Ana içeriğe atla

FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

ŞİFAYI ARARKEN

ŞİFAYI ARARKEN


Köln, 4.10.2026

ŞİFAYI ARARKEN 

Sevgili Tijencim

İkimiz için de çok zor geçen bir yazdan sonra geldik sonbahara. Senin arka arkaya yaşadıkların, ayağını kırman, diz ameliyatın, bir yandan evi,  bir yandan anneni idare etmen gerçekten çok zordu. Bu arada erkek kardeşin için hava hoş, beni delirten de bu. Annen için kılını kıpırdatmıyor. Ama annenin parasını da o yönetiyor. Kardeşin sonuçta aldığı ataerkil eğitim sonucu böyle olmuş. Ama bunun acısını çeken neden sen oluyorsun? Eril kuşatma içinde öyle bir sıkışıp kalıyoruz ki, bunu daha önceki mektuplarımızda da  dile getirmiştik… Benim yaşadıklarıma gelince anlatmayayım daha iyi. Zaten insan bir krizin içindeyken, yani olumsuz bir şeyleri sağanak halinde yaşıyorken bunu anlatacak gücü ve sözleri bulamıyor. Tek teselli bir gün bunun da geçeceği. 

Umut

Bu nedenle yine umuda dair bazı şeyleri dile getirmek istiyorum bu mektubumda. Buna  ikimizin de ihtiyacı var. Önce güzel bir şey: Bir haftalığına Antalya Göcek’de bir tatil köyüne gitmeyi başardım. Sevmedim orayı, hoş tatil köylerinden hiç hoşlanmam ama oteli yönetenler  sevgili Genco’nun arkadaşı olarak çok iyi karşıladılar beni. Sabah çok erken akşam geç saatte bir saat yüzüyordum.  Böylece oteldeki Rus istilasından az çok uzak kalabiliyordum. Deniz Olimpos’un denizi gibi güzel değil, o yeşil, turkuaz, mavi pırıltılar yok, balıklar yok, yine de iyi geldi. Gün boyu kuytu bir yerde çalışıyordum. Aynı olayı bir erkek bir kadın farklı bakış açılarından anlatan  uzunca bir anlatı yazıyorum. Adı: Kim kimin  Aynası. Sana ilk versiyonunu göndermiştim. Antalya’da bu öykü üstüne çalıştım ve çok geliştirdim. Merak ediyorum son halini nasıl bulacaksın? Bu öyküyü yine toplumsal cinsiyet konusunu gündeme getirdiği için yarı belgesel, yarı biyografik bir oyun olarak  tiyatroya uyarlamayı düşünüyorum, bakalım başarabilecek miyim? Antalya Göcek yolculuğu benim için hüzünlü bile olsa bana çok iyi geldi. Yüzme ve yazma benim en temel gıdam ve ilaçlarım biliyorsun. Denizin şifa verici gücü müthiş.

Biyografi ve belgesel tiyatro atölye çalışmaları

Şimdi Köln Schauspielhaus’un  sunduğu bir aylık bir tiyatro atölye çalışmasına katılıyorum. Katılanlar tiyatro oyuncuları ve eğitimcileri. Konu: Demokrasi. Biyografi ve belgesel malzemeyle harmanlanan yaklaşık yirmi kişinin katıldığı bir çalışma bu. Ben de aynı çizgide çalıştığım için belki bazı şeylerin bana esin kaynağı olabileceğini düşündüm. İlk buluşmamızda  grubu harmanlaştıran bildik çalışmalardan sonra herkes politika ile ilgili kendi çocukluğuna ya da ilk gençliğine  ait bir şeyler anlatacaktı. Benim öyküm şöyle:  Yedi yaşlarında olmalıyım. Sürekli komünizm sözünü çevremde çok kötü bir şey olarak duyuyorum. Anneme bu sözün anlamını soruyorum. Annem açıkladığındaki şaşkınlığımı ve sevincimi hiç unutamıyorum. Herkesin eşit olması, kimsesinin sokaklarda dilenmemesi, sürünmemesi ne kadar güzel bir şeydi! İyi de o zaman neden herkes buna bu kadar karşıydı? Annem bunu uygulamanın ne kadar zor olduğunu açıklamıştı. İyi ama neden zordu? Bu konu çocukluğumda büyük bir soru işareti olarak kafama takılıp kalmıştı. Tabii altmış darbesiyle birlikte aile yaşamımızın nasıl altüst olduğunu da anlatabilirdim. Babama  ajanlık teklif edildi, kabul etmeyince polis onu izlemeye başladı, beş paramız yoktu ve ne yapacağımızı şaşırmıştık. Şaşkınlık, korku, çaresizlik… Ama politikanın aile yaşamımızı nasıl alt üst ettiğini gösteren bu öykü o an aklıma gelmedi. Öykülerimizi birbirimize anlattıktan sonra doğaçlamaya geçtik. Sırtı bize dönük dört kişi. Her biri kendi öyküsünü anlatıyor. Konuşan yüzünü bize dönüyor. Birkaç cümle söyledikten sonra diğer devreye geçiyor. Böylece mozaik parçalarından oluşan dört öyküyü dinliyoruz. Kısa sürede öyle teatral sahneler oluştu ki şaşırdım kaldım. Çalışmanın devamını bir dahaki mektubumda anlatırım. Belki Nihal ile sen de Çağdaş Yaşam’da böyle bir çalışma yaparsınız. Dört haftalık bu atölye  çalışmasının sonucunda nasıl bir sonuç çıkacak acaba?  Atölyede demokrasi kavramı altında özgürlük, eşitlik, adalet gibi çok şey gündeme gelirken kadın hakları sadece benim önerim olarak kaldı. Bakalım bu konuyla ilgili bir şeyler yapabilecek miyiz? Görüyorsun ya çok travmatik günler geçirmeme rağmen kendimi ayakta tutacak bir şeyler mutlaka buluyorum. Bu ayın sonunda Aile Dizini çalışmalarına katılacağım. Oradaki deneyimlerimi  sana bir dahaki mektubumda anlatırım. 

