Ol Cânân da gündüzleri gelmeyenlerdenmiş, ama geldiğinde de pek bir nazlı nayımlı Osmanlı gelini sanki.
Bakalım, görelim:
HAVUZ
Ahmet Haşim
Akşam yine toplandı derinde…
Cânân gülüyor eski yerinde
Cânân ki gündüzleri gelmez
Akşam görünür havz üzerinde,
Meh-tâb kemer tâze belinde
Üstünde semâ gizli bir örtü
Yıldızlar onun güldür elinde…
Bu muhabbet taa Lale Devrine uzanır, dostlar.
Buyrunuz, Şair Nedim’in Canan muhabbetinin keyfine:
GAZEL
Bir söz dedi cânân ki kerâmet var içinde
Dün geceye dâ’ir bir işâret var içinde
Meyhâne mukassî görünür taşradan ammâ
Bir başka ferah başka letâfet var içinde
Eyvâh o üç çifte kayık aldı karârım
Şarkı okuyup geçti bir âfet var içinde
Olmakta derûnunda hevâ âteş-i Sûzân
Nâyın diyebilmem ki ne hâlet var içinde
Ey şûh Nedîmâ ile bir seyrin işittik
Tebhâca varıp Göksu’ya işret var içinde
Çok merak eden olursa diye: vezni mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fa’ûlün imiş.
Evet. Olay Neandertalerlere filan uzanmadan inelim bir bu zaman treninden bence.
Dünyanın tüm Can, Cânân ve de Canan’larına Berlin’den kucak dolusu sevgilerimle.



