FEMTRAK – Dünya Dişidir, Dişi Dişlidir.

Tijen Savaşkan’a Mektup

Tijen Savaşkan’a Mektup

3 Haziran 2026

 

Sevgili Tijen  

Bu dönem aksilikler seni buldu. Tam Gizem’in evlilik töreni günlerinde ayağını kırman gerçekten ters oldu. Ama yine de çok güzel bir kutlama yapabildiniz. Bu güzel günde aranızda olamadığıma üzüldüm ama biliyorsun  tam düğün günü İstanbul Üniversitesi’nde okuma tiyatromuz vardı. Çok iyi geçti, izleyici kaliteli olunca hepimizin motivasyonu da haliyle yükseliyor. Ama en güzeli bunu üniversitede gerçekleştirmemiz oldu, biliyorsun üniversiteler hapishane haline geldi, insanlar gölgelerinden bile korkuyor. Benden sonra gelen  kuşaktaki eski öğrencilerimin ve arkadaşlarımın içinde bu korkuları aşabilenlere ne büyük sevgi ve saygı duyuyorum. İşte bunlar benim çocuklarım diyebiliyorum. Bu ne kadar güzel bir duygu…

Mardin’in büyüsü

Mardin’e  arkadaşımız Barış Celiloğlu’ile birlikte sensiz gitmemize üzüldüm. Aslında benim bu yolculuğu ertelemem olanaksızdı, Mardin için yaş sınırını aştım bile. Merdiven merdiven merdiven… En kötüsü de basamakların yüksekliği… Ama şehrin öylesine pırıl pırıl bir havası var ki insan gençleşiyor, dinçleşiyor, bambaşka bir enerji geliyor. Tam çarşının orada harika bir konakta kaldık. Mardin’i didik didik keşfettiğimiz gibi çevreyi de Midyat, Mor Gabriyel Manastırı, Antik Kent Dara, Deyrulzafaran Manastırı her yeri gezdik. Mardin’de bienal vardı, biz de eski şehre yayılmış bienalin izinde dolaşıp durduk. Taş evlere, avlulara, konaklara , manastırlara yayılmış olan bienal eski ve yeniyi harmanlıyordu. Gezerken en güzel yerlerde kafe arası yaptık, yerlilerle uzun uzun sohbet ettik, fotoğraf çektik, Mardin Bienali’nde yer alan uçurtmacı Mungan’ın atölyesine gittik, çatıya çıkıp uçurtma uçurduk, içli köfte ve kaburga dolması yedik ve Süryani şarabı içtik, kendimize incik boncuk ve eşek sütü sabunu aldık. Çok eğlenceli ve güzel bir yolculuktu gerçekten. Barış da harika bir yol arkadaşı…

Gençler mi evleniyor aileler mi?

Bir gün güzel bir mekânda yemek yerken iki genç kadınla tanıştık. Biri yuva öğretmeniymiş, bir çocuğa aşık olmuş ve olduğu anda ayrılması bir olmuş. Çocuk ona evlendiğinde kapanması gerektiğini söylemiş. Öteki kızın da öyküsü buna benziyordu. Nişanlıymış, çocuk ona hem el kaldırmış hem de onu aldatmış. İkisi de son dakikada büyük bir tehlikeden dönmüşler. Onlara göre en beteri evlenip de ayrılmak. Bu iki ailenin birbirine girmesi belki de kan dökülmesi anlamına geliyor çünkü. Ayrılmayı aileler kolay kolay kaldıramıyorlar. Bu nedenle de kızlar  gençliğin getirdiği iyimserliklerine ve neşelerine rağmen çok kaygılılar. 

