”COŞKULU BİR YÜREK”
BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU
Yeni bir Sergi açıldı Casa Botter’de, İstiklal caddesinde.
İsmi ”Sevgilerle, Bedri Rahmi Eyüpoğlu”.
Sizlere haber vermek istedim. ilginç bir sergi.
Hocamızın sanata, üretmeye olan bitmeyen aşkının, coşkusunun mektup zarflarına yansıyışı…
Hocamız dememin nedeni, okuduğum Güzel Sanatlar Akademisi’nde yıllarca hoca olması ve onu biraz olsun tanıma fırsatı bulmamdır. Benim mezun olmamdan bir yıl önce kaybettik onu. Aynı okulda öğretim üyesi olan babamın da arkadaşı idi.
Yaratıcılığını, öğrencilerine sahip çıkışını (özel yaşamlarına kadar), onlara tüm bildiklerini aktarma çabasını, bir çeşit usta çırak ilişkisi halinde geleneksel eğitim anlayışını izlerdim. İki gün önce, öğrencisi olmuş bir arkadaş, “hasta ise bizi evine çağırır, çalışmalarımızı evde değerlendirirdi” dedi. Ne kadar ilgili ve sorumlu bir anlayış.
Narmanlı Yurdu’ndaki atölyesinde her yıl açılan yazma ve yılbaşı kartları sergileri koşarak gittiğimiz etkinliklerdi. Kalamış’ta sahilde öğrencileri tarafından yapılan bir mozaik panoya bir iki parçayı da ben koymuştum büyük bir heyecanla… Henüz Akademi öğrencisi bile değildim. o sırada heykel bölümünde okuyan ablamın peşine takılıp gitmiştim.
BEDRİ RAHMİ HOCA’NIN YEMİNİ…
Size Bedri Rahmi Hocayı anlatmak kolay değil. Öyle zengin ve çok yönlü bir üretimi var ki, coşkuyla akan bir nehrin kolları gibi her yöne uzanmış…
Resimler, şiirler, yazılar, yazmalar, mozaikler… Ürettikçe üretmiş ve haklı bir üne kavuşmuş.
Şu sözler onunmuş…
”Bu güne kadar resim sanatı alanında yapılagelmiş olanları inceleyeceğime, kendini bütün dünyaya kabul ettirmişler arasında beni en çok saranları ayırarak, onlara kendi aramalarımı, denemelerimi katacağıma, alışılagelmiş, basmakalıp, hazırlop, klişeleşmiş, çiğnene çiğnene tadı tuzu kalmamış hiç bir şeyi tekrarlamayacağıma, elimden çıkan her çizgiye, her lekeye, her renge, her beneğe, kendi aklımı, kendi tecrübemi, kendi tasamı, kendi ömrümü, yüreğimi basacağıma, aldığım her nefes, içtiğim su, bastığım toprak, gözüm, kulağım, burnum, elim, belim, dilim, derim üstüne yemin ederim. Yeminimi bozduğum gün buralardan giderim.” Ve tutmuş sözünü. Ülkenin en özgün, en çalışkan sanatçılarından biri olmuş.
Genç Cumhuriyetin, şimdiki gibi sanatın sektörel bazda gelişmediği bir döneminde, devlet tarafından yetersiz de olsa desteklenmiş, yurt içi ve dışı incelemeler yapma fırsatları yakalamış bir avuç sanatçı idiler, O ve diğer hocalarımız. Ülkenin o yıllarda sanat eğitimi veren tek kurumu olan Güzel Sanatlar Akademisi’nde hoca olmuşlar ve benimsedikleri sanat anlayışlarını oturtmanın kavgasını vermişlerdi yıllarca. Onlar Akademi’nin ilahları idi. Ve mitolojik ilahların çoğunda gördüğümüz gibi birbirleri ile hep kavgalıydılar. Ve bazen, bu kavgaların acısı biz öğrencilerden çıkardı. Örnek mi; babamın jüri başkanı olduğu bir dönem sonu sınavında. Sabah güne güzel başlanır… Herkes öğrencilere iyi notlar verir. Babam da notları kaydeder. Öğle tatilinde yemeğe giderler, kavga ederler ve içerler. Büyük bir öfke ile geri dönüp birbirlerinin sabah iyi not verdikleri öğrencilerinin notlarını düşürüp bırakmaya çalışırlar. Babam, “beyler” der, “böyle devam ederseniz sabahki listeyi de birlikte asarım panoya.” Güçlükle ikna ederek vaz geçirir onları.