Özgür

Biliyorsun bu arada Norbert’e sürekli kitap okuyorum. Necla Kelek’in sana geçen mektubumda anlattım Mutlu Çocuk’tan sonra  Arnavut kökenli yazar ve  siyaset bilimci Le Ypi’nin kitaplarını Özgür ve Haysiyetsizliği çok etkilenerek okuduk. İlk kitabı Özgür’de  kendi yaşamını  diğer kitabında geçmişe giderek anneannesinin yaşamını anlatıyor. Özgür, Her Şey Parçalanırken Büyümek kitabında Arnavutluk’ta komünizmden sözde demokrasiye geçişi kendi çocukluk ve gençlik deneyimleri üzerinden anlatıyor. Ailede kadınların büyük anne ve annenin baskın olduğu bu anı kitabının ilginç yanı ülkenin siyasal dönüşümünün aile ilişkilerinin içine nasıl sızdığını göstermesi. Bu kitapta ne çok hoşuma gitti biliyor musun?  Ypi ‘nin olayları çocuk bakışıyla anlatması. Küçük Lea okulda öğretmeninin kendisine öğrettiği gibi özgür bir ortamda büyüdüğünü sanırken ülkedeki huzursuzluğu,  insanların özgürlük için mitingler yapmasını bir türlü anlayamaz.  Ailesi yönetime karşı olduğu halde bunu Lea’nın yanında belli etmez. Çünkü baskılar üst düzeydedir ve en küçük bir dikkatsizlik ailenin hapsi boylamasını sağlayabilir. Bu anı kitabının  temelini oluşturan çocuk bakışı, olayların on bir yaşında küçük bir kızın gözünden anlatılması bir tür yabancılaştırma etkisi yaratıyor. Yer yer gülümseyerek ya da gülerek okuyoruz bu anıları. Kitabın adı Özgür, çünkü Ypi anılarında özgürlük kavramını sorguluyor. İnsanlara özgür olmadıkları bir ortamda sürekli özgür oldukları söylendiğinde özgür olunabiliyor mu, manipülasyon nasıl işliyor, beyin yıkama yöntemleri neler bu vb. Sorular bu kitabın özünü oluşturuyor.  

Son yıllarda  sesli kitap okuma performansım çok arttı Tijencim. Norbert’le bir araya geldiğimizde sürekli başka dünyalara, ülkelere gidiyor, yepyeni insanlarla tanışıyoruz. Lea Ypi benim için  çok güzel bir sürpriz oldu, onun için seninle paylaşmak istedim. Öte yandan özgür olamama, otorite, baskı, demokrasinin çökmesi gibi konular bizim gündemimizden de hiç çıkmıyor.  Ypi’nin sana bir röportajını gönderdim aldın mı? Zekasının ve yaratıcılığının dışında öyle hoş  ve zarif ki, böyle bir kızım olsun çok isterdim.

Tijencim  umarım zaman içinde senden güzel haberler  gelir. Zaten geldi bile. Sokakta bulup da benimsediğiniz, bana fotolarını gönderdiğin o minik kedi yavrusuna ne demeli?  Ne kadar sevimli bir şey. Kedilerin şifa verici gücü vardır biliyorsun. Sana da iyi gelecek, eminim.

Şimdilik Sevgiyle kal

Picture of Zehra İpşiroğlu

Zehra İpşiroğlu

Tüm Yazıları