Bu gençlerin nasıl bir çıkmazda olduklarını düşünüyorum ister istemez. Evlenip de kendi ailelerini kurmamalarına aile dünyada izin vermez. Evlendikleri anda da erkeğin malı olurlar. Hiçbir seçenekleri yok. Hatırlayacaksın bundan birkaç yıl önce beni bir öğrenci kız aramıştı, ailesinin onu zorla evlendirmesinden kaçıyormuş. Ben Köln’deydim. Sizler ilgilendiniz kızcağızla. Onu kaç kere yemeğe götürdünüz, üst baş aldınız. Sonra bizlere kimliğini değiştireceğini söyledi, ondan sonra da kayıplara karıştı. Belki kaçıp kendini kurtarmıştır belki de öldürülmüştür, belki de yakalanıp evlendirilmiştir, kim bilir? Bu topraklarda kadın olmak bizim hayal edemeyeceğimiz kadar zor. Mardin’den döndükten sonra Zülfü Livaneli’nin bu toprakları anlatan Huzursuzluk romanını okuduk eşimle. Ortadoğu’daki çalkantılar baskılar, travmalar, ön yargılar gündeme geliyor bu iç burkucu romanda.

Şiddete karşı duruş

Son günlerde tiyatrocu Ozan Güven olayı yine gündeme geldi. Biliyorsun sevgilisinin ağzını burnunu dağıtan Ozan Güven’le ilgili  düşüncelerimi Sanatçıların Dokunulmazlığı mı Var yazımda kaleme almıştım. Ama dokunulmazlık dönemi artık geride kaldı, günümüzde kadınlarda müthiş bir uyanış var. Nitekim Ozan’ın yeni bir tiyatro oyununda yer aldığı duyulduğunda öyle bir tepkiyle karşılaştı ki geri çekilmek zorunda kaldı. Şimdi de Kadıköy’de bir mekâna gittiğinde, kadınlar onu görünce orayı terk etmesini istemişler. Bana sorarsan bu adam ortalıklarda çok uzun bir süre hiç görünmemeli ve özür dilemeliydi. Ama biz bellek özürlü bir toplumuz ya yaptıkları nasıl olsa unutulacak sandı. Ama işte evdeki pazar çarşıya uymadı. Tabii bu cesur kadınlara karşı kıyamet koparıldı. Sosyal medyada görmüşsündür linç kültüründen söz edilip duruluyor. Üstelik kadınlar da bunu söylüyor. Şiddet eğilimli birinin mekândan çıkarılmasının linç kültürüyle ilgisi nedir? Bu ne kadar demagojik, ne kadar yanlış bir tanımlama! Beni en çok şaşırtan, sözcüklerin de bu kadar kolay bir silaha dönüşmesi. Bir insan yaptığı bir yanlıştan dolayı cezalandırılmışsa, bu yeterli değil mi, ömür boyu bunun altında mı ezilecek gibi sorular gündeme geliyor bu bağlamda. Bence konu kadına karşı şiddet olunca hiç de yeterli değil, çünkü şiddeti kolay kolay unutmamamız lazım. Unutma şiddetin sürmesi anlamına geliyor. Peki onca sanatçı, kadına karşı şiddet uygularken ve kimse şimdiye değin buna yeterince ses çıkaramazken neden Ozan? Bu konuda şöyle düşünüyorum: Her şeyin bir başlangıcı yok mudur? Ozan olayı bir dönüm noktası bana göre. Sanatçıların bu konuda dokunulmazlıklarının kaldırıldığını gösteriyor. Bu açıdan da bir uyarı niteliği taşıyor. İbrahim Tatlıses gibi bir adama katlananlar bugün pekâlâ şiddete dur diyebilme cesaretini gösterebiliyorlar. Bu bence önemli bir gelişim değil mi?   Ne dersin?  Ben bu olayda bir umut ışığı görüyorum. 

Biliyor musun çocuk istismarı konusunu ele aldığım Hatırlayamadıklarımız romanımı okuyanlar bana çocuk tacizcisinin neden çok ünlü bir şair olduğunu soruyorlar sık sık. Neden biliyor musun bu dokunulmazlığın ortadan kalkmasını istediğim için. Bence  kadına ve çocuğa karşı şiddet ve istismar konusunda hiçbir erkeğin, toplumun göz bebeği olan starların bile hiçbir dokunulmazlığı olmamalı. Biliyor musun aslında Ozan Güven’e böyle bir olaya vesile olduğu için teşekkür borçluyuz.

Tijencim umarım ev izolasyonunu çok  yakında aşar ve hareketli yaşamına bir an önce dönersin.

Sevgiyle

 

Zehra  

Picture of Zehra İpşiroğlu

Zehra İpşiroğlu

Tüm Yazıları