İyi sanatçıların çoğunun egoları yüksektir. Belki de bu denli yaratıcı olmanın doğal sonucudur bu. Ve öğretim üyeliği ile bu egoyu birlikte yürütmek kolay iş değildi sanırım.
Ama Bedri Hoca bunu başaranlardandı. Bir diploma jürisinde yine farklı bir atölyenin öğrencisinin yaptığı resmi çok beğenmiş, onu alnından öperek taltif etmişti. Arkadaşımız çok heyecanlanmış ve günlerce yüzünü yıkamayarak şakalaşmalara ve gülüşmelere neden olmuştu.
Bu denli de sevilir ve saygı görürdü.
SERGİDE NELER VAR?
Sergi, Bedri Hoca’nın 1957-1974 yılları arasında dostlarına ve ailesine gönderdiği el yapımı mektup zarflarından oluşuyor. Hepsi özenle, tutkuyla boyanmış şiir gibi zarflar… İmzalı balık motifleri, otoportreleri ve geleneksel motifler… Bir sanatçının sanatı ile günlük yaşamını bu kadar bütünleştirmesinin en güzel örnekleri…
Kimler yok ki yazışmalarda… Selahattin Eyüpoğlu, Eren Eyüpoğlu, Cahit Külebi, Turan Erol, Adalet Cimcoz, Fikret Mualla, Abidin Dino, oğlu Mehmet Eyüpoğlu ve duvarlara soluk harflerle yazılmış bazı mektuplardan pasajlar… Ne fotoğraflarını çekebildim ne de kaydedebildim. Yalnızca sergi tanıtım yazısının fotoğrafını ve mektup örnekleri koyuyorum.
Ve dayanamayıp şiirlerinden bir iki dize ekliyorum yazıma…
”ESKİDEN YETERDİM KENDİME
ARTARDIM BİLE
ŞİMDİ NE YAPSAM NAFİLE! ..
VE
KİM DEMİŞ ”CAN ESKİMEZ” DİYE
BU CAN TEDİRGİN TENDE
CAN DA ESKİMİŞ
BEN DE…”
Ve bir ikincisi…
” NE
YANA
DÖNSEM
NAFİLE,
YÜREĞİM
SANA
ÇEVRİLİ”
Bir başkası…
”TÜRKÜLER BİTTİ
HALAYLAR DURDU
HORONLAR DURDU
AL DAMAR, MOR DAMAR, ŞAH DAMAR SUSTU.
BAHÇELER PUT KESİLDİ BİRER BİRER
MEYVELER SALKIM SAÇAK TAŞ.
BİR BULUT UÇARDI
BAŞI BOŞ, BEDAVA
YANDI KÜL OLDU.
HÜZÜN GELDİ BAŞ KÖŞEYE KURULDU
YORULDU YÜREĞİM YORULDU.”
Sergi 29 Mart’a kadar açık (Pazartesi dışında hergün ve ücretsiz)
İlginizi çekerse İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan bir kitap var.
Bedri Rahmi Eyüpoğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar:
”BİZ MEKTUP YAZARDIK!”
Kitapta mektupların içeriğine ilişkin daha fazla ayrıntı var.
İkinci önerim bir başka sergi…
İş Bankası Resim Heykel Müzesi / İstiklal Caddesi iki önemli çiftin sergilerini düzenlemiş.
YANYANA teması ile
Eren Eyüboğlu ve Bedri Rahmi Eyüboğlu ile Melahat Üren ve Eşref Üren çifti.
(10 Temmuz 2026’ya kadar sürüyor. Ücretli, ancak bazı indirimler var. 65 yaş üstü 20 TL. gibi)
Bu sergi de çok güzel, bir günde ikisini görebilirsiniz.
Sanat dolu güzel bir ay dilerim…
Şubat 2026
Nesteren Silivrili












