Covid – 19 salgını sürecinde İstanbul’da yaşayan bir kadın, televizyondaki haber programlarında şunları izlemişti.
*Boğazdaki deniz trafiğinin neredeyse durması sayesinde Üsküdar, Bebek, Ortaköy sahillerinde oynayan yunusların neşesi moral oldu.
*Temizlenen hava nedeniyle Çamlıca tepesi gibi yüksek noktalardan Uludağ’ın karlı zirvesi çıplak gözle görülebiliyor.
*Belgrad ormanı gibi alanlarda göçmen kuşların ve yerel yaban hayatın daha rahat üreyip beslendiği gözlemlendi.
6 Temmuz 2020 tarihli bu metin salgın sürecinde deneyimlenenler ve gözlemlenenlerin etkisiyle yazılmıştır. Görseller yazar tarafından Gemini aracılığıyla yapılmıştır.
GİZİL MELODİ
Bu kadar çok kaybın peşpeşe yaşandığı yıl ki doğumgünüme birkaç gün kaldı. Bunca yitimin peşi sıra bende kalan derin izler belirginleşirken; içim-dışım, halim-tavrım, aklım-fikrim, gönlüm-yüreğim başkalaştı mı?
Değişim mi?
Dönüşüm mü?
Metamorfoz
Benliğin yitimi değil benliğe ulaşma, benlikle buluşma yolculuğu
Kayıplar değil de sanki belirsizliklermiş insanı en çok yaralayan, yaraladıkça derinine dokunan, temas ettikçe kavrayan-kapsayan, kendinde kendini kavraması için olanaklar yaratan
Geçmişi düşünüyorum,
tahayyül etmeye çalışıyorum;
atalarımızın yaşadığı çağlarda dünyada olmak, yaşamak, kendinde saklı kendini bulmak-doğurmak-olgunlaştırmak nasıldı?
Uyaranlar bunca sarmamışken,
kendinle kaldığın zamanlar bunca daralmamışken,
bir çember içinde kısılıp kalmışlıktan çok tüm çember ile bağlı-bağlantılı olduğunu hissederken, nasıldı kendinde kendini yaratmak-yaşatmak?
Yürek;
kalp çarpıntılarının yaşandığı,
adına aşk, heyecan, panik, korku, kaygı, acı denen
baskın ve coşkun duyguların yaşandığı bir yer miydi yalnızca?
Belki de yürek;
kendine has bir melodisi olan sıcacık bir yuva gibiydi,
içinde sevgiyi, dinginliği, tehlikelere karşı uyanık ve farkındalıklı tutumu,
umudu, ümidi, sevdayı, vicdanı, şevkati barındıran.
Belki yuvada olmakta olana duyulan derin bir güven hakimdi ve
kendi kendisini kapsayabilen, kavrayabilen bir rahim gibiydi insan.
Belki de kendisini görmesi için duvarlara yerleştirilmiş aynalara,
ekranlardaki yansımalara,
tutunulmuş görünümlere ihtiyacı yoktu insanın.
Tesadüfen yanından geçilen bir su birikintisi,
karşılaşılan bir ceylanın derin bakışları,
ağaçların, yaprakların dokunuşları,
güneşin doğuşu-batışı,
rüzgarın dansı,
gecenin ışıltısı,
ayın karanlık ve aydınlık yüzlerinin bir aradalığıydı
ona aynalık yapan
ve o okumayı biliyordu bu ortak anadili…
Henüz yitirmemişti doğadan öğrendiği anadilini.
Duyuyorum içimde bir ses,
derinlerde iz bıraktıkça belirsizliklerin, yitimlerin doğal olanı anımsattığını söylüyor.
Kasırganın ortasında kılavuzsuz kalmış hissettiğimiz zamanlarda
bile
dinginlikle izleme, gözleme, yaşama,
çok eski çağlardan kalmış bir meziyetimizle yeniden buluşma çağı sanki…
Esenlik ve esenliğe davet
İçimizde
eleştiren, kaygılandıran, umutsuz kılan değil de
merakla izleyen, dinginlikle, yeterince tedbirli,
olmakta olanda saklı olasılıklar karşısında
kendi gibi olmaktan, kendinde kendini doğurmaktan, yaşatmaktan, olgunlaştırmaktan
uzak düşmeyen,
atalarımızdan yadigâr melodiyi duyma çağı…
Belki de bu gizil melodi,
cesaretle, iyilikle, dürüstlükle beslenen,
aşkla büyüyen, derinleşen,
kendinde saklı kalmış kendiliği yeşerten,
doğanın döngülerinin insan yaşamındaki yansımalarını dinginlikle izleyen,
merak ve ilgiyle gözleyen,
soru soran,
yeterince tedbirli olan,
güven, cesaret, umut, ümit, sevgiye kaynak olandır.
Belki de gizlinde saklı bu melodiyle buluştuğunda,
eksilmeler, yitimler, derin yaralar, belirsizlikler başka anlamlar kazanacak.
Belki de kendinde kendilik filizlendikçe,
yılmazlık ve esneklik kazandıkça,
anadilini anımsadıkça,
daha bütün olacaksın
ve gizil melodi besleyecek senin yaşam konçertonu da.



