Ana içeriğe atla

FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

GEÇMİŞİ ÜLKESİNE VE DÜNYAYA UNUTTURMAYAN ADAM

GEÇMİŞİ ÜLKESİNE VE DÜNYAYA UNUTTURMAYAN ADAM


GEÇMİŞİ ÜLKESİNE VE DÜNYAYA UNUTTURMAYAN ADAM

NEŞE ÜREL

Eylül ayında dünyaya unutulmayacak filmler bırakmış sevdiğim iki yönetmeni yitirdik. 5 Eylül’de Fransız Tony Gatlif, 15 Eylül’de ise Şilili Patricio Guzman sonsuzluğa uğurlandı. 

Çingene kültürünü, sorunlarını, çektikleri acıları anlatan Tony Gatlif’i kasım ayında yazmak istiyorum çünkü iki yönetmen de ayrı ayrı yazılmayı hak ediyor. Bu ay belgesel sinemanın en önemli yönetmenlerinden olan ve Şili’nin acılı yakın tarihini ana teması yapan Patricio Guzman’ı yazarak tanımayanlara tanıtayım, tanıyanlara ise hatırlatayım istedim.

Guzman 1941 yılında Şili Santiago’da doğar. Şili Üniversitesinde tiyatro bölümünde okuyan yönetmen, tarih ve felsefe programlarına da devam eder. Sonrasında Film Enstitüsüne girer. Ülkesinde sıkıntılar yaşar ve aile mallarını satarak Madrid’e gider, 1966-1969 arası sinema eğitimi alır oradan 1970 yılında yönetmenlik diploması alır. 1971 yılında ülkesine döner.

İlk uzun metraj belgeseli Salvador Allende’nin yönetimdeki ilk 12 ayını anlatır (Primer Ano, 1971). 1973’te ise bu kez Allende’nin son yılını, darbe gününe kadar olan süreci anlattığı Şili Savaşı filmini çekerken tutuklanır iki hafta Santiago’daki Ulusal Stadyum ’da tutulur. Çıktıktan sonra Şili Savaşı filminin makaralarını Avrupa’ya kaçırır, kendisi de Kasın 1973’te ülkesini terk eder. 

Filminin kurgusunu Havana’da yapar ve üçleme halinde 1975 ve 1979 arasında yayınlar (Şili Savaşı: Burjuvazinin İsyanı, Darbe ve Halkın Gücü). Bu üçleme dünyada en iyi on politik filmden biri olarak anılan belgesellerdir. Yönetmen Pinochet iktidarı sırasında İspanya, Küba ve Fransa’da yaşar. 1997’de ülkesine döner ve ülkesinin siyasi unutkanlığı onu çok yaralar. Şili Savaşı filmlerini izlettirerek aldığı tepkileri (Şili, İnatçı Hafıza) filmiyle perdeye taşır ve ödüller alır. Aynı yıl öncü olduğu Santiago Uluslararası Belgesel Film Festivali’ni gerçekleştirir. 

2001’de Pinochet Davasını, 2004’te Salvador Allende’yi çeker. Amacı her zaman Şili’de yaşananları unutturmamaktır. Uluslararası tanınması ise And Dağları Üçlemesi ile olur. Şili coğrafyası üzerinden tarihi hafızayı anlatmayı dener ve ortaya çok başarılı belgeseller çıkar.

 

  1. İstanbul Film Festivali’nde (2011) Işığa Özlem’i izleyip filmden Beyoğlu’na çıktığımda yüzümü gökyüzüne çevirmiş uzun süre yıldızlara bakmış ardından Galatasaray Lisesi önünde kayıp çocukları için her hafta eylem yapan Cumartesi Annelerini düşünmüştüm. Guzman’ın tarihle coğrafya arasında kurduğu bağlantı o kadar etkiliydi ki unutmak mümkün değildi. Atacama Çölü’nde kamera gökyüzünden çöle inmiş, çölde çocuğunun kemiklerini arayan yaşlı kadını göstermişti bize. Fondaki dış ses ise içimize işliyordu. Pinochet diktatörlüğü sırasında öldürülen insanların bedenleri Atacama Çölü’ne atılmıştı.

Işığa Özlem’den o kadar etkilenmiştim ki 34. İstanbul Film Festivali’nde (2015) Guzman’ın ismini görünce hemen biletimi aldım ve izlediğim film Sedef Düğme idi ve benim için yönetmenin filmografisinde birinci sıraya oturdu.

Yine Pinochet döneminde öldürülen insanların bedenlerini okyanusa atmışlar, bunun nasıl kanıtlandığını değişik bir bağlantıyla anlatıyor Guzman. Ufacık bir sedef düğme ve bir damla su üzerinden acılı bir hikâye anlatıyor ve Berlin’de senaryo dalında Gümüş Ayı ile birlikte Ekümenik Jüri Ödülü’nü alır. Filmlerinde dış ses her zaman Patricio Guzman’dır. Anlattıkları ile seyirciyi koltuğuna adeta çiviler. Bir damla suyun hikayesinden okyanusa geçeriz ama ardından o okyanusa kalaslara bağlı atılan insan bedenlerinden kalaslara yapışıp kalan düğmeleri görürüz oradan tekrar okyanusa geçip denizden Amerika’ya gelen beyazların yerlilere uyguladığı soykırım arasında kurulan bağlantıyla da acılı tarih bize aktarılır. 

Ağustos 2023’te darbenin ellinci yılında Şili Kültür Bakanlığı Guzman’a Ulusal Sahne ve Görsel Sanatlar Ödülü’nü verir. Bu Şili’nin çok prestijli bir ödülüdür.

İyi ki bu dünyadan bir Patricio Guzman geçti ülkesine ve dünyaya geçmişlerini unutturmamayı sineması ile gösterdi.  

Yazıma onun bir sözüyle son vermek istiyorum:

“Belgesel filmi olmayan bir ülke, fotoğraf albümü olmayan bir aile gibidir.” Patricio Guzman

Picture of Neşe Ürel

Neşe Ürel

Tüm Yazıları