FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

KADININ BEYANI, SANATIN DIŞAVURUMU ESASTIR!

KADININ BEYANI, SANATIN DIŞAVURUMU ESASTIR!


KADININ BEYANI, SANATIN DIŞAVURUMU ESASTIR!

Ayşe Lebriz Berkem

Geçtiğimiz haftalarda kadınlar tarafından kültür sanat ve medya sektöründen birçok erkek hakkında ifşalar paylaşılmıştı. Birçok taciz, istismar ve cinsel saldırı anlatıları oldu. Genellikle erkeklerin kendi sektörlerindeki güçlerini kullanarak kadın ve LGBTİ+’ları taciz ettiklerini öğrendik. Derken bu ifşaların devamı geldi ve kadınlar benzer deneyimlerini sosyal medya üzerinden paylaşmaya başladı. 

 

Peki kadınların yaptığı neydi: İfşa mı? İntikam mı? İftira mı?

 

Birçok kadın yıllar sonra “utanç artık taraf değiştirecek” diyerek konuşacak cesareti bulmuşsa, bunun hiç de kolay olmadığının artık anlaşılması ve bu durumun kadınlar için bir onur mücadelesi olduğunun kavranması gerekiyor. Erkekler bilmeli ki adalet isteyen kadınlara, sadece kadınlardan değil toplumun önemli kesimlerinden de destek verilmekte. Elbette bu da kadınların yıllardır sürdürdükleri mücadelenin bir sonucu. Hiç ifşa olamayacağını sanan ve bunun rahatlığı içinde hayatlarına devam eden erkeklere bu ifşaların devam edeceği sinyali de verilmiş oldu. Sonuçta hiç ifşa olmayanlar da bu sürecin sonunda hiç ifşa olmayacak demek değil. Bu korku da onlara yeter. 

 

Çünkü… İfşa bir dayanışmadır. Kadın dayanışması. Ve bu dayanışma büyüyor. 

 

Onlarca yıl sonra kendini hazır hisseden, cesaretini toplayan kadınların bu yıllar içinde neler yaşadığını kim biliyor! Yaşadığı olayın adını koymak bile yıllarını alıyor kadınların. O yüzden konuşmak, bir bilinç oluşturmak için çok önemli. Utanç duvarının yıkılması, yaşadığını tanımlamaya başlaması bu dayanışma ağı sayesinde yaygınlaşıyor. 

 

Bununla birlikte kafaların karışık olduğunu, sosyal medyadaki paylaşımların altındaki yorumlardan da anlamak mümkün. Bu kafaların bulanıklaşmasının da sistematik olarak birilerinin işine yaradığını düşünüyorum. Öncelikle yapılanın taciz olduğunun üstü örtülmeye çalışılıyor. Oysa tacizin tanımı şöyle yapılıyor: Bireysel sınırlarını aşarak kadının özerkliğine ve haysiyetine bir saldırı. Evet, kadının “hayır” dediğini anlamamak, onu yok sayarak ısrarcı olmak onun özerkliğine ve haysiyetine saldırıdır. Kadınların ifşasının, erkeğe atılan bir iftira mı ya da erkeği itibarsızlaştırma mı sorusunun cevabının “kadının başına geleni açıklama özgürlüğü” olduğu netleşmiş mahkemenin aldığı karar ile… Bu sevindirici ama bir yandan da bir kadını öldüren erkek “ağır haksız tahrik” indirimi alabiliyor. Yani cinsel saldırıya direndiği için kadını katleden erkeğe indirim uygulanıyorsa o zaman cinsel arzuyu reddeden kadın öldürülmeyi hak etmiş mi oluyor! Kısacası ‘erkeklik imtiyazlarını’ ortadan kaldırmak için kadınların seslerinin duyulması, kadın dayanışmasının çığ gibi büyümesi gerekiyor.

 

Tepkilerin, bu ifşaları güçlendirdiğini gördük. Bu da ortak bir bilincin oluştuğunun göstergesi ama yine de iftira ve itibarsızlaştırma olduğunu söyleyen ve masumiyet karinesini hatırlatan, ‘kadının beyanı esastır’ı yanlış anlayanlar olduğunu da gördük. Sanırım toplumun bir kesimi gerçekten bu cümlenin anlamından bîhaber!  Kadına şiddetin devam ettiği, her gün kadın cinayetlerinin yaşandığı ülkemizde hâlâ bu cümlenin anlamı bilinmiyorsa ve anlatıldığı halde anlaşılmamışsa bıkmadan usanmadan anlatmaya devam etmek gerektiğini düşünüyorum. 

Ceren Yılmaz

Bütün bu süreçte bir tepki, bir anlatı, bir ses dikkatimi çekti. Oyuncu olduğum için bu tepkinin duyulmasını istiyorum. Ceren Yılmaz bir tasarımcı; nakış tekniğini sanatında kullandığını anlıyorum ve bu nakış, bu kez güçlü bir anlatıya dönüşmüş. Sanatçının, sesini duyurmak için ruh ve zihin acısına, bedenini nasıl kattığını, katabildiğini gördüm. Açıkçası fiziksel ve kavramsal olarak çarpıcı ve güçlü etki yaratan işi ilk izlediğimde acaba yapay zekâ ile mi oluşturulmuş, diye düşündüm. Öyle olmadığını anladığımda, bedenini ve sınırlarını ne kadar zorladığını merak ettim. Yaşadığı olayı ifşa ediş biçimi olarak avucunun içine nakışla cümleler işlemesi çok cesur, izleyeni derinden etkileyen bir performans, çok dikkat çekici bir dışavurum. Herkesin bu dayanışmayı büyütmek için yaptıkları çok kıymetli ama ben bu performansın üzerinde durmak istiyorum ve sözü Ceren Yılmaz’a bırakıyorum.

Ceren Yılmaz

Elimden Geldiği Kadar 

Ceren Yılmaz, Elimden Geldiği Kadar, Video & Ses; Performatif Nakış, 2025

 

Bu sadece bir metafor değil; 

gerçekten elimden geldiği kadar çok insana anlattım – anlattık. 

Sonuç mu? 

Sonuca dahi varamamış bir hak-hukuk-adalet girişimi; bitmeyen bir çözüm arayışı işkencesi. “Önerileriniz” kutusu ise tam karşınızda. Bu çalışma, çözüm sürecinde karşılaştığımız “görmezden gelme- yalnızlaştırma- üzerini örtme- cezasızlık” döngüsüyle tekrara açık hâle gelen tacizi, kişisel deneyim ve beden sınırlarını zorlayan bir performans eşliğinde sahneye taşır; izleyiciyi de bu sorumluluğa ortak olmaya çağırır. Mesleki ortamda yaşanan tacizi “el emeği” üzerinden irdeler; sözü, geçmişten bugüne hikâyeler taşıyan nakışa -iğne ve ipliğe- bırakır. İşitsel kompozisyon, profesyonel sanat alanındaki çıkar ve güç ilişkileriyle sanatın etik değerlerinin çarpıştığı senaryoyu dile getirir. Verilen cevap ve “öneriler”i, hukuki yalnızlığı ve sosyal medyadaki “engellemeleri” sorunu çözmeyen kaçış stratejileri olarak ifşa ederken; sanatı, iktidardaki omurgasız söylemlerle akraba hâle geldiği noktada tartışmaya açar.

“Elimden geldiği kadar” diyorum; çünkü tanıklık tek başına yetmiyor. 

Bu öneriler değişmedikçe bu hikâyeler de anlatılmaya devam edecek…

 

Ceren Yılmaz’ın sosyal medyadaki paylaşımlarına yapılan yorumları dikkatle incelemiştim; gerçekten üzerinde oturup düşünmeğe değer bir durum. Kendisi bu tepkileri de derlemiş:

 

Ne yapacaksın video mu çekeceksin. Üç güne unutulur enerjini bozma. Henüz o kadar taşaklı değilsin. Sektörde adın çıkar. İş bulamazsın. Ya kapına dayanırsa. Dava uzar, bir şey çıkmaz. Atsaydın merdivenden. Sanatı sen seçtin, şikayet etme. Sanatın içi zaten böyle. Bizim asistanlara da yürüdü. Ben kulağını çektim bi kere. Sözleşmen yok kazanamazsın. Sözleşme için ikna edemezsin. Partili değilsin biz çıkamayız. Kadınları ifşalayamayız. Sendikadan ses çıkmadı. Altı ayın sonunda affetmiş sayılır. Hadi sen de ifşala.

 

Maalesef cesaretle ifşalayan kadınlar, sonrasında bu ve benzer cümlelerin yarattığı tartışmaların öznesi olmak durumunda kalıyor. Toplumun şiddet, taciz, tecavüz ve cinayetler üzerine amasız fakatsız, eril düşüncenin sirayet etmediği, örtülü ya da örtüsüz, erkeği korumaya alan düşüncelerden kurtulması gerekiyor. Düşüncelerimizi temize çekmemiz gerekiyor çünkü kirleniyoruz. Çürümenin olduğu konuşuluyorsa düşüncelerimize bulaşan kiri de konuşmalıyız. 

Eliza Bennett

Ceren Yılmaz’ın sayesinde önemli bir sanatçıyla tanıştım: Eliza Bennett ve onun “Bir Kadının İşi Asla Bitmez” performansı ile… Eliza Bennett de kendi elini tuval olarak kullanarak elle dikilmiş sanat eserleri yaratıyor. O da asırlık nakış tekniğini elinin, cildinin üst katmanına, etine uyguluyor. E. Bennett, bu seriyle temizlik, bakım ve yemek hizmeti gibi geleneksel olarak kadınların üstlendiği çoğu zaman kolay kabul edilen ve genellikle düşük ücretle ve kötü koşullar altında gerçekleştirilen “kadın işlerine” ve bunların fiziksel beden üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor. 

Eliza Bennett

Sanatçının kendi özgün deneyimlerini, yarattığı işlerle dile getirdiğini düşünüyorum. Her ne kadar uzaktan baktığımda estetik bir görüntü varmış gibi görünse de yakınlaştıkça işin sertliğini iliklerime kadar hissettiğimi söylemeliyim. Benim için ‘Bir Kadının İşi Asla Bitmez’ performansı oldukça yıpranmış, aşırı çalışmış ve yorgun görünen bir elden çok daha ötesini işaret ediyor. Kadınların işgücüne katılımının düşük olduğunu biliyoruz. Ancak kadınların çalışma hayatında yaşadıkları ayrımcılık, düşük ücret, yorucu ve güvencesiz işlerin toplumsal cinsiyet eşitliğinin önünde engel oluşturduğunu düşünüyorum. Sömürü, kadın ve çocuklar söz konusu olduğunda daha da ağırlaşıyor. Bir işin düşündürdükleri, sanatçının çerçevesini aşıyorsa hedefine ulaşmıştır bence.

Sanatçı: Piotr Pawlenski

Açıkçası Ceren Yılmaz’ın performansını izledikten sonra aklıma Rus performans sanatçısı Piotr Pawlenski gelmişti. Rusya’nın “polis devleti”ne dönüşmesini protesto eden P. Pawlenski, bedenini dikenli tellerle zorladığı işler yapmakta. 

Rusya’nın politik durumunu protesto etmek için bedenine zarar verecek denli dikkat çekici performanslar bunlar. Örneğin Kızıl Meydan’da testislerini yere çivilemek gibi çok uçta eylemler gerçekleştirdiği gibi rock grubu Pussy Riot’un üyelerinin hapishaneye atılmasını protesto etmek için de iki dudağını iğne ve iplikle dikmiştir. P. Pawlenski’nin, Vladimir Putin’in ülkeyi ‘polis devleti’ne dönüştürmesine devam etmesini ve Rus halkının da buna sessiz kalmasını protesto ettiği işleri cesur, sert, sarsıcı ve ses getirdiği için hedefine ulaşmış işler olduğunu düşündürtüyor bana.

Sanatçı: Piotr Pawlenski

Sonuçta kendi tenlerini, bedenlerini tuval olarak kullanan sanatçılar ister avuç içlerine iplikle vurgulamak istediklerini işlesin, ister dikenli tellerle bedenin sınırlarını zorlayan işler yapsın ‘eti’ temel malzeme olarak kabul ederek yaşananları sert ve cesurca sorgulamayı seçmişlerdir. Bu bile bu eserlerin başarıya ulaştığını anlamaya yeter. 

 

Ey Sanat! Sen nelere kadirsin!

Picture of Ayşe Lebriz Berkem

Ayşe Lebriz Berkem

Tüm Yazıları